donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Gacıvari Laçovari - hayırlı olsun

Gacıistanbul dergisine yazdığım son yazıda -aynı zamanda onun da son
sayısı (11-12) oldu- astrolojik açıdan bir kırılma noktası
yaşayacağımızı söylemiştim. Neyse ki Tanrı beni yalancı çıkartmadı.
Ve Türkiye'nin de zorlayıcı bir açısıyla basın sektörü (irili
ufaklı) zarar gördü. Biz istisna değildik. Gacıistanbul dergisi
dağıldı. Ayrışmasıyla beraber başka bir adla bambaşka bir derginin
çıkartılması kaçınılmazdı. Ben burada Gacıistanbul dergisindeki gibi
faal olamayacağım. Bunun bazı politik gerekçeleri varsa da Satürn'ün
para evimden çıkmasının da payı büyük. Çünkü elden de olsa bir işim
var artık. Umarım daim olur.

Gel gelelim yeni dergimize. Adı kadar duruşunun da iddialı olduğunu
belirtmeden edemeyeceğim. Başarının gizli bir anahtarı da iddiadan
geçiyor zaten. Ben bu grubun başarılı olacağını düşünüyorum. Adı
gibi dönme sancısı yaşayan ülkemizin yıldız haritası biraz karışık.
Eee reformist süreçler biraz vakit alıyor. Tam bunları yazarken yeni
hükümet nihayet icraatlarına başlamış, Freddie Mercury'nin doğum günü
hatırlanıp kutlanılmış, 11 Eylül felaketi tekrardan gözden
geçirilmiş, 12 Eylül korku dolu göndermesiyle tüylerimizi
ürpertmişti. Ne ilginç değil mi? Hâlbuki hiçbiri tesadüf değil.
Sadece birbiri ardına sıralanmış olaylar dizisi ama hepsi bir dönüm
noktası. Ve biz bu dönüm noktalarını son 27 yıldır
zihniyetinden "dönemeyen" bir ülkede yaşıyoruz. Hakkımızda
hayırlısı!

Süreç bizi yıldırmamış ama yıpratmıştı. Hala da yıpratıyor. Ben
miyim bu kadar olgunlaşan ya da sinmişliğin verdiği bir böceklikle
yalpalayan. Ne sanrı ama! Bitmek bilmiyor. Devamlı kusuyor. Aklı
hayali durduran olaylar yaşadığımız dönemde; dönme hazzının
doruğunda. Ne demektir peki bu dönme? Yaşamına ara vermek isteyen
bıyıklı bir travesti hizmetçi mi; yoksa 27 yıldır Diva unvanıyla yeri
göğü birbirine katan müstakbel gelinimiz mi? Sorun, olamadığımız ya
da olmak istediğimiz bir olgu mu? Bu adı da kim takmış? Dönülen şey
biz miydik bunca zamandır? Hiç sanıyorum. Gece uykularımı kaçıran,
sevincimi ertelediğim saten çarşaflarda bunun izleri mi vardı!
Nerdeydi dokunamadığım ama her daim ağıtlar yaktığım bedenim. Çok mu
hüzünlü geldi. Melodram aklın ufak bir oyunudur. Tıpkı arzu ve nefret
gibi. Kısaca bu topraklarda yaşayan her yurttaşta baki olan. Çünkü
her birimiz aynı akıl dışılıkla yaşıyor, birbirimize aynı üslupla
yaptırım uyguluyoruz. Kötürüm kalmış serçe misali bir oyana bir
buyana savruluyoruz. Ve sonunda çatacak mutlaka bir dönme buluyoruz.
Bu da insanın var olma koşullarının engellendiği yerde özgürlük
problemi doğuruyor. İşte biz burada devreye giriyoruz. Problemin
doğduğu yerde çözüm arıyor, tartışıyor ve bir bakış açısı
yaratıyoruz. Bu zorlu bir süreç ama bir İngiliz düşünürün dediği
gibi: "Özgürlük zorlanmanın değil, zorunluluğun karşıtı olarak,
rastlantıyla aynı şeydir."

Sürmelican

Hiç yorum yok: