donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

2 Kasım 2010 Salı

bütün kadınlar bunu yapar

“Çok sıkıyordu kendini. Daha da derine kaydım. İnanılmaz derecede sıkıyordu kendini. Zorlarken yan tarafıma aniden bir sancı girdi, berbat, sızlatan bir sancı, yine de devam ettim. Tam omurgasından ikiye ayırıyordum onu. Çıldırmış gibi kükreyerek boşaldım” – (Kadınlar/Caharles Bukowski) .

Bu satırları okurken hiç bu kadar acı dolu bir hazza kavuşacağımı zannetmiyordum. Çok sıkılmıştım ve Ortaköy’e doğru yürüyordum. Her zamanki gibi üstü açık sahaf dükkânlarına uğradım. Kadın bir satıcı tezgâhı yeni açmıştı ki gözüme hemen çarpıverdi bu kitap. Hemen aldım. Siftahı benden alan satıcı kadın, umarım sonraki saatlerde de satışlarına devam etmiştir. Eve döner dönmez kitabı okudum ve bitirdim. Yalnız ben yazarın hiç bu kadar açık ve düz bir anlatımla yaşamını aksettireceğini düşünmemiştim. Kendisini dürüst buldum. Diğer erkekler gibi domuz tavrını gizlememiş, kadınlara yönelik “delik” algısını sayfalarca betimlemişti.

Tiksindim. İştahımı kabarttı. Zevk duydum. Zevk duyduğumdan utandım. Garipti. Geçenlerde bunla ilgili bir gidiş geliş yaşamıştım. Bir erkekten ne bekliyorum. Bir erkek bana ne verebilir diye. Aradığım şefkat mi, yoksa şehvet mi gene? İkilemi boylu boyunca masaya yatırdığımda, kadavraların yarı solmuş benizleriyle karşılaştım. Eskisi kadar korkutmuyorlardı. Aksine sevecen ve cana yakın halleri vardı. Sonra bileklerini jiletlemiş, façası bozulmuş, üzerinde sigara söndürülmüş kız kardeşlerimi düşündüm. Erkek arkadaşları tarafından defalarca dövülüp, ağzı burnu dağılmış kardeşlerimi. Ve bunu onlara layık görenleri. Onlar ki sahte polisçilikle, hakikilerine taş çıkartan benzerlikte, pavyondan kadın sürükleyen canilerdi. Hâlbuki bizim o deneyimleri has üniformalılarla yaşamış binlerce arkadaşımız vardı. Sanki münferit bir olaymış gibi gösteren ama defalarca yaptıkları rezilliği ört bas eden basın organları aracılığıyla. Çünkü onlar da diğerleri gibi aynı uzvun uzantısı etrafında dans ediyorlardı. Ve Bukowskiyle aynı şarkıyı söylüyorlardı:

“Bir kadın olarak doğmuş olsaydım, kesinlikle orospu olurdum. Erkek olarak doğduğum için sürekli kadınları arzuladım, ne kadar aşağılardıysan o kadar iyidir. Buna rağmen kadınlar-iyi kadınlar-beni korkuttu çünkü onlar ruhunuzu ele geçirmek isterler sonunda, peki o zaman ne kalırdı benden geriye korumak isteyeceğim? Açıkçası fahişeleri, düşmüş kadınları arzu ettim çünkü ölüdür onlar ve serttirler, sizden hiçbir şey beklemezler. Çekilip gittikleri zaman hiçbir şeyi kaybetmezsiniz. Öte yandan bütün bunaltıcı bedellerine rağmen yumuşak, iyi kadınlara da hasret çektim. İki türlü de kaybettim. Güçlü bir adam her ikisinden de vazgeçerdi. Ben güçlü değilim. Böylece kadınlarla, kadın düşüncesiyle uğraştım durdum”.

sürmelican

Hiç yorum yok: