donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Bakış - geçen yaz birdenbire

“Sen sadece görmek istediğin şeyi görüyorsun.
Sen, donmuşsun.” Madonna

Oturduğum semtte yeni bir gelinlik dükkânı açıldı. Aslında buna pek şaşırmamam gerekiyordu. Hele burnumun dibinde koca bir evlendirme dairesi varken. Ama insan ister istemez içerliyor işte. Neydi bu giysiyi yücelten diye? Neyi temsil ediyordu? Sadece saflık mertebesinde ışıyan beyaz, bunun tercümesi olabilir miydi? İçinde bir gizem, bir oyun olması gerekmez miydi? Ne de olsa her gelinlik giyen, o görünmez zırhın arkasına sığınamıyordu. Pippa bacca bunu doğrulayan acı bir tecrübemizdi. 80’lerin çarpık ikiliği gelinliği de kendine benzetmeyi başarmıştı. Aynı anda hem bakire hem fahişe olmak mümkündü. Fahişe kelimesinin farsça “sokak kadını” anlamına geldiğini düşününce, sokakta gezen her kadının erkek zihniyeti nazarında seks işçisi olmasına şaşmamak gerekirdi. Zaten kadın veya gibisi olmak bunu gerektiriyordu. Yeteri kadar namuslu olmak yetmiyor, bir de onu ifşa etmek gerekiyordu. Sabah kuşaklarının vazgeçilmez cadıları bu ayrımı net bir şekilde ortaya koyarken, ziyan olan onca insan onuru “en güvenilirlik” etiketi alınmışlar tarafından hibe ediliyordu.

İşte bu noktada onur mücadelesi anlam kazanıyordu. Yıllarca hiçleşen, yok edilen kimi ötekiler sokaklara çıkıyor, kendileri için bir şey yapıyordu. Geçen yaz bu deneyimin doruk noktasına çıkması tesadüf değildi. Eşcinseller için bu, bir kez daha “olay”dı. Hepimiz içinse eşsiz bir tecrübeydi. Ama ben orada yoktum. Ya da orada olamadım. İki sene önce aldığım askerlik raporuyla yüzleşiyordum. Her eşcinsel erkeğin yaşadığı bu travma sürecinin “post” stresini yaşıyordum. Süreç sadece sözlü beyanınızla yetinmediğinden, bir de bunu kanıtlamanız gerekiyordu. Vaktiyle onur kelimesini telaffuz etmek şiar halini alırken, iş rapor almaya gelince yan çizmek, ihaneti kaçınılmaz kılıyordu. Mehmet Tarhan bu ikiyüzlülüğü yıkmak adına büyük bedeller ödemiş; vicdanının sesini dinleyerek, onu reddetmişti. Kaldı ki ben yaptığım şeyden utanmıyordum. Çünkü birçoklarımız için bu bir tür haktı. Ta ki muayene edilmek için gittiğim hastanedeki doktorun bana: “Bunun onur kırıcı olduğunu biliyorum ama yapmak zorundayım”, cümlesini işitene kadar. Hiç ummadığım anda yüze şamar gibi patlayan sözler, kaybolduğum andı. İçimde o ana kadar duymadığım bir yabancılaşma ve utanma hissi belirdi. Hâlbuki bir eşcinsel olarak bana sunulan “avantajı” kullanmış, gereken işlemleri yerine getirmiştim. Ne için pişmanlık duymalıydım? Kendimden başka kime karşı bir sorumluluk duymalıydım ki?
Elbette ki arkadaşlarıma. Can yoldaşlarıma. Kız kardeşlerime. Evden kaçtıktan sonra bana kucak açan yuvama: Lambdaistanbul’a! O süreç boyunca yaşanan iç çelişki, eşcinsel hareketle tüm organik bağımı koparmama neden oldu. Mehmet çıktığındaysa bir, bilemediniz iki kez görüştüm. Görüşebildim. İyi de bu birçok eşcinselin maruz kaldığı bir şey. Bu kadar üstelemenin ne âlemi vardı? Bunun yanıtını ancak bir üstat verebilirdi. Woolf, herkesin kendine ait bir odası olması gerekir derken, özel alan mücadelesinin ne menem bir şey olduğunu özetler adeta. Kaldı ki hayata tutunmak adına bir oda açmışsanız ve onu kendinize kutsamışsanız, temiz kalması için tüm yüzleşmeleri yerine getirmeniz gerekir. İşte Lambdaistanbul benim en temiz odam. En azından öyle kalmalıydı. Temiz kalmak adına gerçekleştirdiğim yöntemlerse bana çok uzak değildi. Thai chi, yoga, meditasyon, ardından pasiflora, prozac, zanacks ve elbet namaz, oruç ve takva. Ama hiçbir arınma, geçen yazki yürüyüşün yerini almadı. Sanki vaat edilen cennete yol alan inananların coşku ve neşesi tekrar canlanmıştı. Hâlbuki o insanlar 3000 sene önceki yürüyüşte 40 sene çölde gezinmiş ama kaybolmuştu. Musa’ya sorulan bir soru üzerine alınan cevapsa, şaşırtıcıydı. Çünkü o, yolunu bir kadına sormaktan acizdi. Neyse ki eşcinsel erkekler, eşcinsel kadınlarla yol almaktan çekinmediler ve yanlarına nice travesti ve transseksüeli aldılar.
Lambdaistanbul’un kapatılma davası ise yaşadığımız çilenin en somut kanıtıydı. Gerçeği görmeyenlerin, göremeyenlerin ya da sadece kendi gözleriyle bakmak isteyenlerin yansımasıydı. Çünkü onlar donmuştu. Zamana, mekana ve eşyanın her tür tabiatına aykırı durmak pahasına donmayı tercih etmişlerdi. Ben bu sene, geçen seneyi aratmayacak bir onur yürüyüşü gerçekleşeceğine inanıyorum. Ve kendime bir şans daha tanıyıp, o yürüyüşe katılmak istiyorum. Tekrar kendimle karşılaşmak ümidiyle!


sürmelican






Hiç yorum yok: