donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Kendine “dönme”

İngilizce’de de, Türkçe’de de hem eşcinselleri hem de travesti ve transseksüelleri tanımlayan kelimeler var. Top, ibne, sevici, puşt, dönme, götveren vs. Daha da vardır muhakkak. Bu kelimeler hiçbir zaman iyi anlamda kullanılmadı; aşağılamak, ezmek ve sömürmek için kullanıldı.

Hepimiz nereden gelmiş olursak olalım ikili kelimeler-kadın/erkek, ikili kodlar-kadınlık/erkeklik üzerinden büyütüldük. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bu “sistem” yürürlükte olduğu için az veya çok farkla aynı üretimden, aynı beyin yıkamasından geçtik. Hissettiğimizin değil, “olmamız gerekenin” gerçek ve kabul edilebilir olduğunu kazıdılar kafamıza. O yüzden bu kelimeleri ve dayatılan hayatları çoğu zaman o kadar çok kanıksadık ki “toplumdan, bize bakan”dan geldiğini anlamadık, anlayamadık.

Altlarında ezildik, suçluluk hissettik, kendimizden nefret ettik, tanrıya yakardık bizi “düzeltsin” diye.

“Dönme” kelimesi ise özellikle travesti ve transseksüel arkadaşların hafızalarında en berbat sözcük olarak yer etti (din, etnik köken değişikliği yapmak zorunda bırakılmış olanların kafalarına kazındığı gibi). Türkiye’de ve dünyada en popüler cinsiyet olan “erkek” cinsiyetini ve “erkeklik” toplumsal rolünü nasıl bırakır da “döner” diye ya da kadın haliyle kendini nasıl kutsanmış erkek olarak görür diye yemedikleri küfür, sopa ve cezalandırma kalmamıştır.

Toplumun baktığı yerden değil, başka bir yerden, içimizden bakmamız gerek. Ne hissediyorsak oradan bakmak gerek bu kelimelere.

Geçmişten bugüne, özellikle de Amerika ve Avrupa’da, EBTT (eşcinsel, biseksüel, travesti, transseksüel) kadınların ve erkeklerin mücadelesi güçlendikçe ve tartışmalar, sorgulamalar arttıkça; bu olumsuz ve negatif yüklü kelimeler, “hissettiğimizden utanmadığımız”, “olduğumuz” varoluş şeklimizin bizi aşağılayan insanlarınkinden hiç de farklı olmadığının, herkes kadar bu yaşamda her hakka sahip olduğumuzun altını çizmek için özellikle kullanılır oldu. Herhalde en bilinen örneği “queer”dir (İngilizce’de değişik, ucube, ibne anlamında kullanılır). “I’m here, i’m queer” (“buradayım, ibneyim” diye çevrilebilir) meydanlarda en çok ve yüksek sesle atılan slogan olmuştur.

1993-94’de başlayan Türkiyeli EBTT hareketi de bize bu perspektifi kazandırdı/kazandıracak. “İbne” artık EBTT bireyler tarafından (en azından camia içinde) olumlu olarak kullanılmaya başlandı.

Transseksüelleri “hissettiğinin/olduğunun karşıtı bir bedene hapsolmuş ruh” diye tanımlıyor bazı EBTT bireyler. Oysa “dönmek” eylemine ve “dönme” kavramına olumlu bir anlam yükleyebiliriz. Kendimiz olduğumuzu, fiziksel ve sosyal olarak kendimize döndüğümüzü pekala söyleyebiliriz. Bu pozitif anlamı topluma geri yollayabiliriz. Mesela “queer”in Avrupa ve Amerika’da yerleşmesi çok uzun zaman aldı. Bu değişim olurken buradakine benzer fiziksel ve sosyal şiddet de devam ediyordu. Dayanışma ile birbirine “kendiyle, olduğu haliyle, içinde hissettikleriyle onur duyması” gerektiğini söyleyen, hissettiren EBTT bireyler ve değişime/dönüşüme açık diğer insanlar olmasaydı bugüne kadar gelen ve birçok EBTT bireyin ağzının suyunu akıtan sosyal hakların (evlilik, evlat edinme vs.) alınması hayal olacaktı. Benzer şekilde İstanbul’da Lambdaistanbul, Ankara’da Kaos GL gibi örgütlenmelerle başlayan ve bugün İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya, Eskişehir ve Van’da devam eden diğer örgütlenme çalışmalarıyla daha da güçlenen sosyal hareketlerle “ibnenin” ve “dönmenin” olumlu hali topluma yayılacak.

“Dönmenin”, “toplumun görmek istediği” şeklin aksine “kendimize dönmek” olduğunu sahiplenecek ve sahiplendirecek insan sayısı da tartışmalar, sorgulamalar ve bunların platformları olan örgütlenmeler yayıldıkça artacaktır.

Bir sonraki “dönme” sayısında buluşuncaya dek...

Ayşegullüm

Hiç yorum yok: