Üçüncü cinsiyet geliyor
Kadın ve erkek dışında bu dünyada üçüncü bir cinsiyetin yaşadığı artık resmen kabul edilecek. Yasa tasarısı tamam.
Bugüne kadar bu dünyada kadın ve erkek dışında bir cinsiyet olduğu hiçbir zaman kabul edilmedi. Resmi evraklarda insanların cinsiyet bölümünde sadece kadın ve erkek yazıyor.
gerçeğime dönmek için! içimde yaşadığıma, kendime...
donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.
2 Kasım 2010 Salı
haber3: kaç cinsiyet?
mahalle dar gelince
“Hiçbir şey bir sır kadar ağır değildir.
Kadınlar için bu uzun süren bir yolculuktur.
Ama ben nice erkek bilirim,
Bu heves uğruna kadın olmuştur.”
La Fontaine.
Uzun bir süre Malezya belgeselleri izledik. Ben hala ne demek istendiğini anlamış değilim. Bu tartışmalar Ramazan ayına denk geldiğinden beri Müslüman bir ülke belgeseli izliyormuşçasına ilgisizdim. Hâlbuki durum öyle değilmiş. Çünkü Türkiye’nin zorlu bir kabuk değiştirme süreci içinde olduğu söyleniyordu.
bir reklam
Uzun zamandır tv’de dönen bir jilet reklamı var. Birçoğunuza hala uzak olan lazerli epilasyonun akıllara sakal tıraşını getirmesi sizi şaşırtmasa gerek. Ne de olsa gerçekle yüzleşmek en az güzel olmak kadar önemli. Bu gerçekliği değiştirmek üzere yapılan her değişimse artık moda. Moda olan her şeyi benimseyişimiz ise geçmiş yanılgıları yanında barındırıyor. Aynı şu sıralar olduğu gibi. Örneğin bu jilet reklamının ana teması “erkeklik”le ilgili. Görsel olarak da geçmişten günümüze erkeklik imgesini işlemiş. Reklam bir erkeklik tanımıyla başlarken tanım gereği şöyle ifade ediliyor: Cesur, arkadan konuşmayan ve kazanmasını bilen. Bir anda gözümün önüne Fay Dunaway’in Joan Crawford’un hayatını canlandırdığı filmi geldi. Kadın, Pepsi’nin başına geçer geçmez daha ilk toplantıda bütün ortakları (elbette hepsi erkek) masasına toplar ve “benle sik dalaşına girmeyin beyler” der! Artık ondan sonra Hollywood’un ne John Wayne ne Rock Hudson erkekliği kalır, zaten ikisi de geydir! Erkek ya da gibisi olmanın tek kurtuluş noktası olduğu bu dünyada Crawford gibi kadınların gey erkeklerin gözünde ikonlaşması kaçınılmazdır. Çünkü erkek olmak hep bir akıl işi, hep bir kazanımdır. Hâlbuki bu aklın hilesi yoktur, olsa olsa kendi aklımızın hilesi vardır. Kısaca hep bir aldanış hep bir yanılgı söz konusudur. Ama hiçbir kadın, hiçbir melankolik adamı, kendini arada yitirmeksizin “kurtarmamıştır”. Belki o yüzden sanılanın aksine karşıt cinsin hem cesur hem dürüst ve her daim kazanan olması gerekmiştir.
vakko-roma
2007’nin son aylarında üzücü kazalara ve kayıplara şahit olduk. Bunun en acısını bir uçak kazasında kaybettiğimiz bilim insanlarıyla yaşadık. Zaten bu gibi insanların yetişmesine olanak sağlamazken yaşayanların kaybı hepimizi üzdü. Bir lubunya dergisinde buna dair giriş yazısı yadırganabilir. Bilimin, kendisini kurtuluşa yönlendireceğini bilenlereyse ışık tutacağı kesindir. Her ne kadar var oluşumuz için bazı spekülasyonlar ortaya bizzat bilim insanları tarafından atılsa da özünde mantığın ve maddenin esasını araştıranlara saygımız sonsuz.
oğlan güncesi
Uzun zamandır onu düşünüyorum. Onla oluyorum. Yalancı dokunuşlarıyla mutlu oluyorum. Çaresizim. Onsuz olamıyorum. Kalbim kırık. Bedenim çıplak. Umutsuzca organımla oynuyorum. Ta ki sertleşme ümidi kalmayıncaya kadar. Dudaklarım kuru. Ellerim çatlak. Asılmaktan nasır bağlamış. Meni kıvamında akan gözyaşlarım artık acıtmıyor. Düşlerimse artık daha berrak. Korkutuyor. Sonra dolaşıyorum, çepe çevre. Evde iki tur attıktan sonra bir arkadaşı arıyorum. Dertleşiyoruz. O da umutsuz. O da mutsuz. Tüm ev hanımları gibi. Yine başım ağrıyor. Elim yine oramda. Şimdi yine onu düşüme vakti. Bu kaçıncı. Kaç kez daha boşalmam lazım. Peki, niye her defasında daha fazlasını istiyorum ve hiç doymuyorum? Gittikçe edepsizleşen bir iştahım oldu. Neye saldıracağını bilmez çocuk misali. Üzerimde gene bir mendeburluk. Hiç oralı olmuyor benimki. Hala elime boşalma heveslisi.
bütün kadınlar bunu yapar
“Çok sıkıyordu kendini. Daha da derine kaydım. İnanılmaz derecede sıkıyordu kendini. Zorlarken yan tarafıma aniden bir sancı girdi, berbat, sızlatan bir sancı, yine de devam ettim. Tam omurgasından ikiye ayırıyordum onu. Çıldırmış gibi kükreyerek boşaldım” – (Kadınlar/Caharles Bukowski) .
Bu satırları okurken hiç bu kadar acı dolu bir hazza kavuşacağımı zannetmiyordum. Çok sıkılmıştım ve Ortaköy’e doğru yürüyordum. Her zamanki gibi üstü açık sahaf dükkânlarına uğradım. Kadın bir satıcı tezgâhı yeni açmıştı ki gözüme hemen çarpıverdi bu kitap. Hemen aldım. Siftahı benden alan satıcı kadın, umarım sonraki saatlerde de satışlarına devam etmiştir. Eve döner dönmez kitabı okudum ve bitirdim. Yalnız ben yazarın hiç bu kadar açık ve düz bir anlatımla yaşamını aksettireceğini düşünmemiştim. Kendisini dürüst buldum. Diğer erkekler gibi domuz tavrını gizlememiş, kadınlara yönelik “delik” algısını sayfalarca betimlemişti.
ismim: aligül
Genel olarak isimlerimiz biz doğduğumuzda cinsel organlarımıza bakılarak, eğer bekleniyorsak varsayılan cinsiyetimize göre konuyor. Eskiden, ültrason yokken, gönülden geçen cinsiyete göre isim konurmuş, daha detaylı düşünenler her iki cinsiyet için de isimler hazırlarmış ki şimdi de bu tavrın pek değiştiğini sanmıyorum.
İsimlerin de cinsiyeti var. Kadınlara “kadın ismi”, erkeklere “erkek ismi” veriliyor. Kadınlarda Mehmet, Ahmet, vs. erkeklerde de Ayşe, Fatma, vs. isimleri göremiyoruz. Bir cinsiyeti işaret etmeyen isimler de var; Barış, Rüzgâr, Deniz gibi. Fakat bu isimler kişilere kendilerini “cinsiyetsiz” hissettikleri ya da algıladıkları için konulmuyorlar.