donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Dönmeliğimin tarihçesi

Daracık bir kelime dağarcığına sahiptim 'dönme' kelimesiyle tanıştığım zamanlarda. Ve fiil olarak öğretilen bu kelimenin nasıl bir sıfata dönüştüğünü zaman zaman şaşkın bakışlar eşliğinde, zaman zaman korkudan gözlerimi yumarak, zaman zamansa acılar içinde kıvranarak izledim. Suçlanan, yargılanan, linçe layık görülendim. Belli ki büyük bir suç işlemiştim, küçük yaşımın bile cezamı hafifletmeye yetmediği büyük bir suç...

Önceleri bir yakıştırma. Çocukların çocukça bir üstünlük yarışı belki. Belki de ilkelliğimizi tüm çıplaklığıyla ortaya seren, 'karşındakini, ötekini, farklı olanı yaralama' çabası. Evren geliştikçe basitleştirilmek istenen, basitleştirilen, basitleşen insanlar. Kendimizden farklı olan her şeye, düşünceye, duyguya, ırka, dile, dine ve görünüşe karşı gün geçtikçe büyüyen bir tahammülsüzlük. Hatta nefret. Tek tip kalıplara dökülmek üzere kırılan, ezilen, eritilen düşünceler, düşler, sevgiler, 'bizler'...

Dönmeliğimin bile bir tarihçesi oluştu zamanla. Kademeler atlayıp yeni isimler aldım. Önce karı kılıklı, sonrasındaysa yumuşak. Verilen isimlerin hepsi narinliğin, kırılganlığın tanımıydı ve erkeklikten uzaktı. Çünkü bir erkek kırılgan olamazdı. O da babası, amcası gibi sert, 'erkek gibi erkek' olmalıydı. Deterjan reklamlarını anımsatan 'homo' takip etti sonra. Yeni okullar, yeni insanlar ve yeni sıfatlar...

Duymazlıktan gelmeye çabalıyordum, fakat beceremiyordum. Susuyordum, siniyordum, korkuyordum, çocuktum. Hiçbir canlıyı yaralamayacak, yaralayanları anlamayacak kadar zayıftım, insandım. Önceleri daha az çıkar oldum okul bahçelerine; karı kılıklı, yumuşak, homo kelimeleri canımı acıtmasın diye. Zamanla uzaklaştım bahçelerden, insanlardan. Yaklaştım kendime. Küçüktüm, içime kapandım. Büyüdüm, içimi insanlara kapadım!

Her birimiz anımsarız okula başladığımız ilk günü, ilk bisiklete bindiğimiz zamanı, ilk sevgilimizi, ilk yaramızı ve 'dönme' kelimesiyle ilk yüz yüze getirildiğimiz anı. Döndüğüm zaman ilk zamanlarıma geri gidebilmeyi hayal ediyorum. Yaşadığım ya da bana yaşatılan ilklerime. İliklerime işleyen, unutulma ihtimali, uyumlu bir ilik bulmaktan bile daha düşük olan ilklerime. Oysa hepimiz güvenli kalelerimizden, evlerimizden çıktığımızda öğrendik geriye -dönme- şansımızın olmadığını!

Önceleri güçsüzlüğümden güç alan insanların beni sorguladıkları gibi tüm gücümle sorguluyorum şimdilerde kendimi. Bugüne kadar yaptığım ve bugünden sonra yapmak istediğim tercihlerimi. Bana ait olan, benim olan, benden olan, ben olan her şeyi. Şimdi geleceğime bağlayan dönemeçte durmuş geçmişimi sorguluyorum. Zamanında beni kendi gerçeğimden döndürmeye çalışan insanların yakıştırması olan ve kendileriyle benim aramda bir fark olarak gördükleri; aslında en çok da onlarla aramda bir fark olduğu için zamanla kendime yakıştırdığım dönmeliğimi sorguluyorum.

Benim hıçkırıklarımdan kendilerine kahkahalar yapan, bana verdikleri acılarla mutlu olan insanlar. Kendinden korkan, kendinden kaçan, kendinden kaçmaya çabalarken kendine yaklaştığını fark eden. İçine kapanan, içini insanlara kapatan, içinde büyüyen, gün be gün güçlenen, yenildikçe yenilenen BEN!

Kazandığım gücün paralelinde ağırlaşan isimler; ibne, götveren... Korkuları cesarete, kırılganlıkları başkaldırıya dönüşen, dönüştürülen, döndürülen dönmeler; BİZLER!

Canı yanmadan, hatta bir hayvan saldırmazken bile, yaralamaktan, hatta öldürmekten haz duyan insanlardan öğrendim, öldürmeyen şeylerin güçlendirdiğini. Her gün biraz daha gerileyen, ilkelliğe doğru ilerleyen bir ters evrim geçiren, insani değerlerden uzak, bir sıfata bile yakıştıramadığım bu canlılardan öğrendim, dönmekle doğru karar verdiğimi.

Çünkü farklıydım. Onlar gibi olamazdım. Olmak da istemezdim. Ben, her şeye rağmen kendinden ödün vermeyen, insan kalmakta direnendim. İnsani değerlerinden dönmeyen bir -dönme-ydim!


gacıvari falcı

Hiç yorum yok: