donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.

2 Kasım 2010 Salı

uzun ince bir yoldayım…

Geçen sayıda Türkiye’deki cinsiyet düzeltme sürecinin pratikte nasıl olduğu konusundaki detaylar anlatılmıştı. Bu detaylara biraz da bizim gözümüzden bakmak gerek diye düşünüyorum.


Genellikle, her şey, sadece Türkiye’de değil, dünyada da “kadın” ve “erkek” cinsiyetleri ve bu cinsiyetlere atfedilen “cinsiyet rolleri” üzerinden tanımlanıyor. İkili cinsiyet sistemi de deniyor. Evet, biliyorum, her sayıda bunları okumak sıkıcı ama hayatlarımızı cehenneme çeviren de bu kalıplaşmış tanımlar vs. diye düşünüyorum. O yüzden dokunmak gerekiyor.

Cinsiyet ve cinsiyet rolleri hakkında tartışmalı noktalar varken, transseksüellik, her ne hikmetse Türkiye’de devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri servislerinde de kullanılmakta olan DSM-iv ’de “gender disphoria”, yani Türkçesi “cinsel rol karmaşası” olarak tanımlanmış. Hastalık olarak tanımlandığı için de “tedavi edilmesi gerektiğini” düşünenler var demektir. Hiçbir transseksüel kendisini hasta olarak hissetmez. Fakat toplum bizlere karşı geliştirdiği önyargıları ve üzerlerimizde kurduğu baskıları ile bizlere “hastaymışız gibi” davranır.

1979’da transseksüellik üzerine çalışan çeşitli uzmanların bir araya gelerek kurduğu Harry Benjamin Uluslararası Cinsel Rol Karmaşası Kurumu “Bakım Standartları” adlı raporunu yayınladı. Psikoterapi (bire bir ve/veya grup terapisi), gerçek yaşam deneyimi ve ameliyattan oluşan üç aşamalı cinsiyet düzeltme süreci öneriyordu. Tüm dünyada kabul edildi.

Türkiye’de transseksüellerin varlığı ilk olarak hukuksal olarak 1988’de Türk Medeni Kanunu'nun 29. maddesine eklenen bir fıkra ile devlet tarafından kabul edildi. Bu fıkrada cinsiyet düzeltme ameliyatı geçiren transseksüellerin sağlık kurulu raporuyla mahkemeye başvurmaları halinde, mahkeme kararıyla nüfus sicillerinde değişiklik yapılması ve kadın ya da erkek kimliği almaları mümkün oldu. 2002 yılında ise aynı kanunun 40. md.'sinde yeni ve farklı bir düzenleme yapıldı. Bu maddeye göre cinsiyet düzeltmeye iznin verilebilmesi için, istem sahibinin 18 yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu uzmanlardan oluşan bir resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şartı varmış. Dolayısıyla yukarıda bahsettiğimiz “Bakım Standartları” raporu Türkiye’de de geçerli oldu.

Her şeyi anlarım da, şu sonradan düzeltilen maddedeki “evli olmamak” ve “üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olmak” şartlarını anlayamam. Başvuranın evli olmasını istememekle kimi “koruyor?”; başvuranı mı, eş ve çocuk(lar)ı mı? Bence bunun altında önyargılı bir bakış yatıyor. Transseksüel bireyin bedenini hissettiği cinsiyete uydurmaya çalışırken yaşayacakları çevresindeki insanları etkileyecektir. Fakat “heteroseksüel aile”nin dağılmaması için “evlilik terapileri” icat olunmuşken veya yine “heteroseksüel evlilik” içindeki sorunlardan etkilenen çocuklar terapistlere gönderilirken neden trans bireyin evli olmaması şartı aranıyor. Her başvuran insan bekâr da değil. Bunun altında biraz “yalnızlaştırma”, sosyal çevreden uzaklaştırma da seziyorum.

“Üreme yeteneği olmaması” olayı ise komik. Her şeyin “üretime dayalı cinselliğe” endekslendiğinin iyi bir örneğidir. Cinsiyet düzeltme ameliyatlarından sonra üreme olayı “teknik” olarak olamıyor. Bu yüzden üniversite hastanelerinin psikiyatr bölümündeki doktorların çoğu bu şartı es geçiyormuş. Tabii bir de şöyle bir olay var, eğer ameliyattan sonra üreme yeteneği olabilseydi, o zaman da “kısırlaştırılması” (kadın veya erkek fark etmez) mı gerekecekti!!

Bu sürecin az da olsa iyi yanları var. Bulunduğumuz çevrede hiçbir LGBTT örgütü yoksa kendimiz gibi insanları nerede nasıl bulabileceğimiz bilgisinden yoksunsak grup terapilerinde bu şansı yakalıyoruz. Psikiyatrın doğru yönlendirme yaptığını var sayarsak, kişi kendi hisleri hakkında emin değilse, transvestit, transseksüel gibi kavramları bilmiyorsa bu süreç yararlı olabilir. Bir de açılma konusu var; grup terapisi süresince bir kez ailelerin de katıldığı bir seans oluyor ve aileye açılmayı kolaylaştırıyor.

Psikiyatrla yapılan bire bir görüşmelerde veya tüm trans (kadın ve erkek) bireylerin katıldığı grup terapilerinde, danışanların anlattıklarını psikiyatrın nasıl algıladığı önemli. Anlatılanları toplumsal önyargılarla mı ele alıyor, mesela; toplumda transseksüellik, “hastalık” olarak görülmesi dışında “sapıklık, sapkınlık” olarak da görülüyor, psikiyatr da mı bu fikirde? Psikiyatrın kurduğu cümleler bu tip önyargıları destekler nitelikte olup olmadığı önemli. Açıkçası benim bu süreçle ilgili olarak şüphelerim hep var olacak.

Bir dergi olarak değil ama yaşadığı sorunlara çözüm getirmek isteyen bir grup insan olarak, bu sürecin içinde olan arkadaşlarımızla terapilerde danışmanların tavırları ve kullandıkları dil ile ilgili bilgi alıp, psikiyatrların önyargılarının kırılması için yöntemler geliştirmekte kullanabiliriz. Psikiyatr ve psikologlara yönelik eğitim programları yapabiliriz. Daha da genişletip, en azından, bu cinsiyet düzeltme sürecine dâhil olan sağlıkçılara danışmanlık verebiliriz. Meslek örgütleriyle bağlantıya geçip, konuya müdahil olabiliriz. Bunun tersi bir örneğini CETAD her sene üyelerine yönelik düzenlediği kongreye LGBTT konularında bilgi vermesi için Lambdaistanbul gönüllülerini davet etmesini gösterebilirim. Bizi çağırmalarını beklememiz gerekmiyor. 

“Erkeklik” ve “kadınlık” etnik, sınıfsal, kültürel olarak değişiyor dolayısıyla çok çeşitli “kadınlık ve “erkeklik” var. Acaba belli bir model dayatılıyor mu, yoksa danışanları kendilerini nasıl algılıyorlarsa öyle mi yönlendiriyorlar?

Terapilere devamlılık psikiyatr/psikologlar tarafından çok fazla önemseniyor. Tüm süreç boyunca ki iki sene kadar sürebiliyor, raporla kanıtlayarak sadece birkaç kere devamsızlık yapabiliyorsunuz. Üstelik bu terapiler parasız da değil! Hayat da tek bir çizgi üzerinde gitmiyor ne yazık ki. Psikiyatr ve psikologlar bu devamlılığı bir “ne kadar çok istiyor” ölçüsü olarak kullanıyorlar. Yani, bizden ne kadar “erkek” veya “kadın” olmak istediğimizi kanıtlamamızı bekliyorlar. Beyanımıza veya çocukluğumuzdan beri bedenimizle olan iletişimimize güvenmiyorlar. Biz kendimiz için neyin iyi olduğunu bilebiliriz, değil mi?

Grup terapileri sadece biyolojik bedenini hissettiği cinsiyete uydurmak isteyenleri kapsıyor. Karşı cins gibi giyinen ve davrananları, bu şekilde giyinip, davranıp ve bundan cinsel haz alanları ameliyat olmaları gerekmediği için grup terapilerine almıyor. Bu bir açıdan iyi ama neden ameliyat olması gerekmediğine dair bir danışmanlık veriliyor mu bilmiyorum ama öğrenmek isterdim.

Süreç vücudunda kısmi değişiklikler yapmak isteyenleri; sadece meme implantı taktırmak isteyenleri veya sadece hormon kullanmak isteyenleri de dışarıda bırakıyor. Bir endokrinologa danışmadan hormon kullanımı yan etkileri vs. yüzünden tehlikeli olabilir. Fakat bu uzun sürece girmeden doktor kontrolünde vücudumuzun ihtiyacını gözeten ve yan etkileri kontrol altına alan bir danışmanlık almak da söz konusu değil. Burada da bizim yapabileceğimiz şeyler olabilir; kendi sağlık merkezlerimizi kurabiliriz. Sermaye gerektirdiği için uzak bir hedef olabilir ama kısa vadede şimdiye kadar sürece giren veya girmeden bu tür hizmetlerden yararlanmış arkadaşlarımızın bilgilerinden yararlanabiliriz. Özellikle transseksüel bireylerden oluşan sosyal çevresi olan arkadaşlarımız bu bilgilere daha kolay ulaşıyor. Bu bilgilerin toplandığı ve devamlı güncellenen bir “bilgi deposu” hepimizin işine yarardı.

Sürecin içinde olup vücudunda birincil cinsel karakterler (testisler ve rahim) ve ikincil cinsel karakterlerin (vajina, penis, klitoris, vücut kıllanması, kadın ve erkek tipi memeler) birkaçını değiştirmiş olanlarla vücudunda sadece kısmi değişiklik yapmak isteyenler mahkeme tarafından “tamamlanmamış”, “olmamış” olarak görülüyorlar. Örneğin: psikoterapi ve gerçek yaşam deneyimi yaşadım, ameliyat için rapor aldım, hormon kullandım, (kadın bedeninde olduğum için) memelerimi aldırdım ama penis yaptırmadım, mahkeme “erkek” olmadığıma hükmedebiliyor. (22 Haziran 2006 tarihli Milliyet gazetesinde “Yargıtay’dan cinsiyet değişikliğine tescil” adlı haberden alıntı- “ürolojik olarak erkek dış genital organlarına sahip bulunmadığı” gerekçesi ile davayı ret ediyor mahkeme.) Bir başka örnek: erkek bedenine sahibim, yukarıdaki saydığım operasyona kadarki tüm işlemleri yapıyorum ve klitoris yaptırıyorum ama vajina yaptırmıyorum. Kadın kimliği alabilmek için 8 cm vajina derinliğine sahip olmam gerekiyor. Yani mecburi. Bu arada penis için bir ölçüye rastlayamadım. Öyle bir bilgiye ulaşamadım.

Burada yine penis ve vajina odaklı bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Sözüm bu ikisinden birini vücudunda görmek isteyenlere değil ama bunu bize dayatan, yazılmamış toplum kurallarıyla ve yazılı devlet kurallarıyla durmadan üretilen heteronormatif hayat tarzınadır.

Ameliyat bölümünden sonra aldığımız rapor da tek başına yetmiyor. Mahkeme bir başka hakem hastaneye gönderiyor. Tüm testler ve tetkikler tekrarlanıyor. Hakem hastane personeli bir öncekinden daha homofobik veya transfobik olabiliyor. Hiç de ihtiyacınız olmayan test veya tetkikleri önyargıları yüzünden isteyebiliyorlar.

Bu ameliyatlar Medeni Kanun’da yazılanlara göre sadece “tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanelerinde” (halk olarak üniversite hastaneleri diyoruz) yapılması zorunluluğu var. Türkiye’de kaç tane “tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanesi” var? Kısaca yaygın değil.

Terapiyle başlayıp kimlik almayla biten süreç kişiye göre biraz değişse de en az iki ile altı yıl arası gibi bir süreyi kapsıyor. Bayağı uzun bir zaman alıyor.

Toparlayacak olursam, bize söylenen şu; “sadece “erkek” ve “kadın” var. Yalnızca bunlardan biri olabilirsin. Bunun arasındakiler “YOK”. Madem cinsiyet değiştirmeye cüret ettin, o zaman bizim şartlarımıza uyacaksın, nasıl bir kadın veya erkek olacağına biz karar veririz. İstediğimiz gibi olursan onay veririz.” Bunu değiştirmek elimizde diye düşünüyorum, biraz çabayla heteroseksist dünyayı hemen dönüştüremezsek de, ihtiyaçlarımıza yönelik yenilikler yapabilir, sorunlarımıza odaklı çözümler geliştirebiliriz. Umut dağıtan / veren bir örnek olarak da Lambdaistanbul Eşcinsel Danışma Hattı’nı vereceğim. (Telefonunu da şuraya sıkıştırayım bari: 212 244 57 62)Türkiye’de olmayan bir şeydi, LGBTT bireylerinin ihtiyacını duyduğu bir şeydi. Az para, gönüllü emekle kuruldu ve 2004 Temmuz’dan beri devam ediyor. 


aligül

Dipnotlar
Amerikan Psikiyatr Derneği tarafından yayınlanan, tüm dünyada psikiyatr servislerinde kullanılan “akıl hastalıklarının tanısal ve istatistiksel el kitabı”nın 1994’de çıkarılan dördüncü sürümüdür.


Harry Benjamin International Gender Dysphoria Association.

Standards of Care; hormonal and surgical reassignment of gender dysphoric persons. Arch of Sex Behav (1985 14:79-90) Harry Benjamin International gender Dysphoria Association’ın yayınladığı raporun İngilizce adıdır.

Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transseksüel kelimelerinin kısaltmasıdır

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin kısaltılmışıdır.


İnsanların kadın ve erkek olarak ikiye ayrılmasını; cinsel ilişkilerin/evliliklerin sadece ve sadece karşı cinsiyetlere sahip kişiler arasında olabileceğini ve her cinsiyetin kendine has rolleri olduğunu iddia eden inançlar, düşünceler, normlar.

Lambdaistanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel Dayanışma Derneği’nin kısa adıdır.

Hiç yorum yok: