donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

2 Kasım 2010 Salı

mahalle dar gelince

“Hiçbir şey bir sır kadar ağır değildir.
Kadınlar için bu uzun süren bir yolculuktur.
Ama ben nice erkek bilirim,
Bu heves uğruna kadın olmuştur.”

                                       La Fontaine.

Uzun bir süre Malezya belgeselleri izledik. Ben hala ne demek istendiğini anlamış değilim. Bu tartışmalar Ramazan ayına denk geldiğinden beri Müslüman bir ülke belgeseli izliyormuşçasına ilgisizdim. Hâlbuki durum öyle değilmiş. Çünkü Türkiye’nin zorlu bir kabuk değiştirme süreci içinde olduğu söyleniyordu.

Biz mi bir şeyleri kaçırdık yoksa doğduğumuz andan beri yaşadıklarımız dile tercüme mi ediliyordu? Hangimiz mahallemizde “kaşarlaşmadan” rahatça dolaşabildik? Ne uğruna ailelerimizden, evlerimizden ayrıldık ve neden bizim olandan koparıldık? Bu süreçler yaşanırken Malezya ortada niye yoktu? Acaba o sıra, şimdi olduğu gibi bir travesti realitesi yoktu da ondan mı?

Ülkedeki orta sınıf ne zaman tehdit altında olsa o yönde bir eğim oluşuyor. Şimdi de bu! Açıkçası olası bir mahalle baskısının şu an yaşadıklarımızdan farklı olacağını düşünmüyorum. Belki daha trajik. İnsanlar yaşam tarzlarından ödün vermek istemiyor deniyor. Peki o konfor, kimlerin konforsuzluğu üzerine inşa ediliyordu? Şimdi para el değiştirdi, külahlar tükendi. Birden bireysel özgürlük, hak mahrumiyeti konuşulur oldu. Hiç kuşkusuz olası bir düzen değişikliği ilk bizleri etkileyecektir. Bunun sağdan veya soldan gelmesi fark etmez. Kaldı ki aynı kıtanın farklı ideolojilerinden gelen sesler bunu doğruluyor. Alın size İran, alın size Çin. Hangisi daha iyi? Her ikisi de silahlanma adına sidik yarışındalar. Ne yani Amerika daha mı iyi? Valla orasını bilmem. Şu ana kadar yaşananlar aksini göstermedi. Bu elbette Amerikan rüyasının bir kâbus olduğu gerçeğini yadsımaz. Hele bu yarışta ipi göğüsleyenin kendisi olduğu düşünülünce.

Çözümse ne Atlantik’in ötesinde ne de gökkuşağının altında! Her şeyiyle burada. Ama her şeyden önce bu tartışmalara farklı bir gözden bakan Mahmut Mutman’ın Varlık Dergisi’nin Kasım 2007’deki “Fark” adlı yazısından bir alıntı yapmak istiyorum: “Mahalle baskısı” deyince…Geçtiğimiz günlerde kamuoyunu bir hayli meşgul eden ve İslamcı tutum ve alışkanlıkların doğurduğu yaygın bir tedirginliğe işaret ettiği söylenen bu pek mühim tartışma esnasında bir mahallede yaşamanın bedelini en ağır ödemiş olanlar, yani travestiler hakkında tek bir söz edildiğini duydunuz mu? Mahalle bu kadar ciddi bir sorunsa, yani sorun güreşe doymayan yenik pehlivan misali İslamcılara karşı skor yapmak değil de modern yaşama, onun temel ilkesi bireysel seçime, özel yaşama atfedilen önem ve gösterilen duyarlık ise akla gelmesi gereken, çekmedikleri eziyet kalmayan travesti yurttaşlar olmalı değil miydi? Belli ki bu toplumda, travesti sopalamak ve kovalamak için İslamcı olmak gerekmediğini bilecek kadar ortak bilinç var. Kırkbir kere maşallah, böyle pehlivanın sırtı yere gelmez.

Bu tartışmalar aleyhimize gerçekleştikçe bize tüm mahallelerin dar geleceği inancındayım. Buna tavır geliştirmekse bizim elimizde. Çok mu klişe? Ben alternatif üretemiyorum. Açıkçası bir sır gibi saklanan bu gerçekliğin gözler önüne serilmesini umutsuzca beklerken, baskının mahalleden değil de zihniyetten kaynaklandığını bilmek şiddeti dinmeyen adet sancısı gibi.

sürmelican

Hiç yorum yok: