Uzun zamandır tv’de dönen bir jilet reklamı var. Birçoğunuza hala uzak olan lazerli epilasyonun akıllara sakal tıraşını getirmesi sizi şaşırtmasa gerek. Ne de olsa gerçekle yüzleşmek en az güzel olmak kadar önemli. Bu gerçekliği değiştirmek üzere yapılan her değişimse artık moda. Moda olan her şeyi benimseyişimiz ise geçmiş yanılgıları yanında barındırıyor. Aynı şu sıralar olduğu gibi. Örneğin bu jilet reklamının ana teması “erkeklik”le ilgili. Görsel olarak da geçmişten günümüze erkeklik imgesini işlemiş. Reklam bir erkeklik tanımıyla başlarken tanım gereği şöyle ifade ediliyor: Cesur, arkadan konuşmayan ve kazanmasını bilen. Bir anda gözümün önüne Fay Dunaway’in Joan Crawford’un hayatını canlandırdığı filmi geldi. Kadın, Pepsi’nin başına geçer geçmez daha ilk toplantıda bütün ortakları (elbette hepsi erkek) masasına toplar ve “benle sik dalaşına girmeyin beyler” der! Artık ondan sonra Hollywood’un ne John Wayne ne Rock Hudson erkekliği kalır, zaten ikisi de geydir! Erkek ya da gibisi olmanın tek kurtuluş noktası olduğu bu dünyada Crawford gibi kadınların gey erkeklerin gözünde ikonlaşması kaçınılmazdır. Çünkü erkek olmak hep bir akıl işi, hep bir kazanımdır. Hâlbuki bu aklın hilesi yoktur, olsa olsa kendi aklımızın hilesi vardır. Kısaca hep bir aldanış hep bir yanılgı söz konusudur. Ama hiçbir kadın, hiçbir melankolik adamı, kendini arada yitirmeksizin “kurtarmamıştır”. Belki o yüzden sanılanın aksine karşıt cinsin hem cesur hem dürüst ve her daim kazanan olması gerekmiştir.
Bu tarz reklamlar bize, Türkiye’de feminizmin “f”sinin bilinmediği yıllardan günümüze pek bir şeyin değişmediği gerçeğiyle el sallıyor. Sanırım bunu revaçta kılan da bu. Ne ilginç ki bu aymazlığı sergilerken de işin ironisini katıyorlar. Hâlbuki kendi mitiyle alay ettiğini sanan marka, tüm çıplaklığıyla saklı niyetini ortaya koyuyor. Dahası masumluğunu yitirmiş bu ucuz erkeklik sıfatına yeni uzuvlar eklemlenmesi adına gerçekleştirilen “şirinleştirme” politikasına bir de kampanya ekliyor. Elbette kampanyanın sloganı hazır. Hem de yeni bir slogan bulmak adına teşvik edilen bir erkeklik söylemiyle: “Erkeksen Katılırsın!” Bu gibi propagandalar erkekliğin satılır bir meta olduğu gerçeğini yeni keşfeden günümüz reklamcıları için çığır açan bir gelişme olabilir. Katılımcı rekoru kırması ise cabasıdır. Fakat bizler, kastı reklam panosunu aşan bu gibi “uyaranları” reddediyoruz. Çünkü temsil ettiği değerlerin yalnız kadınları değil, LGBTT’yi de ezdiğini biliyoruz ve asıl hedefin kadınlar olduğunu unutmuyoruz. Kendini sürekli karşıtıyla tanımlayan bir toplum için pek sürpriz bir gelişme sayılmaz bu, değil mi?
Aslında reklamın mesajı, yeni çıkan markalara karşı duruş sergilemesinde saklı. Kaymak gibi suratla gezmek adına kadınsılaşacağınıza, adam gibi tıraş olun deniyor kısaca. Bununda ceremesini hallaç pamuğuna dönen suratınız ödüyor. Transseksüellikten terk David Beckham tarzı metroseksüeliğin suyu çıkınca, Kadir İnanır retroseksüelliği moda oluyor. Elbette bu iş espride kalıyor. Zaten sorun da bu! Bu gibi şeyleri hafife almak, belli bir süre sonra kabullenişi de beraberinde getiriyor. İşin esprisini ciddiye almamak, gelen tehlikeyi görmezden gelmemize mi neden oluyor? Acaba çok mu hassasım? Bokuyla kavga eden deli karılara mı döndüm yoksa? Öyle ya da böyle, bu gidişat pek hayırlı değil!
İki sene önce buna benzer bir reklam izlemiştim. Reklamda bir erkek çocuğun gelişim süreci anlatılıyordu: Babasıyla ilk top oynayışı, maça gidişi, ilk kız arkadaşı, evlenişi, çocuğu oluşu ve bunları yaşarken ailesinin hep yanında oluşu. Onu her izleyişimde içim cız ediyordu. Şimdi bir aile dramı anlatma gibi gaflete düşmeyeceğim ama bu, yaşam sürecimde beklediğim yardım elinin hep boş kalışını açıklıyor. Çünkü bir aileyi hak etmek aynı zamanda erkek olmayı gerektiriyordu. O diyeti ödemediğimden yapayalnız kalmıştım. Çok kırılgandım ve çok kırıldım. Ve gün geçtikçe o erkek çocukların neden daha güçlü olduğunu daha iyi anladım. Çünkü o fatura her önüme çıktığında sekteye uğratıldım. Yıkılmadım ayaktayım demeyi çok isterdim ama çok yıkıldım. Bu da beni daha güçlü kıldı. Ayrıca 2000 yılından beri Mach3 kullanıyorum ve çok mutluyum.
sürmelican
donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.
2 Kasım 2010 Salı
bir reklam
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder