<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474</id><updated>2011-12-04T09:49:40.448+02:00</updated><category term='şiddet'/><category term='inidirim'/><category term='eşcinsel'/><category term='kimlik'/><category term='sayı1'/><category term='cinsel yönelim'/><category term='anayasa'/><category term='nefret cinayetleri'/><category term='travesti'/><category term='cinsiyet geçişi'/><category term='trans erkek'/><category term='ameliyat'/><category term='kriz'/><category term='köçek'/><category term='haber'/><category term='terapi'/><category term='lgbtt'/><category term='seks işçisi'/><category term='cinsiyet düzeltme'/><category term='ebtt'/><category term='sömürü'/><category term='transseksüel'/><category term='cinsiyet kimliği'/><category term='nefret suçu'/><category term='çapa'/><category term='düğün'/><category term='crossdresser'/><category term='beyoğlu'/><category term='ENDA'/><category term='evlilik'/><category term='transfobi'/><category term='dönme'/><category term='ayrımcılık'/><category term='rapor'/><category term='sözlük'/><category term='cinsiyet değiştirme'/><category term='haber analiz'/><category term='seks işçiliği'/><category term='transgender'/><category term='haklar'/><title type='text'>gerçeğime dönmek için! içimde yaşadığıma, kendime...</title><subtitle type='html'>donme dergisi yazarlarinin ve hepimizin katılımıyla yazılarımızla, yorumlarımızla yasam deneyimlerimizi paylaşacağımız, tartışacağımız bir blog yaratmayı hayal ediyoruz.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>hasgaci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12636018127235685426</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>41</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2023516261104831561</id><published>2010-11-02T13:17:00.002+02:00</published><updated>2010-11-02T21:49:41.011+02:00</updated><title type='text'>haber3: kaç cinsiyet?</title><content type='html'>Üçüncü cinsiyet geliyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve erkek dışında bu dünyada üçüncü bir cinsiyetin yaşadığı artık resmen kabul edilecek. Yasa tasarısı tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar bu dünyada kadın ve erkek dışında bir cinsiyet olduğu hiçbir zaman kabul edilmedi. Resmi evraklarda insanların cinsiyet bölümünde sadece kadın ve erkek yazıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Kimlik, doğum kayıtları, pasaport, ehliyet gibi resmi evraklarda artık kadın ve erkek dışında üçüncü cinsiyete yer verilmesi gündemde. Üçüncü cinsiyet "interseks" olarak geçecek. Yani iki cinsiyet arası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daily Telegraph gazetesi ve Reuters haber ajansının haberine göre bu amaçla ilk adım Avustralya'da atıldı. "İnsan Hakları ve Eşit Fırsatlar Komisyonu" tarafından hazırlanarak hükümete sunulan yasa tasarısında üçüncü cinsiyete yer verilmesi öngörülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya'da atılan bu adımın sadece bir başlangıç olduğunu söyleyen üçüncü cinsiyetin savunucuları siyasiler,hukukcular ve insan hakları örgütleri, Avrupa Birliği ülkelerinde de benzer bir yasa tasarısı üzerinde çalışıldığını söylediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel verilere göre Avrupa'da her 2 bin doğumdan birinin cinsiyeti "interseks" olarak tanımlancak türden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(8.12.2008 hürriyet)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2023516261104831561?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2023516261104831561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2023516261104831561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2023516261104831561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2023516261104831561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/haber3-kac-cinsiyet.html' title='haber3: kaç cinsiyet?'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-6822895566859783920</id><published>2010-11-02T13:15:00.002+02:00</published><updated>2010-11-02T21:50:24.757+02:00</updated><title type='text'>mahalle dar gelince</title><content type='html'>“Hiçbir şey bir sır kadar ağır değildir. &lt;br /&gt;Kadınlar için bu uzun süren bir yolculuktur. &lt;br /&gt;Ama ben nice erkek bilirim,&lt;br /&gt;Bu heves uğruna kadın olmuştur.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;La Fontaine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süre Malezya belgeselleri izledik. Ben hala ne demek istendiğini anlamış değilim. Bu tartışmalar Ramazan ayına denk geldiğinden beri Müslüman bir ülke belgeseli izliyormuşçasına ilgisizdim. Hâlbuki durum öyle değilmiş. Çünkü Türkiye’nin zorlu bir kabuk değiştirme süreci içinde olduğu söyleniyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Biz mi bir şeyleri kaçırdık yoksa doğduğumuz andan beri yaşadıklarımız dile tercüme mi ediliyordu? Hangimiz mahallemizde “kaşarlaşmadan” rahatça dolaşabildik? Ne uğruna ailelerimizden, evlerimizden ayrıldık ve neden bizim olandan koparıldık? Bu süreçler yaşanırken Malezya ortada niye yoktu? Acaba o sıra, şimdi olduğu gibi bir travesti realitesi yoktu da ondan mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkedeki orta sınıf ne zaman tehdit altında olsa o yönde bir eğim oluşuyor. Şimdi de bu! Açıkçası olası bir mahalle baskısının şu an yaşadıklarımızdan farklı olacağını düşünmüyorum. Belki daha trajik. İnsanlar yaşam tarzlarından ödün vermek istemiyor deniyor. Peki o konfor, kimlerin konforsuzluğu üzerine inşa ediliyordu? Şimdi para el değiştirdi, külahlar tükendi. Birden bireysel özgürlük, hak mahrumiyeti konuşulur oldu. Hiç kuşkusuz olası bir düzen değişikliği ilk bizleri etkileyecektir. Bunun sağdan veya soldan gelmesi fark etmez. Kaldı ki aynı kıtanın farklı ideolojilerinden gelen sesler bunu doğruluyor. Alın size İran, alın size Çin. Hangisi daha iyi? Her ikisi de silahlanma adına sidik yarışındalar. Ne yani Amerika daha mı iyi? Valla orasını bilmem. Şu ana kadar yaşananlar aksini göstermedi. Bu elbette Amerikan rüyasının bir kâbus olduğu gerçeğini yadsımaz. Hele bu yarışta ipi göğüsleyenin kendisi olduğu düşünülünce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözümse ne Atlantik’in ötesinde ne de gökkuşağının altında! Her şeyiyle burada. Ama her şeyden önce bu tartışmalara farklı bir gözden bakan Mahmut Mutman’ın Varlık Dergisi’nin Kasım 2007’deki “Fark” adlı yazısından bir alıntı yapmak istiyorum: “Mahalle baskısı” deyince…Geçtiğimiz günlerde kamuoyunu bir hayli meşgul eden ve İslamcı tutum ve alışkanlıkların doğurduğu yaygın bir tedirginliğe işaret ettiği söylenen bu pek mühim tartışma esnasında bir mahallede yaşamanın bedelini en ağır ödemiş olanlar, yani travestiler hakkında tek bir söz edildiğini duydunuz mu? Mahalle bu kadar ciddi bir sorunsa, yani sorun güreşe doymayan yenik pehlivan misali İslamcılara karşı skor yapmak değil de modern yaşama, onun temel ilkesi bireysel seçime, özel yaşama atfedilen önem ve gösterilen duyarlık ise akla gelmesi gereken, çekmedikleri eziyet kalmayan travesti yurttaşlar olmalı değil miydi? Belli ki bu toplumda, travesti sopalamak ve kovalamak için İslamcı olmak gerekmediğini bilecek kadar ortak bilinç var. Kırkbir kere maşallah, böyle pehlivanın sırtı yere gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tartışmalar aleyhimize gerçekleştikçe bize tüm mahallelerin dar geleceği inancındayım. Buna tavır geliştirmekse bizim elimizde. Çok mu klişe? Ben alternatif üretemiyorum. Açıkçası bir sır gibi saklanan bu gerçekliğin gözler önüne serilmesini umutsuzca beklerken, baskının mahalleden değil de zihniyetten kaynaklandığını bilmek şiddeti dinmeyen adet sancısı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-6822895566859783920?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/6822895566859783920/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=6822895566859783920' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/6822895566859783920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/6822895566859783920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/mahalle-dar-gelince.html' title='mahalle dar gelince'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-9051941831284465726</id><published>2010-11-02T13:14:00.003+02:00</published><updated>2010-11-02T21:51:23.928+02:00</updated><title type='text'>bir reklam</title><content type='html'>Uzun zamandır tv’de dönen bir jilet reklamı var. Birçoğunuza hala uzak olan lazerli epilasyonun akıllara sakal tıraşını getirmesi sizi şaşırtmasa gerek. Ne de olsa gerçekle yüzleşmek en az güzel olmak kadar önemli. Bu gerçekliği değiştirmek üzere yapılan her değişimse artık moda. Moda olan her şeyi benimseyişimiz ise geçmiş yanılgıları yanında barındırıyor. Aynı şu sıralar olduğu gibi. Örneğin bu jilet reklamının ana teması “erkeklik”le ilgili. Görsel olarak da geçmişten günümüze erkeklik imgesini işlemiş. Reklam bir erkeklik tanımıyla başlarken tanım gereği şöyle ifade ediliyor: Cesur, arkadan konuşmayan ve kazanmasını bilen. Bir anda gözümün önüne Fay Dunaway’in Joan Crawford’un hayatını canlandırdığı filmi geldi. Kadın, Pepsi’nin başına geçer geçmez daha ilk toplantıda bütün ortakları (elbette hepsi erkek) masasına toplar ve “benle sik dalaşına girmeyin beyler” der! Artık ondan sonra Hollywood’un ne John Wayne ne Rock Hudson erkekliği kalır, zaten ikisi de geydir! Erkek ya da gibisi olmanın tek kurtuluş noktası olduğu bu dünyada Crawford gibi kadınların gey erkeklerin gözünde ikonlaşması kaçınılmazdır. Çünkü erkek olmak hep bir akıl işi, hep bir kazanımdır. Hâlbuki bu aklın hilesi yoktur, olsa olsa kendi aklımızın hilesi vardır. Kısaca hep bir aldanış hep bir yanılgı söz konusudur. Ama hiçbir kadın, hiçbir melankolik adamı, kendini arada yitirmeksizin “kurtarmamıştır”. Belki o yüzden sanılanın aksine karşıt cinsin hem cesur hem dürüst ve her daim kazanan olması gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Bu tarz reklamlar bize, Türkiye’de feminizmin “f”sinin bilinmediği yıllardan günümüze pek bir şeyin değişmediği gerçeğiyle el sallıyor. Sanırım bunu revaçta kılan da bu. Ne ilginç ki bu aymazlığı sergilerken de işin ironisini katıyorlar. Hâlbuki kendi mitiyle alay ettiğini sanan marka, tüm çıplaklığıyla saklı niyetini ortaya koyuyor. Dahası masumluğunu yitirmiş bu ucuz erkeklik sıfatına yeni uzuvlar eklemlenmesi adına gerçekleştirilen “şirinleştirme” politikasına bir de kampanya ekliyor. Elbette kampanyanın sloganı hazır. Hem de yeni bir slogan bulmak adına teşvik edilen bir erkeklik söylemiyle: “Erkeksen Katılırsın!” Bu gibi propagandalar erkekliğin satılır bir meta olduğu gerçeğini yeni keşfeden günümüz reklamcıları için çığır açan bir gelişme olabilir. Katılımcı rekoru kırması ise cabasıdır. Fakat bizler, kastı reklam panosunu aşan bu gibi “uyaranları” reddediyoruz. Çünkü temsil ettiği değerlerin yalnız kadınları değil, LGBTT’yi de ezdiğini biliyoruz ve asıl hedefin kadınlar olduğunu unutmuyoruz. Kendini sürekli karşıtıyla tanımlayan bir toplum için pek sürpriz bir gelişme sayılmaz bu, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında reklamın mesajı, yeni çıkan markalara karşı duruş sergilemesinde saklı. Kaymak gibi suratla gezmek adına kadınsılaşacağınıza, adam gibi tıraş olun deniyor kısaca. Bununda ceremesini hallaç pamuğuna dönen suratınız ödüyor. Transseksüellikten terk David Beckham tarzı metroseksüeliğin suyu çıkınca, Kadir İnanır retroseksüelliği moda oluyor. Elbette bu iş espride kalıyor. Zaten sorun da bu! Bu gibi şeyleri hafife almak, belli bir süre sonra kabullenişi de beraberinde getiriyor. İşin esprisini ciddiye almamak, gelen tehlikeyi görmezden gelmemize mi neden oluyor? Acaba çok mu hassasım? Bokuyla kavga eden deli karılara mı döndüm yoksa? Öyle ya da böyle, bu gidişat pek hayırlı değil! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki sene önce buna benzer bir reklam izlemiştim. Reklamda bir erkek çocuğun gelişim süreci anlatılıyordu: Babasıyla ilk top oynayışı, maça gidişi, ilk kız arkadaşı, evlenişi, çocuğu oluşu ve bunları yaşarken ailesinin hep yanında oluşu. Onu her izleyişimde içim cız ediyordu. Şimdi bir aile dramı anlatma gibi gaflete düşmeyeceğim ama bu, yaşam sürecimde beklediğim yardım elinin hep boş kalışını açıklıyor. Çünkü bir aileyi hak etmek aynı zamanda erkek olmayı gerektiriyordu. O diyeti ödemediğimden yapayalnız kalmıştım. Çok kırılgandım ve çok kırıldım. Ve gün geçtikçe o erkek çocukların neden daha güçlü olduğunu daha iyi anladım. Çünkü o fatura her önüme çıktığında sekteye uğratıldım. Yıkılmadım ayaktayım demeyi çok isterdim ama çok yıkıldım. Bu da beni daha güçlü kıldı. Ayrıca 2000 yılından beri Mach3 kullanıyorum ve çok mutluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-9051941831284465726?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/9051941831284465726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=9051941831284465726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/9051941831284465726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/9051941831284465726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/bir-reklam.html' title='bir reklam'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7411027898861753445</id><published>2010-11-02T13:14:00.002+02:00</published><updated>2010-11-02T21:50:43.693+02:00</updated><title type='text'>vakko-roma</title><content type='html'>2007’nin son aylarında üzücü kazalara ve kayıplara şahit olduk. Bunun en acısını bir uçak kazasında kaybettiğimiz bilim insanlarıyla yaşadık. Zaten bu gibi insanların yetişmesine olanak sağlamazken yaşayanların kaybı hepimizi üzdü. Bir lubunya dergisinde buna dair giriş yazısı yadırganabilir. Bilimin, kendisini kurtuluşa yönlendireceğini bilenlereyse ışık tutacağı kesindir. Her ne kadar var oluşumuz için bazı spekülasyonlar ortaya bizzat bilim insanları tarafından atılsa da özünde mantığın ve maddenin esasını araştıranlara saygımız sonsuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Konuyu fazla dolandırmadan gündemimizi daha ilginç kılacağı inancıyla ülkece bizi sarsan başka bir vefat haberini sizle paylaşmak istiyorum. Sanırım hepiniz Vakko mağazasını biliyorsunuzdur ve onun sahibi Vitali Hakko’yu. Beyoğlu deyince akla İnci pastanesinden sonra Vakko binasının gelişi birçoğumuza yabancı değil. Kaldı ki bu markayı sahiplenecek sabır ve azme ikisi de sahip. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitali Hakko kendi emeğiyle, kendi iş yerini kurmuş ve bunu marka haline getirmiş ilk yerli girişimcilerden. Bu yazının Hakko ailesine methiye düzmek için yazıldığını düşünenler varsa ne yazık ki yanılıyorlar ama başarının kutsanmasında bir duruşa gereksinim duyuluyorsa, o da her daim ve her koşulda verilen emeğe saygıdır. Zaten kendisi bu övgüyü kazanmak için elinden geleni yapmıştır. Ama beni ilgilendiren başarının kendisi değil, neyin üzerine inşa edildiğidir. Ben ki kürk mantolara ve ipek çarşaflara önem veren biriyken niye Vitali Beyle kafayı bozayım? İstanbul’da yaşayanlar bilir. Özellikle 80’lerden beri Beyoğlu’nu güzelleştirme adına tecrit eden bir dernek var. Ben o derneğin ne yapmak istediğini hala anlamış değilim. En son hatırladığım kadarıyla İstiklal Caddesi’ni yaya trafiğine kapatma çabası içerisindeydiler. Maksat, Beyoğlu’nu amiyane tabirle “piyasa” yeri olmaktan çıkarmaktı. Bunun yöntemi de başta potansiyel sorun olarak görülen travestileri, sokak çocuklarını vs ortadan kaldırmaktı. Ne de olsa temizliğe görünen yerlerden başlamak gerekliydi. Bunun uzantısının daha sonra 96’daki Ülker Sokak olaylarına tekabül ettiğini unutmayalım. İşte bu derneğin başında Vitali Bey vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kendince eski Beyoğlu’nu geri getirmeye çalışıyordu. Hâlbuki ne “o eski Beyoğlu” ne orda yaşayanlar artık geri gelmeyecekti. Çünkü görünürde bir temizlik olsa da “pisliğin” temeli hala ayakta, hatta yazmaktaydı! Direnense o değil, Beyoğlu oldu. Kapısına astığı hüzünlü veda ile 60 küsur yıllık Beyoğlu hükümranlığını noktalayan yine kendisi oldu. Ben dâhil birçok insanın hala gitmekte tereddüt ettiği Beyoğlu belki tüm çarpıklığıyla kaldı ama her şeyden önce Beyoğlu, Beyoğlu kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski bir İstanbullu hatta Beyoğlulu olan Ara Güler’e İstanbul’un değişimi ve bozulması üzerine bir soru sorduklarında alınan, eskisinin yenisini aratmayacak derecede değişime ve bozulmaya açık olduğu cevabı herkesi şaşırtacaktı. Çünkü o da biliyor ki İstanbul hiç bozulmadı, bozulmayacaktı da. Devamlı değişecek, kirlenecek ama kendini yeniden inşa edecekti. Açıkçası İstanbul’un değil, Dünya’nın artık yaşanılası bir yer olmadığı düşünülünce, İstanbul’a biraz haksızlık yapıldığı inancındayım. Kaldı ki bu haliyle bile kendi çelişkisini en güzel şekliyle bize yansıtan yegâne yaşayan kent İstanbul. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitali Bey’in ölümünden sonra izlediğim belgeseli, bana şu soruları sordurtmuştu: “Cumhuriyet tarihi kadar yaşamış ve her evrimine şahit olmuş birinin yaşanılan bozulmada hiç mi payı yoktu? Üç darbe görüp hala ayakta kalmayı becermesi ve çıkışlarının birçoğunu aynı tarihlerde yapması yine üzücü bir tesadüf değil miydi? Vakko nelerin üzerine inşa edilmişti? Daha fazlasını arzulayanlar için travestiler ne ifade ediyordu? Aynı belgeselde oğlu Cem’e gözyaşlarıyla “ vatan” diye seslenen Vitali Bey acaba hangi vatandan, hangi Beyoğlu’ndan bahsediyordu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki Fellini’nin “Roma”sı aynı ikilemi bize göstermekteydi. Filmde uzun bir aradan sonra yurda dönen yönetmenin (Fellini), yaşamından bir kesit anlatılır. Fakat çekimlerde yanına yaklaşan yaşlı bir Romalıyla işler karışır. Yaşlı adam yönetmenin yanına gelir ve ona öğüt verircesine: “Eğer bir film çekecekseniz, Roma’nın güzelliklerini, tarihi eserlerini gösterecek bir film çekmelisiniz, sokak fahişelerini ve eşcinsellerini değil”, der. Fellini azılı bir heteroseksüel olmasına karşın yaşlı adamı sabırla dinler ve sonra yoluna devam eder. İşte bir sanatçıyı dünya çapında üne kavuşturan hüner burada saklıdır: Kendi çelişkisini geleneğiyle harmanlamasında. Belki o yüzden Fellini dünyaca ünlü bir yönetmenken, Vitali Hakko sadece yurt çapında bir tekstilci olarak artık anılarımızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7411027898861753445?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7411027898861753445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7411027898861753445' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7411027898861753445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7411027898861753445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/vakko-roma.html' title='vakko-roma'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-5265273401610230686</id><published>2010-11-02T13:13:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:51:53.390+02:00</updated><title type='text'>oğlan güncesi</title><content type='html'>Uzun zamandır onu düşünüyorum. Onla oluyorum. Yalancı dokunuşlarıyla mutlu oluyorum. Çaresizim. Onsuz olamıyorum. Kalbim kırık. Bedenim çıplak. Umutsuzca organımla oynuyorum. Ta ki sertleşme ümidi kalmayıncaya kadar. Dudaklarım kuru. Ellerim çatlak. Asılmaktan nasır bağlamış. Meni kıvamında akan gözyaşlarım artık acıtmıyor. Düşlerimse artık daha berrak. Korkutuyor. Sonra dolaşıyorum, çepe çevre. Evde iki tur attıktan sonra bir arkadaşı arıyorum. Dertleşiyoruz. O da umutsuz. O da mutsuz. Tüm ev hanımları gibi. Yine başım ağrıyor. Elim yine oramda. Şimdi yine onu düşüme vakti. Bu kaçıncı. Kaç kez daha boşalmam lazım. Peki, niye her defasında daha fazlasını istiyorum ve hiç doymuyorum? Gittikçe edepsizleşen bir iştahım oldu. Neye saldıracağını bilmez çocuk misali. Üzerimde gene bir mendeburluk. Hiç oralı olmuyor benimki. Hala elime boşalma heveslisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Günün en dingin zamanı, öğle üzeri altı. Özellikle Haziran ayı. Şimdi lotoyu yatırmak lazım. Annem de gelmek üzeredir. Her zamanki çirkefliğini çekemem doğrusu. Onun da uzun zamandır oyuncağı bozulmuş besbelli. Kime küfredeceğini şaşırıyor. Ona da alıştım. Rahmi beni tekrar içine almak için beni çağırıyor mütemadiyen. Organıysa etçil bir çiçek adeta açılıp kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse şu kurumuş kahve fincanını da kaldırayım. Sonra da bir güzel duş alırım. Saatte yediye geliyor. Demez olaydım. Kapı çaldı. Umarım annem değildir. Şu dergileri kaldırayım. Yine en sevdiğim resmin üzerine boşalmışım. Etraf erkek mezbahası gibi. Her türlüsü var. Kıllısı kılsızı. Siyahı beyazı. Artık bu sevdadan vaz mı geçmek gerek! Yoksa daha fazla Madonna dinlemek mi! “Put your hands all over my body!” Bir manitamla sadece o mısralarla sevişmiştik. Her dizesini ezberletmişti. Tekrar ve tekrar. Artık o manitalardan da kalmadı. Şimdiler de ikili takılır olmuşlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem kapıyı anahtarıyla açar açamaz suç mahallinden kaçamamış şüpheliler gibi elimdeki resimlerle kala kaldım. Brad Pitt ve George Coolney de yanımda. Her zamanki gibi nefes nefese. Bir yolunu bulup banyoya gitmeli. “Caaaan”, diye sesleniverdi annem. Neyse, telaşı var herhalde. Apar topar giyindiğimi fark etmedi bile. “Ben şimdi pazara gidicem, aşağıdan basınca gel”. Yine şans yüzüme güldü. On, on beş dakika daha vaktim var. Bu sefer de paçayı kurtardık. Porno sektörü benim gibilere çok şey borçlu. Neyse ki idealist bir devirde yaşamıyoruz. Bu bile artı puan kazandırır bana. Hazzın durdurulamazlığı bir şekilde meşruluk kazanır. As olansa nihai tüketim. Tüketimse Oblomovvari tembelliğiyle beni kuşatmış bu haliyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar gevezelik yeter. Suyu aç. Isınmasını bekle. Yıkan. Allah, Allah! Ben hep böyle miydim? Yoksa bu bekleyişler beni takıntılı mı yaptı! Bu sıkkınlık niye? Ya Tatminsizlik! Saçımı kurulayamadan kapı zilinin çalması ikinci raundu başlattı. Annem yine bağırıyor. Bağırıyor. Bağırıyor. Hem de sik bekleyen dişi Mart kedisi gibi avazı çıktığı kadar. Yettim anne. Ağzıma sıçtın, tamam. “Yine mi yıkandın?” “Bu kaçıncı?” bu serzenişler ömrümden bir günümü daha yiyip bitirirken saatler yedi buçuğu gösteriyor. Sıra akşam tv programı çizelgesini arşınlamakta. Neyse ki kapıya varabildik. Elimde üç dört günlük sebze meyve. Kapıyı açar açmaz annem kendini salona attı. Kırıta kırıta yalpalamasını özlemişim. Nede olsa o bu evin kraliçesi. Ama hep şikâyetçi. Hiç bitmiyor mübarek. Acele elimdekileri mutfağa götürdüm. İçimden bu acele daha ne kadar diye geçiriyorum. Bitmez. Bitmeyecek. O da mı benim gibi sıkılmış bu hayattan. Kesinlikle hayır. O bu haliyle bile her daim kazanan. Beni ona köle eden de bu büyüsü olsa gerek. Bu ikililik yeni bir beden yaratma ülküsü tamamlanıncaya kadar devam edecek. Ta ki oğullar kız doğana dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-5265273401610230686?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/5265273401610230686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=5265273401610230686' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5265273401610230686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5265273401610230686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/oglan-guncesi.html' title='oğlan güncesi'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-8724038685276777016</id><published>2010-11-02T13:12:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:52:51.659+02:00</updated><title type='text'>bütün kadınlar bunu yapar</title><content type='html'>“Çok sıkıyordu kendini. Daha da derine kaydım. İnanılmaz derecede sıkıyordu kendini. Zorlarken yan tarafıma aniden bir sancı girdi, berbat, sızlatan bir sancı, yine de devam ettim. Tam omurgasından ikiye ayırıyordum onu. Çıldırmış gibi kükreyerek boşaldım” – (Kadınlar/Caharles Bukowski) . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları okurken hiç bu kadar acı dolu bir hazza kavuşacağımı zannetmiyordum. Çok sıkılmıştım ve Ortaköy’e doğru yürüyordum. Her zamanki gibi üstü açık sahaf dükkânlarına uğradım. Kadın bir satıcı tezgâhı yeni açmıştı ki gözüme hemen çarpıverdi bu kitap. Hemen aldım. Siftahı benden alan satıcı kadın, umarım sonraki saatlerde de satışlarına devam etmiştir. Eve döner dönmez kitabı okudum ve bitirdim. Yalnız ben yazarın hiç bu kadar açık ve düz bir anlatımla yaşamını aksettireceğini düşünmemiştim. Kendisini dürüst buldum. Diğer erkekler gibi domuz tavrını gizlememiş, kadınlara yönelik “delik” algısını sayfalarca betimlemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Tiksindim. İştahımı kabarttı. Zevk duydum. Zevk duyduğumdan utandım. Garipti. Geçenlerde bunla ilgili bir gidiş geliş yaşamıştım. Bir erkekten ne bekliyorum. Bir erkek bana ne verebilir diye. Aradığım şefkat mi, yoksa şehvet mi gene? İkilemi boylu boyunca masaya yatırdığımda, kadavraların yarı solmuş benizleriyle karşılaştım. Eskisi kadar korkutmuyorlardı. Aksine sevecen ve cana yakın halleri vardı. Sonra bileklerini jiletlemiş, façası bozulmuş, üzerinde sigara söndürülmüş kız kardeşlerimi düşündüm. Erkek arkadaşları tarafından defalarca dövülüp, ağzı burnu dağılmış kardeşlerimi. Ve bunu onlara layık görenleri. Onlar ki sahte polisçilikle, hakikilerine taş çıkartan benzerlikte, pavyondan kadın sürükleyen canilerdi. Hâlbuki bizim o deneyimleri has üniformalılarla yaşamış binlerce arkadaşımız vardı. Sanki münferit bir olaymış gibi gösteren ama defalarca yaptıkları rezilliği ört bas eden basın organları aracılığıyla. Çünkü onlar da diğerleri gibi aynı uzvun uzantısı etrafında dans ediyorlardı. Ve Bukowskiyle aynı şarkıyı söylüyorlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir kadın olarak doğmuş olsaydım, kesinlikle orospu olurdum. Erkek olarak doğduğum için sürekli kadınları arzuladım, ne kadar aşağılardıysan o kadar iyidir. Buna rağmen kadınlar-iyi kadınlar-beni korkuttu çünkü onlar ruhunuzu ele geçirmek isterler sonunda, peki o zaman ne kalırdı benden geriye korumak isteyeceğim? Açıkçası fahişeleri, düşmüş kadınları arzu ettim çünkü ölüdür onlar ve serttirler, sizden hiçbir şey beklemezler. Çekilip gittikleri zaman hiçbir şeyi kaybetmezsiniz. Öte yandan bütün bunaltıcı bedellerine rağmen yumuşak, iyi kadınlara da hasret çektim. İki türlü de kaybettim. Güçlü bir adam her ikisinden de vazgeçerdi. Ben güçlü değilim. Böylece kadınlarla, kadın düşüncesiyle uğraştım durdum”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-8724038685276777016?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/8724038685276777016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=8724038685276777016' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/8724038685276777016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/8724038685276777016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/butun-kadnlar-bunu-yapar.html' title='bütün kadınlar bunu yapar'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-5536724635306406669</id><published>2010-11-02T13:11:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:53:12.871+02:00</updated><title type='text'>ismim: aligül</title><content type='html'>Genel olarak isimlerimiz biz doğduğumuzda cinsel organlarımıza bakılarak, eğer bekleniyorsak varsayılan cinsiyetimize göre konuyor. Eskiden, ültrason yokken, gönülden geçen cinsiyete göre isim konurmuş, daha detaylı düşünenler her iki cinsiyet için de isimler hazırlarmış ki şimdi de bu tavrın pek değiştiğini sanmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimlerin de cinsiyeti var. Kadınlara “kadın ismi”, erkeklere “erkek ismi” veriliyor. Kadınlarda Mehmet, Ahmet, vs. erkeklerde de Ayşe, Fatma, vs. isimleri göremiyoruz. Bir cinsiyeti işaret etmeyen isimler de var; Barış, Rüzgâr, Deniz gibi. Fakat bu isimler kişilere kendilerini “cinsiyetsiz” hissettikleri ya da algıladıkları için konulmuyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Resmi belgelerde (nüfus cüzdanı gibi) değişiklik yapılmadığı sürece bazı kimliklere sahip kişiler isimlerini bu kimliklerinin (cinsiyet kimliği, etnik kimlik gibi) altını çizmek için değiştirebiliyorlar. Resmi belgelerdeki ismi “yeni” isimlerle değiştirmek de bulunduğunuz kimliğin zorluk derecesine göre değişiyor. İsminizi Kürt ismiyle değiştiriyorsanız, kimliği değiştirmeyi bırak hapis cezası yemeniz bile muhtemel, trans kadın veya erkekseniz sadece isminizi değiştirmeniz yetmiyor, nüfus cüzdanınızın rengini de değiştirmek zorundasınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben resmi belgelerde bir değişikliğe gitmek için herhangi bir şey yapmadım ama en azından belli bir çevrede Aligül olarak çağrılmak istedim. Bu ismi bir lezbiyen arkadaşımla yarattık diyebilirim. Kendimi trans erkek olarak yeni tanımlamaya başlamıştım. Hem içinde bulunduğum fiziksel hali (hala kadın biyolojisine sahibim) ve kendimi algılayışımı (erkek olarak algılıyorum) simgeliyor oluşu, daha önceden kullandığım isme benzerliği, hem de kendi transfobim yüzünden aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sadece Ali’yi seçmedim diye sorduğunuzu duyabiliyorum. Kendimi erkek olarak tanımlamakla birlikte toplumda erkeğe yüklenen her şeyi; davranışları, halleri, sorumlulukları da almam gerektiğini sanıyordum. Hoş zaten büyürken bunların birçoğunu üzerime almıştım ama yine de hayatımda bana ne getireceğini bilmediğim yeni bir sayfa açılacak hissinden çıkamıyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese açılmam yani trans erkek olduğumu anlatmam gerektiğini sanıyordum. Açılırsam trans erkekliği nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Cinsel yönelimi (gey, lezbiyen, veya biseksüel olduğunu) anlatmak, belli bir cinsiyet üzerinden hangi cinsiyette insanı/lara duygusal ve/veya cinsel ilgi duyduğunu anlatması açısından translığı anlatmaya göre görece biraz daha kolay olabiliyor. Kendimi nasıl algıladığımı nasıl anlatacağım ki! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerelerde açılmam gerektiğinden emin değildim. Tüm bu saydıklarım kendime yönelik transfobinin örnekleriydi. Başkalarının hakkımda ne düşüneceğinden endişelenmek de transfobiye giriyor sanırım. Kısaca, “kadınsın işte neden erkek ismi kullanıyorsun ki” deneceğinden korkuyordum. Sonrasında bu korkuların yersiz olduğunu gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan 2008 den beri ailem ve iş çevrem dışında kalan arkadaşlarım ve örgütlerim çevresinde Aligül olarak çağrılıyorum. Kendi kendime Aligül dediğimde komik geliyordu. Sonra düşündüm ki kadın ismimi söylediğimde gülmüyorum Aligül’ü kullanınca neden gülüyorum. Bu farkındalık beni kendime getirdi. Artık Aligül benim için diğer isimler gibi bir isimdi. 36 yıl diğer isimle anılınca tabii ki Aligül olarak çağrılmaya alışmak için zaman gerekiyordu. Bir süre adapte olamadım. Bir başka arkadaşım bunu bana aktardı, Lambda’daki arkadaşlardan birkaçına seslendiklerinde bakmamışım. Şimdi bakıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendim kadar başkalarının da alışması gerek. Açıldığım arkadaşlarıma Aligül olarak çağırmalarını resmen ve kesinkes istiyorum. Eski isimle tanıyanlar biraz daha zorlanıyor. Komik şeyler yaşanıyor; cümleye eski ismim ile başlayıp “ay pardon” deyip Aligül’le devam edenler, maillere Aligül ile başlayıp ikinci satırda kadın ismimle devam edenler oluyor.  Sık iletişim içinde olduğum insanların alışması ve benimsemesi daha kısa zamanda oluyor. Tabii biraz da cinsiyet kimliğinin ne olduğunu anlayıp, kabul etmekle de ilgili bu. Açılma ve kabul etme/ettirme ile ilgili düşüncelerimi ve deneyimlerimi başka bir yazıda paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanımadığım, belli bir iletişim kurmak zorunda kalmadığım insanlarla daha kolay oluyor, ama yine de tedirgin olabiliyorum. Tanıştığım her insan ya soru soran bakışlarla ya da şaşkın gülen yüzle bakıyor. Sanırım içinde hem Ali hem Gül barındırdığı için bu tepki. Uzun uzun trans erkeğin ne olduğunu anlatamayacağımı ya da anlatsam bile o kısıtlı zamanda yeterli olmadığını düşündüğümde (çünkü açılmak sadece bir başlangıç, insanların anlamaları için zaman gerekiyor) neden bu isim olduğuna dair kısa bir öykü uydurdum, eğlendim de.  “Annem Ali istemiş, babam da Gül. Çok kavga etmişler, sonunda orta yolu bulmuşlar. Aligül koymuşlar.” Bu ismi normalleştirmek için uygun bir yöntem gibi geldi, ama yine de açılmadan önce tırstığımı saklamıyor. Yazın birkaç arkadaşla Karadeniz seyahatine çıktık. Arkadaşlardan birinin akrabasında kaldık. Aligül olarak tanıttım, şaşkın bir gülümsemeyle “ne biçim isim o”, “neydi senin ismin?” gibi tepkiler aldım. Anlattığım hikayeyi de yuttular sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim ile ilgili alışma süreci bazıları için hala devam ediyor. Şimdilik ikiye bölünmüş bir hayatım var; bir yanda Aligül olarak çağrıldığım çevrem, diğer yanda da kadın adıyla çağrıldığım ailem ve iş çevrem. İsmime ben de alışmışım ki babam kadın ismimle hitap edince bir beş saniye kime seslendiğini anlamıyorum. “Kızım” dediğinde de başkasına söylüyormuş gibi geliyor. Laf aramızda, artık Ali olarak çağrılmak da iyi geliyor. Her geçen gün kendimle daha çok bütünleştiğimi hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aligül&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-5536724635306406669?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/5536724635306406669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=5536724635306406669' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5536724635306406669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5536724635306406669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/ismim-aligul.html' title='ismim: aligül'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7802116079049408422</id><published>2010-11-02T13:09:00.002+02:00</published><updated>2010-11-02T21:54:44.503+02:00</updated><title type='text'>haber2: fulden şimdi "resmen" fulden</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XftsdFwkKnU/TMx0Q74RxAI/AAAAAAAAAWI/zota3ayfvgM/s1600/05+cinsiyet+ge%C3%A7i%C5%9Fi+haberi2.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_XftsdFwkKnU/TMx0Q74RxAI/AAAAAAAAAWI/zota3ayfvgM/s1600/05+cinsiyet+ge%C3%A7i%C5%9Fi+haberi2.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;img border="0" height="194" nx="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_XftsdFwkKnU/TMx0Q74RxAI/AAAAAAAAAWI/zota3ayfvgM/s320/05+cinsiyet+ge%C3%A7i%C5%9Fi+haberi2.jpeg" width="320" /&gt;(1.11.2009 yenigün)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7802116079049408422?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7802116079049408422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7802116079049408422' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7802116079049408422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7802116079049408422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/haber2-fulden-simdi-resmen-fulden.html' title='haber2: fulden şimdi &quot;resmen&quot; fulden'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_XftsdFwkKnU/TMx0Q74RxAI/AAAAAAAAAWI/zota3ayfvgM/s72-c/05+cinsiyet+ge%C3%A7i%C5%9Fi+haberi2.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-5590665908615469921</id><published>2010-11-02T13:05:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:55:33.462+02:00</updated><title type='text'>uzun ince bir yoldayım…</title><content type='html'>Geçen sayıda Türkiye’deki cinsiyet düzeltme sürecinin pratikte nasıl olduğu konusundaki detaylar anlatılmıştı. Bu detaylara biraz da bizim gözümüzden bakmak gerek diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle, her şey, sadece Türkiye’de değil, dünyada da “kadın” ve “erkek” cinsiyetleri ve bu cinsiyetlere atfedilen “cinsiyet rolleri” üzerinden tanımlanıyor. İkili cinsiyet sistemi de deniyor. Evet, biliyorum, her sayıda bunları okumak sıkıcı ama hayatlarımızı cehenneme çeviren de bu kalıplaşmış tanımlar vs. diye düşünüyorum. O yüzden dokunmak gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Cinsiyet ve cinsiyet rolleri hakkında tartışmalı noktalar varken, transseksüellik, her ne hikmetse Türkiye’de devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri servislerinde de kullanılmakta olan DSM-iv ’de “gender disphoria”, yani Türkçesi “cinsel rol karmaşası” olarak tanımlanmış. Hastalık olarak tanımlandığı için de “tedavi edilmesi gerektiğini” düşünenler var demektir. Hiçbir transseksüel kendisini hasta olarak hissetmez. Fakat toplum bizlere karşı geliştirdiği önyargıları ve üzerlerimizde kurduğu baskıları ile bizlere “hastaymışız gibi” davranır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1979’da transseksüellik üzerine çalışan çeşitli uzmanların bir araya gelerek kurduğu Harry Benjamin Uluslararası Cinsel Rol Karmaşası Kurumu “Bakım Standartları” adlı raporunu yayınladı. Psikoterapi (bire bir ve/veya grup terapisi), gerçek yaşam deneyimi ve ameliyattan oluşan üç aşamalı cinsiyet düzeltme süreci öneriyordu. Tüm dünyada kabul edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de transseksüellerin varlığı ilk olarak hukuksal olarak 1988’de Türk Medeni Kanunu'nun 29. maddesine eklenen bir fıkra ile devlet tarafından kabul edildi. Bu fıkrada cinsiyet düzeltme ameliyatı geçiren transseksüellerin sağlık kurulu raporuyla mahkemeye başvurmaları halinde, mahkeme kararıyla nüfus sicillerinde değişiklik yapılması ve kadın ya da erkek kimliği almaları mümkün oldu. 2002 yılında ise aynı kanunun 40. md.'sinde yeni ve farklı bir düzenleme yapıldı. Bu maddeye göre cinsiyet düzeltmeye iznin verilebilmesi için, istem sahibinin 18 yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu uzmanlardan oluşan bir resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şartı varmış. Dolayısıyla yukarıda bahsettiğimiz “Bakım Standartları” raporu Türkiye’de de geçerli oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi anlarım da, şu sonradan düzeltilen maddedeki “evli olmamak” ve “üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olmak” şartlarını anlayamam. Başvuranın evli olmasını istememekle kimi “koruyor?”; başvuranı mı, eş ve çocuk(lar)ı mı? Bence bunun altında önyargılı bir bakış yatıyor. Transseksüel bireyin bedenini hissettiği cinsiyete uydurmaya çalışırken yaşayacakları çevresindeki insanları etkileyecektir. Fakat “heteroseksüel aile”nin dağılmaması için “evlilik terapileri” icat olunmuşken veya yine “heteroseksüel evlilik” içindeki sorunlardan etkilenen çocuklar terapistlere gönderilirken neden trans bireyin evli olmaması şartı aranıyor. Her başvuran insan bekâr da değil. Bunun altında biraz “yalnızlaştırma”, sosyal çevreden uzaklaştırma da seziyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Üreme yeteneği olmaması” olayı ise komik. Her şeyin “üretime dayalı cinselliğe” endekslendiğinin iyi bir örneğidir. Cinsiyet düzeltme ameliyatlarından sonra üreme olayı “teknik” olarak olamıyor. Bu yüzden üniversite hastanelerinin psikiyatr bölümündeki doktorların çoğu bu şartı es geçiyormuş. Tabii bir de şöyle bir olay var, eğer ameliyattan sonra üreme yeteneği olabilseydi, o zaman da “kısırlaştırılması” (kadın veya erkek fark etmez) mı gerekecekti!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sürecin az da olsa iyi yanları var. Bulunduğumuz çevrede hiçbir LGBTT örgütü yoksa kendimiz gibi insanları nerede nasıl bulabileceğimiz bilgisinden yoksunsak grup terapilerinde bu şansı yakalıyoruz. Psikiyatrın doğru yönlendirme yaptığını var sayarsak, kişi kendi hisleri hakkında emin değilse, transvestit, transseksüel gibi kavramları bilmiyorsa bu süreç yararlı olabilir. Bir de açılma konusu var; grup terapisi süresince bir kez ailelerin de katıldığı bir seans oluyor ve aileye açılmayı kolaylaştırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrla yapılan bire bir görüşmelerde veya tüm trans (kadın ve erkek) bireylerin katıldığı grup terapilerinde, danışanların anlattıklarını psikiyatrın nasıl algıladığı önemli. Anlatılanları toplumsal önyargılarla mı ele alıyor, mesela; toplumda transseksüellik, “hastalık” olarak görülmesi dışında “sapıklık, sapkınlık” olarak da görülüyor, psikiyatr da mı bu fikirde? Psikiyatrın kurduğu cümleler bu tip önyargıları destekler nitelikte olup olmadığı önemli. Açıkçası benim bu süreçle ilgili olarak şüphelerim hep var olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dergi olarak değil ama yaşadığı sorunlara çözüm getirmek isteyen bir grup insan olarak, bu sürecin içinde olan arkadaşlarımızla terapilerde danışmanların tavırları ve kullandıkları dil ile ilgili bilgi alıp, psikiyatrların önyargılarının kırılması için yöntemler geliştirmekte kullanabiliriz. Psikiyatr ve psikologlara yönelik eğitim programları yapabiliriz. Daha da genişletip, en azından, bu cinsiyet düzeltme sürecine dâhil olan sağlıkçılara danışmanlık verebiliriz. Meslek örgütleriyle bağlantıya geçip, konuya müdahil olabiliriz. Bunun tersi bir örneğini CETAD her sene üyelerine yönelik düzenlediği kongreye LGBTT konularında bilgi vermesi için Lambdaistanbul gönüllülerini davet etmesini gösterebilirim. Bizi çağırmalarını beklememiz gerekmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Erkeklik” ve “kadınlık” etnik, sınıfsal, kültürel olarak değişiyor dolayısıyla çok çeşitli “kadınlık ve “erkeklik” var. Acaba belli bir model dayatılıyor mu, yoksa danışanları kendilerini nasıl algılıyorlarsa öyle mi yönlendiriyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terapilere devamlılık psikiyatr/psikologlar tarafından çok fazla önemseniyor. Tüm süreç boyunca ki iki sene kadar sürebiliyor, raporla kanıtlayarak sadece birkaç kere devamsızlık yapabiliyorsunuz. Üstelik bu terapiler parasız da değil! Hayat da tek bir çizgi üzerinde gitmiyor ne yazık ki. Psikiyatr ve psikologlar bu devamlılığı bir “ne kadar çok istiyor” ölçüsü olarak kullanıyorlar. Yani, bizden ne kadar “erkek” veya “kadın” olmak istediğimizi kanıtlamamızı bekliyorlar. Beyanımıza veya çocukluğumuzdan beri bedenimizle olan iletişimimize güvenmiyorlar. Biz kendimiz için neyin iyi olduğunu bilebiliriz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup terapileri sadece biyolojik bedenini hissettiği cinsiyete uydurmak isteyenleri kapsıyor. Karşı cins gibi giyinen ve davrananları, bu şekilde giyinip, davranıp ve bundan cinsel haz alanları ameliyat olmaları gerekmediği için grup terapilerine almıyor. Bu bir açıdan iyi ama neden ameliyat olması gerekmediğine dair bir danışmanlık veriliyor mu bilmiyorum ama öğrenmek isterdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreç vücudunda kısmi değişiklikler yapmak isteyenleri; sadece meme implantı taktırmak isteyenleri veya sadece hormon kullanmak isteyenleri de dışarıda bırakıyor. Bir endokrinologa danışmadan hormon kullanımı yan etkileri vs. yüzünden tehlikeli olabilir. Fakat bu uzun sürece girmeden doktor kontrolünde vücudumuzun ihtiyacını gözeten ve yan etkileri kontrol altına alan bir danışmanlık almak da söz konusu değil. Burada da bizim yapabileceğimiz şeyler olabilir; kendi sağlık merkezlerimizi kurabiliriz. Sermaye gerektirdiği için uzak bir hedef olabilir ama kısa vadede şimdiye kadar sürece giren veya girmeden bu tür hizmetlerden yararlanmış arkadaşlarımızın bilgilerinden yararlanabiliriz. Özellikle transseksüel bireylerden oluşan sosyal çevresi olan arkadaşlarımız bu bilgilere daha kolay ulaşıyor. Bu bilgilerin toplandığı ve devamlı güncellenen bir “bilgi deposu” hepimizin işine yarardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürecin içinde olup vücudunda birincil cinsel karakterler (testisler ve rahim) ve ikincil cinsel karakterlerin (vajina, penis, klitoris, vücut kıllanması, kadın ve erkek tipi memeler) birkaçını değiştirmiş olanlarla vücudunda sadece kısmi değişiklik yapmak isteyenler mahkeme tarafından “tamamlanmamış”, “olmamış” olarak görülüyorlar. Örneğin: psikoterapi ve gerçek yaşam deneyimi yaşadım, ameliyat için rapor aldım, hormon kullandım, (kadın bedeninde olduğum için) memelerimi aldırdım ama penis yaptırmadım, mahkeme “erkek” olmadığıma hükmedebiliyor. (22 Haziran 2006 tarihli Milliyet gazetesinde “Yargıtay’dan cinsiyet değişikliğine tescil” adlı haberden alıntı- “ürolojik olarak erkek dış genital organlarına sahip bulunmadığı” gerekçesi ile davayı ret ediyor mahkeme.) Bir başka örnek: erkek bedenine sahibim, yukarıdaki saydığım operasyona kadarki tüm işlemleri yapıyorum ve klitoris yaptırıyorum ama vajina yaptırmıyorum. Kadın kimliği alabilmek için 8 cm vajina derinliğine sahip olmam gerekiyor. Yani mecburi. Bu arada penis için bir ölçüye rastlayamadım. Öyle bir bilgiye ulaşamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yine penis ve vajina odaklı bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Sözüm bu ikisinden birini vücudunda görmek isteyenlere değil ama bunu bize dayatan, yazılmamış toplum kurallarıyla ve yazılı devlet kurallarıyla durmadan üretilen heteronormatif hayat tarzınadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat bölümünden sonra aldığımız rapor da tek başına yetmiyor. Mahkeme bir başka hakem hastaneye gönderiyor. Tüm testler ve tetkikler tekrarlanıyor. Hakem hastane personeli bir öncekinden daha homofobik veya transfobik olabiliyor. Hiç de ihtiyacınız olmayan test veya tetkikleri önyargıları yüzünden isteyebiliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ameliyatlar Medeni Kanun’da yazılanlara göre sadece “tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanelerinde” (halk olarak üniversite hastaneleri diyoruz) yapılması zorunluluğu var. Türkiye’de kaç tane “tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanesi” var? Kısaca yaygın değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terapiyle başlayıp kimlik almayla biten süreç kişiye göre biraz değişse de en az iki ile altı yıl arası gibi bir süreyi kapsıyor. Bayağı uzun bir zaman alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlayacak olursam, bize söylenen şu; “sadece “erkek” ve “kadın” var. Yalnızca bunlardan biri olabilirsin. Bunun arasındakiler “YOK”. Madem cinsiyet değiştirmeye cüret ettin, o zaman bizim şartlarımıza uyacaksın, nasıl bir kadın veya erkek olacağına biz karar veririz. İstediğimiz gibi olursan onay veririz.” Bunu değiştirmek elimizde diye düşünüyorum, biraz çabayla heteroseksist dünyayı hemen dönüştüremezsek de, ihtiyaçlarımıza yönelik yenilikler yapabilir, sorunlarımıza odaklı çözümler geliştirebiliriz. Umut dağıtan / veren bir örnek olarak da Lambdaistanbul Eşcinsel Danışma Hattı’nı vereceğim. (Telefonunu da şuraya sıkıştırayım bari: 212 244 57 62)Türkiye’de olmayan bir şeydi, LGBTT bireylerinin ihtiyacını duyduğu bir şeydi. Az para, gönüllü emekle kuruldu ve 2004 Temmuz’dan beri devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aligül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Dipnotlar&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Psikiyatr Derneği tarafından yayınlanan, tüm dünyada psikiyatr servislerinde kullanılan “akıl hastalıklarının tanısal ve istatistiksel el kitabı”nın 1994’de çıkarılan dördüncü sürümüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harry Benjamin International Gender Dysphoria Association.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Standards of Care; hormonal and surgical reassignment of gender dysphoric persons. Arch of Sex Behav (1985 14:79-90) Harry Benjamin International gender Dysphoria Association’ın yayınladığı raporun İngilizce adıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transseksüel kelimelerinin kısaltmasıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin kısaltılmışıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların kadın ve erkek olarak ikiye ayrılmasını; cinsel ilişkilerin/evliliklerin sadece ve sadece karşı cinsiyetlere sahip kişiler arasında olabileceğini ve her cinsiyetin kendine has rolleri olduğunu iddia eden inançlar, düşünceler, normlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Lambdaistanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel Dayanışma Derneği’nin kısa adıdır. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-5590665908615469921?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/5590665908615469921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=5590665908615469921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5590665908615469921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5590665908615469921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/uzun-ince-bir-yoldaym.html' title='uzun ince bir yoldayım…'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-8506336620682483893</id><published>2010-11-02T13:04:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:55:57.109+02:00</updated><title type='text'>haber1: kadınları askere almışlar!</title><content type='html'>Askerlik arkadaşıyla evlendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf, sıradışı bir haber. Zihinleri sarsacak türden. PKK'ya karşı dağlarda omuz omuza veren iki asker evlendi. Nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Güneydoğu'da pek çok operasyona katılan ve takdirnâme alıp terhis olan kahraman asker S.D., aynı timdeki silah arkadaşına aşık oldu. Terhisten sonra ameliyatla kadın olan S.D. tim arkadaşıyla yuva kurdu.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyunu şoke eden bu haberi Sabah'tan Yüksel Aytuğu duyurdu. Bu hafta FOX TV'deki Objektif programı "bıçak sırtı" denebilecek kadar hassas bir konuyu ekrana taşıma "cesaretini" gösterecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, aslan gibi bir askerdi... Güneydoğu'da, PKK teröristleriyle savaşan timin komutan yardımcısıydı. Çıktığı operasyonlarda defalarca çatışmaya girdi ve takdirnameyle terhis oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMELİYATLA KADIN OLDU &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerlik öncesi kendini kadın gibi hisseden S.D., radikal bir kararla bıçak altına yatarak kadın oldu. Ve, asker arkadaşıyla nikâh masasına oturarak, evlendi. S.D.'nin inanılması zor hikâyesini, Kadir Çelik yönetimindeki Objektif programı perşembe gecesi 00.45'te ekrana getirecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASKERLİK GÜNLERİNİ YAD EDİYORLAR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadir Çelik'in verdiği bilgiye göre S.D. eşiyle birlikte askerde çektirdiği fotoğrafları yatak odasında başucundan ayırmıyor ve zaman zaman kocasıyla birlikte fotoğraflara bakıp, askerlik günlerini yad ediyor. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(11.06.2008 mynet haber)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-8506336620682483893?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/8506336620682483893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=8506336620682483893' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/8506336620682483893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/8506336620682483893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/haber1-kadnlar-askere-almslar.html' title='haber1: kadınları askere almışlar!'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-722546142975406918</id><published>2010-11-01T17:19:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:56:31.600+02:00</updated><title type='text'>sen bir rüyasın türkan sultan</title><content type='html'>Tv sadece bir seyir aleti değil, aynı zamanda bir propaganda aracı. Bu aletin genelde hangi amaca eşlik ettiğini hepimiz biliyoruz. Genelde erkek ve erkek sözlerinin egemen olduğu bu aygıt çoğu zaman bizi deşifre etmekle tehdit eder, saldırır, hedef gösterir. Tam bunların arasında geçmişten bir kurgu dizi gözüme çarpar. Onlardan biri Tatlı Hayat. Zamanında büyük bir ilgiyle izlediğim dizi, şimdilerde Flash TV’nin emrinde. Tekrar bölümlerinin sıkı sık verildiği bu dizinin son izlediğim bölümüyse, ona neden bağlandığımı açıklıyor. Başrollerini Haluk Bilginer ve Türkan Şoray’ın paylaştığı dizi, İhsan ve Sevinç adında bir karı kocanın fakirlikten, zengin bir kuru temizle patronluğuna nasıl geldiğini anlatıyor. Elbet her sınıf atlayan aile gibi onlar da bocalıyor ve bazı gülünç durumlarla karşılaşıyor. Ama her zaman böyle olmuyor. Bazı buruk bazı inciten olaylarla da karşılaşıyorlar. Bunlardan biri geçenlerde verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;İhsan’ın ( Haluk Bilginer) eski askerlik arkadaşı çıka gelir. İhsan elbet çok sevinir ve onla buluşmak için kaldığı otel odasına gelir. Yalnız, geldiğinde karşısına bir kadın çıkar. Anlamaz. Selim yani yeni adıyla Selin, kendisinin askerlik arkadaşı olduğunu söyler. İhsan bunun bir şaka olduğunu düşünür ve inanmaz. En sonunda Selin, kendisini böyle hissettiğini söyler. İhsan onun eşcinsel olup olmadığını sorar. O da hayır der. Travesti misin der, cevap hayırdır. Peki, nesin, sorusuna verdiği yanıtsa, kadınım’dır. Sanki biri Pembe Hayat Derneğinden fırlamış da senaryoya dokunmuş gibidir. Yıllardır bazı açıklayamadığımız durumları bir nostaljik dizi çözü verir. Tabi bu sadece benim fikrim. Ama her şey o kadar yalın ve doğru ki hiçbir abartı, saçmalık ya da ucuzluk yer almıyor repliklerde. Selin rolünü üstlenense “harbi” bir kadın oyuncu. Öyle uydur kaydır bir erkeğin sulandırarak oynadığı bir transseksüel rolü değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi tıkıt tıkır işleyen senaryo, İhsan’ın odayı terk etmesiyle yarılanır. Selin’in suratına kapanan kapı sanki hepimizin suratına kapanmıştır. Daha sonra İhsan evine döner ve Sevinç’e (Türkan Şoray) olayı anlatır. Ama sevinç inanmaz. Tam bu noktada düğüm çözülür ve Selin eve çağrılır. Selin tüm olayı anlatır ve olay tatlıya bağlanır. Türkan Şoray gibi bir divanın bu tür bir senaryoya onay verip oynaması, kendi kurallarını koyan ve sonra onları tekrar kendi elleriyle yıkan kuvvetini de açıklıyor. Bu tabi bir lütuf değil ama kendisinin bu senaryonun şekillenip, doğru bir şekilde gösterilmesinde parmağı olduğunu düşündürtüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yine bizi kanatları altına almasını bildi. Yeni ünlenen, paraya para demeyip, dönmeliği aşağılayan dizler yerine, aklı başında ve güzellikte dizilerde rol alarak bizim gönlümüzü tekrar fethetmeyi bildi Boşu boşuna ona Sultan denilmedi. Seni çok seviyorum Türkan Şoray. Ve sevecenliğinin tüm halka yayılmasını diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-722546142975406918?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/722546142975406918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=722546142975406918' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/722546142975406918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/722546142975406918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/sen-bir-ruyasn-turkan-sultan.html' title='sen bir rüyasın türkan sultan'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-268861153885591971</id><published>2010-11-01T17:17:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:56:56.748+02:00</updated><title type='text'>bu topuklar tapılmak için yapıldı</title><content type='html'>Ekim sonuna kadar İstanbul'un farklı yerlerinde dev topuklu ayakkabılar sergileniyor. Kimimizin taparcasına sevdiği bu arkaik icat, yaşayan tüm kadınların kâbusu, heteroseksüel travestilerinse cansız efsanesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişantaşı’na doğru yürüyorum. Adımlarımı sayarak ilerliyorum. Birden gözüme bir vitrin çarpıyor. Ardındaki manken bana bakıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Yaldıza boyalı yarım bedeniyle ürkütüyor. Mankenin elleri arkadan bağlı. Bir zincirle boynundan tavana asılmış, sürekli dönüyor. Bedenini teşhir etmek için amansızca bir yarışa giriyor. Altına serilen inci kolye ve küpelere ulaşmak onun için kolay olmasa gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli ki o da bundan pek “haz” almıyor. Acı eskisi gibi zevk vermiyor. O hâlâ sezonun bakiliğine kanıyor. Ömrünün bitimine çeyrek ay kala, son çırpınışlarını sergiliyor. İletişime girdiğimiz ya da çıplak kaldığı tek organın gözleri olması nedeniyle, yalnızlığı ilgimi çekiyor. Ağzının bantlı oluşuysa başka bir çapkını cezbetmek adına yapılmış ucuz bir numara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakışlarıysa çoktan donmuş. Yaldıza bulanan bedeninin her yerine dore işlediğinden, kalbi de çalışmıyor artık. Bedeni Sadevari bir çırpınışla kuruyor. Ama yüzünde gram pişmanlık yok. Karşı dükkândaki köpek büstü dahi ona hayranlık besliyor. Boynundaki elmas tasma bile, kadın mankenin vakur duruşuna yenik düşüyor. İzleyenleri kendine bağlamak dışında bir lüksü olmayan bu iki haz kölesi için geçmiş yok gibi bir şey. Öyle ki yalnızlıkları caddelere taşıyor ve yerini bir ayakkabı sergisine bırakıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek topuklu ayakkabılar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir fetiş farklılığıyla caddeleri süsleyen bu ayakkabıların ortak noktası, yüksek topuklu oluşu. Özellikle dişi algısını türlü manipülasyonlarla şişirmiş nezih semtimiz (Nişantaşı), bu sosyal sorumluluğu üstlenen yegâne yerleşim yeri. Geçen yüzyıldan bugüne topuklu ayakkabılar, medeniyetimizin neyin üstüne inşa edildiği konusunda gelecek nesillere ciddi ipuçları verecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sergideki eserlerin muzip tavrı da bunu doğrular nitelikte. Özellikle birinin içinde yazan, “doğal antidepresan” ibaresi, ironiyi kemiklerimize kadar işleyen yoğunlukta. Belki o yüzden ona bakarken gözlerim doldu. Teşekkürler Paxil! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her birinin ayrı hikâyesi olsa da onları bağlayanın topuktaki F kuvveti kadar derin bir şey olduğunu bilmek, insanı incitiyor. Hayalarından asılı zenci bir kölenin acısına denk haz zinciri, mankenin durduğu noktada kalbur üstü gezinmelere neden oluyor. Aklınızı başınızdan alıyor. Ve bir başka esere yol aldığınızda, karşınıza başsız bir kadın heykeli çıkıveriyor. Bacak bacak üstüne atmış askı kafalı kadın heykeli, yanından geçenlere aldırış etmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine düştüğü kafes (ayakkabı) bulunduğu ortama tercüme oluyor. Kendi gibi birçok hemcinsinin aklıyla değil, bedeniyle teşhir edildiği bir dünyada, hoyratça sergilenmek onu incitmiyor. Bir gün özgür olacağı günün hayaliyle yaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimimizin taparcasına sevdiği bu arkaik icat, yaşayan tüm kadınların kâbusu, heteroseksüel travestilerinse cansız efsanesi. Mesela bir Pedro Almodovar filmi olan Tacones lejanos/Yüksek Topuklar, travesti camianın beklentilerine cevap verir nitelikte. Aynı metaforla hareket eden Avustralyalı kardeşi Priscilla (Çöller Kraliçesi) ise kendiyle barışma sürecinde olanlara “şiddetle” önerilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkece adlarını teşhirci olarak andığımız travestiler, bundan yıllar önce bir dergi çıkarmış, adını da “Gacı” koymuştu. Dergi logosunun yüksek topuklu bir ayakkabı oluşu ise bit tesadüf değildi. Aynı kulvarın türdeş varisleriyle koşmak onları yormuş olacak ki şu sıralar yazın hayatına ara verdiler. Tekrar ayağa kalkmaları dileğiyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadına karşı topuklu ayakkabı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat topuklu ayakkabı dediğimiz şey zaten koşmayı engelleyen, ilerleyişi zayıflatan bir şey değil miydi? Birçok kadının nice ortopedisti yanına alarak bunu bir manifestoya çevirmesi tesadüf müydü? Kadını köleleştiren birçok aksesuar gibi topuklu ayakkabı elbette bunun doruk noktasıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta sonu izlediğim Kadınlar/Women filmi, bu koşuya ortak olma pahasına açılışı çoklu topuk çıkartmasıyla yapınca, işin sandığımızdan küresel olduğu gerçeğiyle yüzleştirdi: “Bu botlar yürümek için yapıldı” dedirtti. 1939 orijinalliğinden uzak durmasına rağmen hâlâ yaşamımızı işgal eden erkek sorununu (man trouble) güncelleştirdiği (ne zaman güncelliğini yitirdi ki?) için yapımcısına teşekkür borçluyum. Yalnız John Crawford repliklerinin eksikliği, filme topuklu ayakkabı yalnızlığı ve orta sınıf hayal kırıklığı olarak yansıyor. Temsil ettiği en büyük değerin sınıf üzerinden temellenmesi de bu yüzden. Belki topuklu ayakkabının fetiş bir hâl almasının ardında bu yatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların günümüzde eskiye nazaran daha çok sorunla baş ettiğini biliyoruz. Fakat bir düşman edasıyla ayaklarına bakmaktan da kendimizi alamıyoruz. Onlara tapıyor, dört duvar arasında bizi kırbaçlamaları için onlara yalvarıyoruz. İşimize gelmediğinde de kavanoz dolusu üzerlerine b.k atıyoruz. Sözde kutsalımız sayılan analarımız üzerinden küfürler yağdırıyor, tüfeklerle canlarını alıyoruz. Töreyi kıstas bilip, pavyonları sonuna kadar ışıklandırıyoruz. Koca bir tarihi küçücük bir ayakkabıya sığdırıyoruz. Kafasız mankenler yaratıp, başlarını askılık olarak kullanıyoruz. Biz erkekler çok ayıp ediyoruz.(CY/EÜ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tasarımcılar, mimarlar ve ünlü isimlerlerin tasarladığı dev ayakkabılardan oluşan sergi, Shoe Art Istanbul adı altında 30 Ekim'e kadar kentin farklı yerlerinde sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-268861153885591971?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/268861153885591971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=268861153885591971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/268861153885591971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/268861153885591971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/bu-topuklar-taplmak-icin-yapld.html' title='bu topuklar tapılmak için yapıldı'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-4660968901274621542</id><published>2010-11-01T17:16:00.001+02:00</published><updated>2010-11-02T21:58:02.366+02:00</updated><title type='text'>duru muhabbetler</title><content type='html'>Uzun zamandır aklıma takılan bir telve figürü var. Bunun sürekli kahve falıma bakmamla bir ilgisi var mı bilmiyorum ama türk kahvesini sevdiğim kesin. Son zamanlarda aynı figürle karşılaşmamsa ayrı bir tedirginlik. Bunu teyit etmek için başvurduğum insanlardan aldığım cevapsa çok şaşırtıcı. Çünkü hepsi aynı cevabı verdi. O bir denizkızıydı. Çeşitli efsanelere konu olan denizkızı, fal literatürüne göre pek hayır değildi. Belli ki olmayacak duaya âmin diyordum ya da fesat bir kadın hayatıma giriyordu. Açıkçası o fesadı kendime yordum. Sonra kendi çocukluk anılarıma döndüğümde, mütemadiyen pijamamın tek bacaklık bölümüne, çiftini birden soktuğumu hatırladım. Demek ki psişik arzularım, geçmişimle bağlantı kuruyordu. Fakat bir efsaneye dönüşmek için fazla geç kalmamış mıydım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Hâlbuki denizkızları sabıkalı yaratıklardı. Ya denizcileri güzel sesleriyle baştan çıkarıp öldürüyor ya da onlara âşık olup kendilerini yok ediyorlardı. Aslında yerel adaptasyonlarının da faklı bir hayat sürdürdükleri söylenemezdi. Hatta her bahar bir temizlik operasyonuyla kentten sürülüyor ve bir daha haber alınamıyordu. Cher, belki bu yakarışa seslenebilirdi. Ne de olsa Mermaid(denizkızı) filminde yeteri kadar bayraktarlığımızı yapmıştı. İki çocuklu dişi bir dul kadını canlandıran Cher’in, bize gösterdiği yol tartışmalıydı ama neden bir gey ikonu olduğu çok açıktı. Kaldı ki yerli versiyonları onun bıraktığı yerden yola devam edecekti. Türkan Şoray’ın Şahmaran’ı bir denizkızına benzemese de yarı yılan haliyle gerçek bir kraliçeydi. Denizkızı efsanesinin ölümsüzleştirildiği yerlerden biri de Kopenhag limanındaki bronz denizkızı heykelinin bulunduğu yerdi. Danimarkalı Hans Christian Andersen’in ünlü "Küçük Deniz Kızı" adlı öyküsü üzerine yapılmış denizkızı heykeli, adeta bu hayalin doğruluğunu kanıtlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık tarihinin mitlerle dolu oluşu, aslında hiç bitmeyecek bir efsaneye öykünmeydi. Kaldı ki Hıristiyan öğretisine göre Havva’nın Adem’in kaburgasından çıkışı, bunun bir göstergesiydi. Belki de bu, tarihin ilk cinsiyet değiştirme operasyonuydu. Elbette ki erkekten bir kadın yaratmak Tanrı marifetiydi. Bunun patriyarkaya dönüşü ve bedelini tüm kadın ulusunun ödeyişi, bir erkek ülküsüydü. Tarihin ilerleyen zamanlarında bu çift benlik ya da iki türün tek bedene vuku bulması sadece bireye değil, tanrısallığa da tekabül etti. Örneğin “Tot” adlı çakal başlı erkek heykeli Eski Mısır’da bilgelik tanrısıyken, “Hathor” adlı inek başlı figür, bir gök tanrıçasına denk geliyordu. Aynı tanrısallığın günümüz dünyasındaki izdüşümünü ben, Ajda Pekkan’da görüyorum. Hatta jüri üyesi olduğu bir televizyon programındaki yarışmacılardan birine: “Sana, yürü ya kulum diyorum” demesi, bunun bir göstergesiydi. Bu anlık çıkış her ne kadar komik görünse de aslında bir tanrısallığın tezahürüydü. Kaldı ki kendinin bitmek bilmez dönüşümleri, aynı ritüeli gerçekleştiren sayısız travestiye bir modeldi. Örneğin, Manuel Puig’in “Örümcek Kadının Öpücüğü” kitabındaki travesti karakter, bu tanrısal paslaşmalar sonucu hayatını sürdürüyordu. Ancak onun gibi birçok travesti, “kederle doludur, tinsel-besine, ruhsal-öyküye, doğal gezinmelere, ihtiyaçlarıyla uyumlu bir süslemeye, Tanrısal öğrenime, basit ve sağlıklı bir cinselliğe açlık duyarlar. Ama, istemeden de olsa, onları çılgınca dans eden hayaletlere çeviren lanetli ayakkabıları –hayatın giderek daha da kötüleşmesine neden olan inançları, eylemleri, fikirleri- seçerler.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizkızı efsaneleri hiç bitmesin. Sonu bir sabun köpüğüne dönüşmek bile olsa bir cadıyla anlaşmaya deysin. Ben bu akde kadar, kuzey yıldızına yükselen Aysel Gürel ablamızı izlemeye devam edeceğim. Ta ki kırmızı cam pabuçlarımla gökkuşağının ötesine varıncaya dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-4660968901274621542?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/4660968901274621542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=4660968901274621542' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/4660968901274621542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/4660968901274621542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/11/duru-muhabbetler.html' title='duru muhabbetler'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-624053313989860873</id><published>2010-10-11T17:41:00.003+03:00</published><updated>2010-11-02T23:06:02.491+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lgbtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet kimliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel yönelim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haklar'/><title type='text'>Hep beraber meclisin önündeydik.</title><content type='html'>Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel (LGBTT) Hakları Platformu üyesi örgütler Anayasanın 10. Maddesi’ne cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eklenmesi için 23 Ekim 2008 Perşembe günü Meclis önündeydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasada eşitlik ve Lambdaistanbul’un kapatılmasıyla ilgili imza kampanyası başlatan Platform üyeleri topladıkları 5000 imzayı Meclis Dilekçe Komisyonu’na sundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Meclise topluca girmelerine izin verilmeyen Platform üyeleri, Meclis’in Dikmen kapısında bir de bildiri okudular. Bildiride, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel bireyler olarak, eşit vatandaşlar olduğumuzun Anayasa tarafından güvence altına alınmasını talep ediyoruz. Bizimle ilgili mahkeme kararlarının, hakimlerin insiyatifine kalmamasını, eğitim, iş, ev, barınma gibi insani konularda diğer vatandaşlarla eşit haklara sahip olmamızın saqğlanmasını istiyoruz” denildi. “Murathan Mungan, Sezen Aksu, Küçük İskender, Baskın Oran gibi kamuoyunda tanınan kişilerin de imzalarının bulunduğu taleplerin pek çok kez gündeme getirildiği de kaydedilerek “Hükümetten gelen yanıtlar, “toplum buna hazı değil” ile eşcinseller sorun yaşamamaktadır, yasalarda eşitlik mevcut” arasında gidip gelmektedir. Lambdaistanbul hakkında yerel mahkeme tarafından veirlen kapatma kararı haklarımızın güvence altında olmadığının en somut kanıtıdır. Bu nedenle Anayasa’nın eşitliği düzenleyen maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” kavramlarının eklenmesini talep ediyoruz” görüşü dile getirildi.&lt;br /&gt;“Meclis’e gelmemiz hem anlamlı hem zorunluluk”&lt;br /&gt;Kaos GL İzmir üyesi Salih Canova “eşcinsellerin taleplerini bizzat kendilerinin meclise iletmeleri, hem görünürlükleri açısından oldukça önemli hem de taleplerin dolaylı yollarla aktarılmaısndan daha anlamlı olduğu için bir zorunluluk” dedi. “Heteroseksüel vekillere diğer vatandaşlarla anayasal düzlemde eşit haklara sahip olmamız gerektiğini anlatmak istiyoruz” diyen Canova Meclis’e “bu haklara sahip olmayan eşcinsel vatandaşların da varolduğunu göstermek ve anayasasının 10.maddesini hatırlatmak için” geldiklerini söyledi.&lt;br /&gt;“Türkiyeli tüm lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transseksüeli ilgilendiriyor”&lt;br /&gt;MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu üyesi Ozan Gezmiş başlattıkları imza kampanyasını örgütlü veya örgütlü olmayan tüm LGBTT bireylerin eşitliği ve özgürlüğü için bir ön adım olarak görüyor.&lt;br /&gt;“Meclis’e verilecek imzalar sadece Lambsdaistanbul ya da Kaos GL gibi dernekleri değil Türkiyeli tüm LGBTT bireyleri yakından ilgilendiriyor.”&lt;br /&gt;“Yasalardaki tanınmazlığın MorEl gibi dernekleşme sürecinde olan olulumların önünde de ciddi kısıtlayıcı engeller teşkil ettiğini” düşünen Gezmiş Anayasal bir görünürlük kazanmalarının önemini şöyle açıklıyor:&lt;br /&gt;“Anayasanın 10.maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ifadelerinin eklenmesi hakları hayatın hwer alanında gasp edilen, dernekleşmeye çalışan veya dernekleri kapatılmaya çalışılan her LGBTT birey için çok önemli bir adım olacak.”&lt;br /&gt;LGBTT Hakları Platformu bileşenleri şu kuruluş ve oluşumlar: İzmit Travesti ve Transseksüel İnisiyatifi, Kaos GL Derneği, Kaos GL İzmit Oluşumu, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği ve Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu&lt;br /&gt;İmza kampanyası metni:&lt;br /&gt;“Genel ahlaka, hukuka ve Türk aile yapısına aykırılıık” iddiasıyla Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği hakkında açılan davanın “kapatma kararı” ile sonlanması, yasaların uygulanmasında toplumda var olan eşitsizliklerin devreye ne kadar kolay girebildiğine örnek olmuştur. “Genel ahlak” gibi göreceli bir kavramın lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel insanların ifade ve örgütlenme özgürlüğü önünde kullanılabilmesi, Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesinin ne kadar da hayati olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.&lt;br /&gt;Hükümete toplumda var olan eşitsizlikleri giderrme konusundaki sorumluluğunu hatırlatıyor ve LGBTT örgütlerinin anayasanın eşitlik maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesine dair taleplerini desteklediğimi açıklıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-624053313989860873?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/624053313989860873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=624053313989860873' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/624053313989860873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/624053313989860873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/hep-beraber-meclisin-onundeydik.html' title='Hep beraber meclisin önündeydik.'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-8997935656288284369</id><published>2010-10-11T17:40:00.002+03:00</published><updated>2010-11-02T23:06:34.941+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seks işçisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eşcinsel'/><title type='text'>Bakış - geçen yaz birdenbire</title><content type='html'>&lt;div&gt;“Sen sadece görmek istediğin şeyi görüyorsun.&lt;br /&gt;Sen, donmuşsun.” Madonna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturduğum semtte yeni bir gelinlik dükkânı açıldı. Aslında buna pek şaşırmamam gerekiyordu. Hele burnumun dibinde koca bir evlendirme dairesi varken. Ama insan ister istemez içerliyor işte. Neydi bu giysiyi yücelten diye? Neyi temsil ediyordu? Sadece saflık mertebesinde ışıyan beyaz, bunun tercümesi olabilir miydi? İçinde bir gizem, bir oyun olması gerekmez miydi? Ne de olsa her gelinlik giyen, o görünmez zırhın arkasına sığınamıyordu. Pippa bacca bunu doğrulayan acı bir tecrübemizdi. 80’lerin çarpık ikiliği gelinliği de kendine benzetmeyi başarmıştı. Aynı anda hem bakire hem fahişe olmak mümkündü. Fahişe kelimesinin farsça “sokak kadını” anlamına geldiğini düşününce, sokakta gezen her kadının erkek zihniyeti nazarında seks işçisi olmasına şaşmamak gerekirdi. Zaten kadın veya gibisi olmak bunu gerektiriyordu. Yeteri kadar namuslu olmak yetmiyor, bir de onu ifşa etmek gerekiyordu. Sabah kuşaklarının vazgeçilmez cadıları bu ayrımı net bir şekilde ortaya koyarken, ziyan olan onca insan onuru “en güvenilirlik” etiketi alınmışlar tarafından hibe ediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;İşte bu noktada onur mücadelesi anlam kazanıyordu. Yıllarca hiçleşen, yok edilen kimi ötekiler sokaklara çıkıyor, kendileri için bir şey yapıyordu. Geçen yaz bu deneyimin doruk noktasına çıkması tesadüf değildi. Eşcinseller için bu, bir kez daha “olay”dı. Hepimiz içinse eşsiz bir tecrübeydi. Ama ben orada yoktum. Ya da orada olamadım. İki sene önce aldığım askerlik raporuyla yüzleşiyordum. Her eşcinsel erkeğin yaşadığı bu travma sürecinin “post” stresini yaşıyordum. Süreç sadece sözlü beyanınızla yetinmediğinden, bir de bunu kanıtlamanız gerekiyordu. Vaktiyle onur kelimesini telaffuz etmek şiar halini alırken, iş rapor almaya gelince yan çizmek, ihaneti kaçınılmaz kılıyordu. Mehmet Tarhan bu ikiyüzlülüğü yıkmak adına büyük bedeller ödemiş; vicdanının sesini dinleyerek, onu reddetmişti. Kaldı ki ben yaptığım şeyden utanmıyordum. Çünkü birçoklarımız için bu bir tür haktı. Ta ki muayene edilmek için gittiğim hastanedeki doktorun bana: “Bunun onur kırıcı olduğunu biliyorum ama yapmak zorundayım”, cümlesini işitene kadar. Hiç ummadığım anda yüze şamar gibi patlayan sözler, kaybolduğum andı. İçimde o ana kadar duymadığım bir yabancılaşma ve utanma hissi belirdi. Hâlbuki bir eşcinsel olarak bana sunulan “avantajı” kullanmış, gereken işlemleri yerine getirmiştim. Ne için pişmanlık duymalıydım? Kendimden başka kime karşı bir sorumluluk duymalıydım ki?&lt;br /&gt;Elbette ki arkadaşlarıma. Can yoldaşlarıma. Kız kardeşlerime. Evden kaçtıktan sonra bana kucak açan yuvama: Lambdaistanbul’a! O süreç boyunca yaşanan iç çelişki, eşcinsel hareketle tüm organik bağımı koparmama neden oldu. Mehmet çıktığındaysa bir, bilemediniz iki kez görüştüm. Görüşebildim. İyi de bu birçok eşcinselin maruz kaldığı bir şey. Bu kadar üstelemenin ne âlemi vardı? Bunun yanıtını ancak bir üstat verebilirdi. Woolf, herkesin kendine ait bir odası olması gerekir derken, özel alan mücadelesinin ne menem bir şey olduğunu özetler adeta. Kaldı ki hayata tutunmak adına bir oda açmışsanız ve onu kendinize kutsamışsanız, temiz kalması için tüm yüzleşmeleri yerine getirmeniz gerekir. İşte Lambdaistanbul benim en temiz odam. En azından öyle kalmalıydı. Temiz kalmak adına gerçekleştirdiğim yöntemlerse bana çok uzak değildi. Thai chi, yoga, meditasyon, ardından pasiflora, prozac, zanacks ve elbet namaz, oruç ve takva. Ama hiçbir arınma, geçen yazki yürüyüşün yerini almadı. Sanki vaat edilen cennete yol alan inananların coşku ve neşesi tekrar canlanmıştı. Hâlbuki o insanlar 3000 sene önceki yürüyüşte 40 sene çölde gezinmiş ama kaybolmuştu. Musa’ya sorulan bir soru üzerine alınan cevapsa, şaşırtıcıydı. Çünkü o, yolunu bir kadına sormaktan acizdi. Neyse ki eşcinsel erkekler, eşcinsel kadınlarla yol almaktan çekinmediler ve yanlarına nice travesti ve transseksüeli aldılar.&lt;br /&gt;Lambdaistanbul’un kapatılma davası ise yaşadığımız çilenin en somut kanıtıydı. Gerçeği görmeyenlerin, göremeyenlerin ya da sadece kendi gözleriyle bakmak isteyenlerin yansımasıydı. Çünkü onlar donmuştu. Zamana, mekana ve eşyanın her tür tabiatına aykırı durmak pahasına donmayı tercih etmişlerdi. Ben bu sene, geçen seneyi aratmayacak bir onur yürüyüşü gerçekleşeceğine inanıyorum. Ve kendime bir şans daha tanıyıp, o yürüyüşe katılmak istiyorum. Tekrar kendimle karşılaşmak ümidiyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürmelican&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-8997935656288284369?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/8997935656288284369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=8997935656288284369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/8997935656288284369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/8997935656288284369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/baks-gecen-yaz-birdenbire.html' title='Bakış - geçen yaz birdenbire'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7114138824330939344</id><published>2010-10-11T17:35:00.006+03:00</published><updated>2010-11-02T23:06:55.255+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transfobi'/><title type='text'>Laço'nun gör dediği - natural bedem, organik hıyar!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Numero uno: Beni Böyle Kabul Eyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’ye dönerken hava alanında beni ilk karşılayanlar arasında annemin bana hayal kırıklığı ile bakan gözleri de vardı. Saçımı ve giyimimi tasvip etmeyen, bu yüzden de beni arkadaşlarının yanında karşılamaktan rahatsızlık duyan annem, “Türkiye’ye gelirken saçını kız gibi kestiremez miydin?” diye sordu. Bir senedir görmemiş olduğum annemin açılış cümlesinin bu olması da haliyle bendenize baya bir koydu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Ben işin röflesinde, permasında, balyajında değilim arkadaş; neticede erkeklik tarihimizin yakın geçmişinde Rod Stewart, Jon Bon Jovi gibi örnekler mevcut. 90’larda hayatımıza kapıyı çalmak yerine öküz gibi omuz atarak girmiş olan memoli - deli kürek ekürisi henüz ortaokulda seksek oynarken, Rod Stewart abimiz gelin başını aratmayan saçları ve vücudu saran tek parça streç badisi ile dünyayı sapına kadar sallamıyor muydu? Sallıyordu. O an beni sarsan, uzun zamandır aşina olduğum transfobik tepkilerin beni hala bu kadar savunmasız yakalayabildiğini görmekti. Demek toplumsal transfobimizden anneciğimin payına düşen miktar, bir kavuşma anında yüzündeki sevinç ve heyecanı yerle bir edebilecek büyüklükteymiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numero dos: Natürel Bağdem, Organik Hıyar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailemi ziyaret etmek için İzmir’e gitmiştim. Annemlerin bir komşusu ve eşleri bize misafirliğe geldiler. Yenildi, içildi, sohbet, muhabbet derken bu komşunun kocası hafiften kafayı buldu ve beni ima ederek "bak aslında saçları uzatsa, makyaj yapsa, ona göre giyinse falan gayet şahane bir genç kız olur" dedi. Ben de dayanamayıp "valla Hüseyin Abi, sen de saçları uzatsan, makyaj yapsan, mini falan giyinsen, sen de bomba gibi bir genç kız olursun" dedim. Dememle beraber ses kesildi, hayat durdu, ekran dondu, ve babam yayın akışını devam ettirme çabasıyla araya zorlama bir kahkaha koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sapına kadar erkek abimiz benim bu çıkışıma çok içerlemiş olacak ki sözlerine benim "doğaya aykırı" olduğumu ekleyerek devam etti. Hani bu lafı eden de ne bileyim meşhur bir zoolog veya sualtı dünyasının duayeni falan olsa içim yanmaz, herif mazot tüccarı. Kardeşim sen mesleğin icabı küresel ısınmanın kalorifer kazanına meşe odunu atan bir insansın, utanmadan nasıl ‘doğa’ dersin? Ortada doğaya aykırı bir şey varsa, o en başta senin benzin içip, zehir tozutturan bilmem kaç silindirlik cipindir ulan. Ama kaç yazar, doğa argümanını çürütsen burnuna dini dayayacak, alternatif ictihad örnekleri göstersen, zındıklıkla suçlayacak, vs. Zira adam benim üzerimdeki otoritesini çok sorgulanamaz bir yerden, ‘heteroseksüelliğinden’ ve ‘erkekliğinden’ alıyor hamdolsun; akıl, mantık, vicdan, micdan hiç birşey kar etmez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri gelmişken, cinsiyetçiliği, şiddeti, eşitsizliği, heteronormativizmi, ataerkilliği, ırkçılığı, sömürüyü meşru göstermek için cımbızla seçilen doğa örneklemelerine ayrıca hasta olduğumu belirtmeliyim. Varsa yoksa “dişi kuş yuvayı yapar”, “güçsüzler elimine olur”, “ormanlar kralı aslan” falan fılan. Hani nerede “erkek penguen çocuğa bakar”, “ormanda lüks olmaz”, “dişi sırtlanın malı meydandadır” (bu arada hakikaten meydandadır, -spotted hyena- diye google’da arayın görün inanmazsanız) ? Yemezler hegemonya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Hüseyin Bey’le aramda geçen bu tatsız tartışma yukarıda anlattığım şekliyle alevlendikten sonra, maalesef işler biraz kontrolden çıktı. Sükunetimi koruyup söylemek istediklerimi düzgün düzgün anlatmam gerekirken karşılıklı ses yükselmesi sendromuna kurban gittim. Evde herkesin rengi git gide kızıla çalarken abim sağolsun “yeter, daha fazla üzerine gitmeyin kardeşimin, istediğini giyer, istediği gibi davranır, size ne?” diyerek bana açık bir şekilde arka çıktı ve konu o anlık da olsa kapandı. Abime türlü çeşit sebeplerden dolayı “açık” olmadığım düşünülürse, onun bu beklenmedik empatisi ve sempatisi de stresli denebilecek bir geceyi benim belleğimde sıcak ve güzel bir anıya dönüştüren etmen oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numero tres: Meyve Sinekleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iki hafta önce NTV MSNBC’de “Meyve sineklerinin eşcinselliği insanı çözecek” diye bir haber okudum. Hadi cümleten gözümüz aydın(!). Buram buram soy geliştirme bilimi (eugenics) kokan bir araştırma haberini manşetten sanki müjde verir gibi girebilen gazeteci arkadaşla tanışmak istiyorum. Bu tip yüksek tirajlı gazetelerde her sabah “…ilelebet homofobiye bağlı kalacağıma, sağ duyudan uzak duracağıma namusum ve şerefim üzerine and içerim” türevinden bir yemin ediliyor galiba. Haberde bahsi geçen denyolar “olayı çözdük, çözecez” diye atıp tuta dursunlar ben şahsen son derece müsterihim, niye mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce heybetli görünsün diye NTV at sineği resmi kullanmış ama ben bu meyve sineğini (drozofila) fen lisesi yıllarımdan tanırım, DNA’sında afedersiniz tesbih kadar gen olmayan çok basit bir hayvandır. Meyve sineğinden yola çıkıp insan cinselliğini anlamaya çalışmak; kefal’in ekmeğe, palamut’un zokalı yeme gelmesi üzerinden global market ekonomisini açıklama çabasına tekabül eder. Yarabbim başımıza musallat ettiğin hıyar ağalarını her daim böyle abeslerle iştigal ettir. Amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, dikkat ettim yazıda lezbiyenliğin l'sinden veya transeksüelliğin t’sinden söz edilmemiş. Varsa yoksa erkek sinek şuna nefislendi, erkek sinek buna göz süzdü. Diğer bir deyişle bu araştırma böylelikle "erkektir, sinektir, yapar" devrine noktayı koyuyor; sen, ben, bizim oğlan yırtıyoruz. Açıkçası, ben haberin asparagas olduğuna ve araştırmayı çarpıttığına inanıyorum. Ya da araştırmacılar hakikaten angutlukta yeni bir sayfa açmışlar ve bu seneki Ig Nobel'i kimseye kaptırmadan alırlar diyorum. Bitiriyorum. (kaynak: &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/429265.asp"&gt;http://www.ntvmsnbc.com/news/429265.asp&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinanınız&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7114138824330939344?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7114138824330939344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7114138824330939344' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7114138824330939344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7114138824330939344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/laconun-gor-dedigi-natural-bedem.html' title='Laço&apos;nun gör dediği - natural bedem, organik hıyar!'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7401606864945805144</id><published>2010-10-11T17:33:00.001+03:00</published><updated>2010-11-02T23:07:35.595+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='crossdresser'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transgender'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='travesti'/><title type='text'>Travesti(yim)</title><content type='html'>Crossdresser nedir? Travesti nedir? Sadece karşı cins kıyafeti giymek midir? Karşı cins gibi davranmak da buna girer mi? Bazıları da kısa süreli bir giyimden bahsediyor. Neye göre değişiyor? Günde kaç dakika veya saat karşı cins kıyafeti giyildiğinde cross-dresser olunur! Travesti farklı bir şey mi? Bu girişten anlaşıldığı üzere bu sayının dosya konusu “cross-dresser” ve başka arkadaşlar da bu konuda yazacaklardır, belki de bu soruları da cevaplarlar, kim bilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Önce “crossdresser” veya “travesti” dendiğinde aklıma gelenleri bir sıralayayım, bakalım neler çıkacak. Türkiye’de travesti denilince “ameliyata hazırlık yapan transseksüel” gibi bir şey algılanıyor. İnternette baktım A.B.D. ve diğer Avrupa ülkelerinde daha net bir tanımlama var. Karşı cins kıyafeti giyen -daha sonradan buna bir de “karşı cins gibi davranan” da girmiş- demek ama Türkiye’de bu şekilde pek anlaşılmıyor. Bu yüzden kendilerini tanımlamak için İngilizcesi olan “Crossdresser”ı kullananlar da var. Türkçe yayınlanan bazı internet sitelerinde kullanıcılar kısaltarak (CD) olarak kendilerini tanımlıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde cross-dresser denilince kadın kıyafeti giyen erkek akla gelir, çoğunlukla da bu durum tanımlanır. Kadınların erkek kıyafeti giymesi bu tanıma sokulmaz. Nedense kadın cross-dresser’ın veya kadın travestinin az olduğu ve erkek kıyafeti giymenin çok da önemli olmadığı öne sürülür. Toplumun gözünde erkeğin kadın kıyafeti giyerek “kadınlık üzerinden aşağılanması” daha önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de biraz kendi “crossdresser”, “travesti”liğimden söz edeyim. Sadece bundan. Nedenini araştırmadan. Burası önemli. Neden aramak, travesti olmayanı doğru kabul eden ve travestiliği buna göre yorumlayan bir bakışı anlatır. Nedeni araştırmak birbirinden farklı durumları karşılaştırmaya da sevk edebilir. Genelde olur bu, “toplumda lezbiyenler daha çok kabul görüyor, feminen geyler ise daha zor” gibi cümleleri duyanlarımız vardır. Feminen geyler “kadınlık” üzerinden, yani “kadına benzediği” için bir aşağılama yaşarlar, lezbiyenler ise toplumda “kadının cinselliğinin önemsenmemesi” yüzünden, yaşadıkları hemcins birlikteliğinin görünmezliğinde boğulurlar. Aslında her ikisi de toplumda kabul görmez. Sarf edilen bu ve benzeri cümleler yaşanan travmaları, dışlanmışlığı, aşağılanmayı, ezilmeyi yok sayan, hafife alan bir durum yaratır. Yaşananları başkalarının gözünde önemsizleştirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden, sadece, yaşamım boyunca çeşitli çevrelerde bana söylenmiş sözlerden yola çıkarak kadın travesti olmanın da zor olduğunu, devamlı bir “kadın ve kadınlık” vurgusuna yönlendirildiğimi ve diğer LGBT’lerin de yaşadığı aşağılanma ve yok saymadan nasibimi aldığımı söylemek istiyorum. Daha açılan olmadığı heteroseksüel bir ailenin içinde büyütüldüm. Kadın bedeninde doğdum. “Kadın” olarak yetiştirildim. Büyürken de kadınlığı kodlayan şeyleri yapmadığımda “kadın” olmayacağım diye korkanlar tarafından engellendim. Kodlar döneme göre değişebiliyor. Belki biraz detay vermek iyi olur. 1972‘de doğdum. Çocukluğumun geçtiği yıllarda “kadın” olduğunu gösteren göstergelerden biri istisnasız yaşı ne olursa olsun tüm kadınların etek giymesiydi. Devlet kurumlarında kadınların pantolon giymesi 2001’de gerçekleşti (üşenmedim Google’da baktım). Ben ise pantolon giymeye bilinçli olarak altı yedi yaşlarında başladım. Annem yalvarırdı “ne güzel eteklerin var, niye giymiyorsun” diye, ha bu arada o zamanlar çocuklara ne giymek istedikleri sorulmaz mağazaya gidilir ve alınırdı. Genellemeyeyim, benim ailem öyle yapardı. “Kız” çocuklarının giymesi gereken ne varsa o alınırdı, ben de giymezdim. Bu yargıların ve yönlendirmelerin ne kadar kemikleşmiş olduğunu gösteren bir örnek ise teyzemden geldi; sık görüşmeyiz ama dokuz yıl sonra görüşmek zorunda kaldık, beni gördüğünde ilk sorduğu şey “aa Aligullüm ben seni hiç etekli görmeyecek miyim” oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buluğ çağına girince ailedeki kadınlar daha bir “kadınlığa giriş” dersi vermeye başladılar. Yoğunlaştırılmış kurslar gibiydi. Buna bir de babam katıldı. Koro halinde “genç kızlar makyaj yapar, makyaj yap”, “saçını şöyle tara”, “daha canlı şeyler giy” diye direktifler verip bir de buna “topluklu ayakkabı” giyme fantezilerini eklediler. Benim fantezim hiç olmadı ama maşallah onlar benden daha meraklıydılar. Babamın gardırobundan besleniyordum. Kazakları favorimdi, klasik (ceket-gömlek- pantolon) takım giydiği için bunlara pek dokunmazdım. Kadın’a ait görülen birçok şey (giyim, makyaj, vs.) ilgi alanımda olmadığından ve de aynı cinsel yönelime de sahip olmadığımdan benle aynı yaştaki kadınlarla iletişim kurmakta zorlanırdım. Onlara benzemediğim için daha çok dışarıda bırakılırdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı geçeyim, büyüme sürecim boyunca duyduğum cümleleri yazsam, nasıl “tek tipleştirildiğimi”, iki cinsiyetten birine yönlendirildiğimi anlarsınız, umarım. “Niye oje sürmüyorsun, kadınların elleri bakımlı olmalıdır”, “niye canlı renkler –kırmızı, pembe, yeşil, vs.-giymiyorsun (mavi, gri, siyah, lacivert erkeklerin rengidir)”, “elini arkanda birleştirerek yürüme, ne o öyle hacıağa gibi”. Bunlar yıllar içinde bende iz bırakan cümleler. Bu tür cümleler sadece aile ve akrabalardan gelmiyor, arkadaş ve hatta lezbiyen/biseksü el sevgililerden de gelebiliyor. “Kadınlardan hoşlandığını söylüyorsun ama erkek gibisin, lezbiyenler de kadınlardan hoşlanır”, “erkek isteseydim erkekle birlikte olurdum” diyenler de çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu insanlardan etkileniyordum ve onların verdikleri kalıplara uymaya çalışıyordum. Fakat bu zordu, kendim değil bir başkası olmaya zorlanıyordum. Eski fotoğraflara baktığımda “kadınsı” bulduğum fotoğraflarım yok değildi. Onlar ise bu “uyum” çabalarının sonuçlarıydı. Bu fotoğrafların içinde beni kendimden en nefret ettirenleri düğünlerde çekilen fotoğraflardı. Düğünler kadınların ve erkeklerin “en erkek”, “en kadın” oldukları, bir çeşit şov yaptıkları yerler haline gelirdi. Kadınların günlük hallerinden bin kat daha fazla makyaj ve “kuş yuvası” (ama öyle) saçlar yaptırdıkları, abartılı kıyafetler giydikleri, erkeklerin ise takım elbise ve tıraş olayına girdikleri gösteri dünyasıydı. O kıyafetlerin içindeyken aynada gördüğüm kişiyi tanımıyordum. Kâbusumdu. O günden bugüne, çok az düğüne gittim, ee tabii sosyal alan da daralıyor o zaman. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı cins kıyafetleri giymek -ve karşı cins davranışları göstermek- çoğu zaman aşağılanmayla dışlanmayla karşılaşmak demektir. Sokakta yürürken dışarıdan belli olmuyorsam kişilerin dikkatli bakışlarını üzerimde yakalarım, “kadın mı, erkek mi, ne ki bu?” bakışlarıdır bunlar. Bazen de alaylı gülümsemelerle karşılaşırım. İçimde en çok yer eden de bana dikkatle bakan adamın delici bakışlarındaki nefret olmuştu. Bunları çevremde anlattığımda bazı travesti ve transseksüel arkadaşlar bana “n’olmuş ki? Biz her gün bunun beş katını yaşıyoruz” derler. LGBT’nin her harfi karşı cins ilişkilerin yüceltildiği, erkek egemen, ailenin kutsal sayıldığı bir yerde çok çeşitli eziyetlere maruz kalıyor. Bunları kimse inkâr edemez. Fiziksel şiddet kadar yukarıda saydığım sosyal şiddet de hayatımızda etki bırakan bir şeydir. Bu tür sözler insanda “yaşadıklarımın dikkate alınması için illa dövülmem mi gerekiyor” tepkisini verdiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı arkadaşlarımdan da “transseksüel de değilsin, toplumsal cinsiyet kodlarını yeniden üretiyorsun, ne menem bir şey yapıyorsun sen” gibi laflar işitirim. Dengeli bakmak lazım diye düşüyorum. Toplumsal cinsiyeti yeniden üretiyor olabilirim ama sadece ben üretmiyorumdur diye de düşünüyorum. Toplumsal cinsiyet rollerini inceleyebiliriz ve bu inceleme sonucu belki davranış kalıplarında da bir değişikliğe gidebiliriz. Sonuçta birçok farklı “erkeklik” ve de “kadınlık” vardır. Biraz daha geniş açıdan bakıp, belki de “kadın nedir, erkek nedir” diye de sormamız gereklidir. Bu biçimler de incelenebilir. Sorgulamalar yapmak, sonuçlar çıkarmak, hayatında bunları uygulamak kişisel bir irade sonucu olmalıdır, dayatmayla değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm de, sanırım, benimki biraz uzun dönem travestiliğine giriyor. Böyle bir sınıflandırma yok, ben uydurdum. Son bir senedir, “ne biçim kadınsın” iması barındıran sözlere kimden gelirse gelsin artık prim vermiyorum. Evet, erkeksiyim. Evet, erkek kıyafetleri giyiyorum. Kendimi böyle daha rahat hissediyorum. Sadece bunun kabul edilmesi benim için yeterli. Daha yazarım da, bunaltmayayım, bir daha ki sayıya artık… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aligül&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7401606864945805144?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7401606864945805144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7401606864945805144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7401606864945805144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7401606864945805144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/travestiyim.html' title='Travesti(yim)'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-6803125159272769576</id><published>2010-10-11T17:31:00.001+03:00</published><updated>2010-11-02T23:07:59.182+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='crossdresser'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transgender'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='travesti'/><title type='text'>bu alet cd çalar mı?</title><content type='html'>kim, nasıl, ne zaman ve neden cd demiş bilmiyorum ama 6. hissim bu kısaltmanın da altında internetin olduğunu söylüyor bana. çet hadisesinin gençliğimizi esir aldığı yıllarda her şeyi, her kelimeyi kısaltsan ve böylece “zamana tutunan” gençliğin “slm, asl, pls” ile başlayan dil katliamının sonucunda her şey kısaltmalara dönüverdi hızla. her iletişimini bu denli hızlı yapan zihnin kusursuz gün ışığı elbette ecnebi bir kelam olan crossdresser’ı da etkilemiş olabilir pekala. yani şimdi bir araştırmacı gazetecilik örneği yapıp tarihçesini ve ilk kullanan milleti bulup siz değerli dönme okurlarıyla paylaşmak en doğrusuydu lakin saat 04.13 ve mevzuumuz bundan daha derin ve sancılı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;crossdresser’ı ya da kısaca cd’yi türkçe söylemek istesek şimdilik en mantıklı kelime travesti olacaktır herhalde. herhalde diyorum çünkü ne lgbt camiada ne de lgbt camia dışındaki alanlarda kavrama dair bir ortaklık yok henüz. crossdresserlar neredeyse tanımlanamayan uçan nesneler muamelesi görmekteler uzun yıllardır. ama en amiyane tabirle “karşı cinsin –ki cins dergicek pek haz ettiğimiz kelamlardandır, kıyafetlerini giyen kişileri” anlatan ve buradan bakınca da bizlerin kullandığı travesti tanımına denk düşen durum ne yazık ki dolaptan çıkartması en zor elbise hala. cinsel yönelimi eşcinsellik ya da biseksüellik, cinsiyet kimliği transseksüel ya da travesti, toplumsal cinsiyeti kadın ya da erkek olan bireylerin “açılması” öyle ya da böyle, küçük ya da büyük adımlarla sürmekteyken cd’lerin birçoğu değil bunu çevreleriyle paylaşmak, neredeyse kendilerine bile söylemiyorlar. şikayet ettiği her şeyi kendi içinde de üreten her topluluk gibi lgbt camia da bazı konularda hala tabuculuk oynamakta ısrarlı. ve bu tabu oyununda en zor anlatılan, anlatanı kıvrım kıvrım kıvrandırtan kelimelerin başında da cd’ler gelmekte. &lt;br /&gt;taraf olmayan bertaraf olur şiarıyla şekillenen dünya bizi hep bir köşede olmaya zorladı. çünkü bir köşe seçmezsen arada kalmış olurdun ve arada kalmak her daim tehlikeli ve sakıncalı idi. sırtını dayamayacağın sağlam bir duvar (bak: toplumsal cinsiyet rolleri) yoksa sen her türlü ötelemenin 6 okunun doğal hedefiydin. ya herrüydü ya merrü. lamı cimi yoktu. bu doğar doğmaz kulaklarımıza o kadar çok besmele ile haykırılmıştı ki hep olmadığımız bir şeyi oynamaya çalışarak, aslımızı yatak odası denen ve “en mahrem, en kişisel, en özel ve en saklanası” yere hapsederek vermiştik suflelerimizi. e hayat bir tiyatro sahnesidir sözü boşuna söylenmemişti. gülen her yüzün bir tanede ağlayan eşi olmalıydı. oldu da… &lt;br /&gt;aynada kendine bakarken memnun olmayan ahmet kırmızı jartiyerini ya da ekose eteğini ancak ve ancak yatak odası denen sandıkta, aynanın karşısında giydiğinde “oldu”ydu. o kapının kolunu sola çevirip, ilk adımını dışarı attığında anında başı ezileydi. ferman heteroseksizmin, yatak odaları “genel ahlak”ın kilerleriydi. bu nedenle ahmet, tıpkı boxer giymekten hoşlanan ayşe gibi, burnunun ucunu o kapıdan dışarı çıkartmamalıydı. sokaklar ahmet gibi ahmetlerin, ayşe gibi ayşelerin alanıydı. aksi düşünülemezdi. düşünenler ise bu düşüncelerini sadece ve sadece hepimizin sıkıştırıldığı karanlık dolapların en ücra köşesinde sek sek oynayabilirlerdi… kaldı ki dolabın diğer sakinleri bu oyuna da izin vermediler. &lt;br /&gt;oysa ki beden dediğimiz şey bizim değil miydi? öyle demiyor muydu akşam haberleri? nasıl oluyordu da oluyordu ve bizler üstümüze giyeceğimiz elbiseyi toplumsal normların belirlediği ilkbahar/yaz/sonbahar/kış kreasyonundan seçmek zorundaydık. madem bizim bu bahsi geçen oyun tahtası, kız kurusu, erkek müsveddesi bedenlerimiz istediğimiz şeyle süslemek de bizim hakkımız değil miydi? varsındı, olsundu… biz dilimizde şen kahkahalar ve en gururlu şarkılarla dilediğimizi giyip, dilediğimiz gibi sevişmeliydik. giydik, söyledik, seviştik de… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baweraunnehir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-6803125159272769576?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/6803125159272769576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=6803125159272769576' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/6803125159272769576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/6803125159272769576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/bu-alet-cd-calar-m.html' title='bu alet cd çalar mı?'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-5703466415557957231</id><published>2010-10-11T17:29:00.004+03:00</published><updated>2010-11-02T23:08:22.887+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiddet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transgender'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beyoğlu'/><title type='text'>Geçmiş zaman olur (mu) ki? - sene 1970…</title><content type='html'>&lt;div&gt;İlk defa polislerle yüz yüze geldiğim tarih. O günden bugüne insan haklarına dair birçok yasa, birçok madde çıktı. Değişen tek şey polislerin kılık kıyafetleri, bir de araçları oldu. Polisle ilk kez karşılaştığım bu dönemde Sıraselviler caddesinde Kulüp 12’ye giderdim. Çok nezih ve kaliteli bir yerdi, o devrin tüm sinema ve sahne sanatçıları oraya takılırdı. Tabii başta Zeki Müren, tüm egoistliğiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Ben o zamanlar da tatlı, kanı kıpır kıpır, çılgın bir genç kızdım. Bir gece Küçük Ajda dedi ki: “Balık Pazarı’nın orada yeni bir kulüp açıldı, sahibi de bir lubunya. Gel bu gece oraya gidelim, değişiklik olur, biraz eğleniriz.” Peki, dedim. Kalktık geze geze Balık Pazarı’ndan geçtik. Şimdi “Gel de İçme” olarak bilinen yerin karşı sokağında, yıkılmadan önceki Tarlabaşı Bulvarı’nın bir iki üst sokağındaydı. Kulübe girdik girmesine, ama bu kulüp benim gittiğim kulüplere hiç benzemiyordu, küçücük ve basık bir yerdi. Bir adam saz çalıyor ve söylüyordu. O dönem kulübü işleten rahmetli Elçin ile tanıştık. Roman gacılar çalgılarıyla oynamaya başladılar. Tam ben havaya girmişken birdenbire bembeyaz ışıklar yandı, ne olduğunu anlayamadım. Ne olduğunu sordum, basıldığımızı söylediler. “Nasıl yani?” dedim, “Ay amma da kezbansın.” dediler. Nam-ı diğer Top Deniz, yani Deniz Anne, rahmetli Selma, rahmetli Jilet Necla, Tekirdağlı Kader, Muş Yüksel, rahmetli Büyük Ajda ve daha adını sayamadığım birçok arkadaş mekandaydı… Polis beyler “Hadi bakim, gerçek bayanlar şu tarafa, kadın kılıklılar bu tarafa” dedi. Bizim tayfa ve Roman hasgacılar ayrıldı; ben de mecburen bizim kızların yanına geçtim. Tam o anda polisin biri bana “Hey sen niye o tarafa geçiyorsun?” dedi. Bunun üzerine bizimkiler “O da bizden” dediler. Polisler bayağı şaşırmışlardı. Tabii ben de… Çünkü gittiğim yerlerde daha önce böyle bir olayla hiç karşılaşmamıştım. Bizleri tek sıra halinde yürüterek o zaman alt katı Taksim, üst katı Beyoğlu Karakolu olan şimdinin Beyoğlu İlçe Emniyet binasına getirdiler. Ben tir tir titriyor, ağlıyor ve panik halindeyken; bakıyorum diğerleri gayet neşeli, gülüyorlar. O zamanlar bekçiler vardı, başımızda da bir bekçibaşı… Hep anlatılırdı ama ben sudan çıkmış balık gibi girdim içeri, hep beraber çıktık yukarı. O an Deniz Anne bana “Polisler, nerelisin derse, İstanbullu olduğunu söyle” dedi. Nasılsa yanımda ne kimlik vardı ne de başka bir şey, “Peki” dedim şaşkın şaşkın. Beklerken bir polis birdenbire birine “Hey sen, nerelisin?” diye sordu. Bizim Küçük Ajda olduğunu sonradan fark ettiğim arkadaş da “Adapazarılıyım” dedi. “Vay demek Adapazarılısın ha, domal bakayım!!!” O zaman memleketin plaka numarasına göre coplamak pek modaydı. O an gözlerim fal taşı gibi açıldı, dehşet içindeyim, sıra bana da gelecek hissiyatı… Derken başka bir polis geldi, herkesi tanıyor tabii, “Oooo, bizim kıdemliler de buradaymış.” dedi ve beni görmesi bir oldu. “Sen yeni misin?”, kem küm etmeme fırsat olmadan da “Nerelisin?” diye sordu. Deniz Anne atılarak “İstanbullu, memur bey.”dedi. “Ha tamam, peki sizlerden mi?” diye sorduğunda ise tüm gacılar onayladılar. Bu arada ben resmen öbür dünyaya gitmiş gibiydim.&lt;br /&gt;Neyse o zamanlar karakolun önünde sürekli kocaman bir araba bulundururlardı. Bu arabaya ‘günahkar’lar, travestiler bindirilip Sirkeci Emniyeti’ndeki Ahlak Bürosu’na götürülürdük. Anlayacağınız devletin otosuna binmek yasaktı. Saatler sonra aramızdan toplanan paralarla bu arabanın parası verilirdi. Yani o gece de yanımızda bir bekçi ile o arabaya tıkış tıkış bindik ve o meşhur Sansar Han’a yani Emniyet Müdürlüğü’ne geldik. Benim korkum iki kat artmıştı, çünkü dev gibi bir binaya girmiş, teslim edilmiştik. Direkt alt katta koridorun solunda ve en sonunda olan, kadınlarla erkeklerin ayrı durduğu bir yer olan muteferrikaya konulduk. İğrenç pis, leş gibi, küçücük bir yerdeydik. Uyku muyku hak getire, zaten daracık yeri bizden önce getirilenler kaplamış. Derken bizim cazgır kızlar bir bağırdılar ve herkesin toparlanması bir oldu, bir kızcağız hariç… 25 yaşlarında deliye benzeyen bir has gacıydı, nice zaman sonra anladık ki sol görüşlüymüş. Meğer kızı konuşturmak için şalvar giydirmişler, şalvarın içine de bir kedi koymuşlar. Kızcağızın bacakları kan revan içindeydi. O an tüm dertlerimizi unutmuştuk, kızın acısına ortak olmak için çabaladık, ta ki o alınıp götürülene kadar. Nereye diye sorduğumuzda ise “Tatile” dediler. Bizim kıdemli gacılar üsteleyemedi, çünkü o solcuydu. Nitekim bir ara Selma “Yazık kıza, baksanıza yürüyemiyor” diyecek oldu ki, bir cop indi “Sen de mi vatan hainisin, ibne olduğun yetmiyormuş gibi bir de ahkam mı kesiyorsun?” diye. Ben ise bir an her şeyi unutmuş, donup kalmıştım. Bir müddet sonra gullüm ve şamata başlamıştı, tabii yan taraftaki erkekler de azmaya… Laf atmalar, “Zampara var!” sözleri derken muteferrikadaki polisler “Susun!!” diye bağırdı. Tabii sustu bizim hatunlar da… Bir ara uyumaya çalışayım dedim. Tam yarım yamalak uyurken, bizim Selma bana “Kalk” dedi, “Nereye” diye sordum, “Tuvalete” diye yanıtladı. “Ama benim ihtiyacım yok” dedimse de dinletemedim. “Peki” dedim kabullendim, o kıdemli ve bende de korku var ya… Kapıya vurdu ve kapı açıldı, tuvalet izni alıp müteferrikayı terk ettik. Tuvalete vardığımızda Selma, önce sen gir dedi. “Selma, ama..” diyemeden beni içeri iteledi. Bir baktım ki içeride sivil giyimli bir polis, gerisini anlayın…&lt;br /&gt;Meğer o zamanlat öyle olurmuş, o zamanki o ‘Bey’e yeni düşen civcivler götürülürmüş. Sonra Selma memura “Hadi, sıra sende; karnımız aç, bize helva, çay, zeytin, ekmek gönder.” dedi. Adam kabul etti, Selma da beni aldı, yerimize geri döndük. Selma ve diğer kıdemli büyükler kusura bakmamamı, yoksa aç susuz kalacaklarını söylediler. Bir müddet sonra yiyecekler geldi, tabii plastik ve iğrenç bardaklarda da çay… Neyse uzatmayayım, iki gün sonra Ahlak Masası’na, oradan da parmak izine giderken yine imdada Deniz Anne yetişti. “Sana yeni misin diye sorarlarsa, sakın ha yeniyim deme!! Aksi halde bizler gideriz, sen burada kalırsın” diye tembih etti. Yani onların kaşarlığı sayesinde fişlenmekten kurtulmuştum. Tam buna sevinecekken, yine bir araba belirdi; yalnız bu sefer bir jip, hayret, hem de emniyetin jipi…Bindiğimiz gibi de Can Can’a yani Zührevi Hastalıklar Hastenesi’nin yolunu tuttuk. Oradan da salındık.&lt;br /&gt;Özgürlük denilen sadece bir kelime, hem de kulağa hoş gelen bir kelime. Şimdi sene 2008 ve o Sirkeci’deki Emniyet, nam-ı diğer Sansar Han, şimdi turistik bir otel oldu; eskiden Taksim ve Beyoğlu karakolları olan ve şimdilerde Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü olan yer ise ISO 9001 belgeli… Festus Okey de orada öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARDELEN&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-5703466415557957231?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/5703466415557957231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=5703466415557957231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5703466415557957231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5703466415557957231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/gecmis-zaman-olur-mu-ki-sene-1970.html' title='Geçmiş zaman olur (mu) ki? - sene 1970…'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-3849115861284301327</id><published>2010-10-11T17:28:00.003+03:00</published><updated>2010-11-02T23:08:44.885+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transgender'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seks işçiliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haklar'/><title type='text'>Seks işçisi “kırmızı şemsiye” açacak…</title><content type='html'>&lt;div&gt;Türkiye’de işçiler her alanda dertli. Tüm işçiler sendikalı olma hayalleri kurarken, Türkiye’deki seks işçileri de ‘Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri Sendikası’nı kurmak için çalışmalarına başladı.&lt;br /&gt;İlk olarak Pembe Hayat LGBTT (Lezbiyen- Gay- Biseksüel- Travesti- Transseksüel) Dernekleri’nin düzenlediği ‘’3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü’’ nedeniyle toplanan yaklaşık 60 seks işçisi sorunlarını dile getirmiş ve seks işçiliğinin zorlukları tartışılmıştı. Etkinlik sonucunda gündeme gelen sendika kurma fikri ertelenmiş, ‘’Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri Ağı’’ kurulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Çok geçmeden seks işçileri bu kez sorunlarını, örgütlenme pratiklerini, ve haklarını hukuksal düzenlemelerde aramak için kolları sıvadı. Böylece kendi haklarını savunmak ve korumak için sendika kurma fikrine sarıldılar.&lt;br /&gt;Pembe hayat LGBTT Derneği üyelerinden Buse Kılıçkaya “Türkiye’de fuhuş serbesttir ama aracılık yapmak yasaktır. Ayrıca seks işçilerine yönelik sistemin baskıları son hızla sürüyor. Mamak çöplüklerinde kafalarına torba geçirilmiş travesti cesetleri bulundu. Genelevlerde çalışan seks işçilerine bir sürü haksızlık yapılıyor. Sokaklarda seks işçilerine yaşama alanı vermiyorlar. Hukukta seks işçileri hep ayrımcılığa tabi tutularak mağdur ediliyorlar. Öğretmen arkadaşlarımız var. Eşcinsel oldukları için öğretmenlikten atılıyorlar ve mecburen seks işçiliği yapıyorlar. Biz polis baskılarına karşı, şiddete karşı haklarımızı savunmak için sendika kurma yoluna düştük. Türkiye’de yasal; herkesin sendika kurma hakkı var. bu yüzden biz de sendikamızı kuracağız’’ dedi.&lt;br /&gt;Amsterdam’daki seks işçileri sendikasıyla da diyalog içinde olduklarını söyleyen Kılıçkaya, “Amsterdam’daki seks işçileri sendikasındakilerle görüştük. Orada haklarını korumak adına çok işler yapıyorlar. Başka yerde herhangi bir sendika ile görüşemedik henüz’’ dedi.&lt;br /&gt;Kılıçkaya “Sivil toplum kuruluşları, partiler ve STK’ların bize yönelik içyüzleri de o zaman anlaşılacaktır. Bakalım gerçekten herkes eşit mi’’ diyerek sisteme sitem etti.&lt;br /&gt;Merter gibi yerlerde seks işçilerinin karalandığını ve medyanın onları yanlış lanse ettiğini söyleyen Kılıçkaya, “Merter’de travestileri dövüyorlar, seks işçilerine her yerde haksızlık yapıyorlar ama kimse görmüyor’’ dedi.&lt;br /&gt;Bir diğer Pembe Hayat LGBTT Derneği yöneticisi Barış Sulu ise, “Seks işçilerine çok haksızlıklar yapılıyor ve bireysel mücadelede çok zorlanıyorlar. Kimse seks işçilerinin haklarını korumak için kılını kıpırdatmıyor. Bu nedenle önümüzdeki yakın bir zaman diliminde katılımın yüksek olacağı bir Seks İşçileri etkinliği düzenlenecek. Burada arkadaşlarla karar alındıktan sonra Seks İşçileri Sendikası’nın kurulması hedefleniyor’’ dedi.&lt;br /&gt;Ayrıca kurulması planlanan bu Seks İşçileri Sendikası’na isteyen herkes destek verebilir. Bunun için yürüyüşler ve mitingler yapmayı da planlayan seks işçileri, “Seks işçileri sendika hakkı için yürüyor,” “Seks isçileri hakları insan haklarıdır,” “Seks işçiliği, işçiliktir,” “Sağlık seks işçilerinin de hakkıdır,” “Yaşasın seks işçileri dayanışması” gibi sloganlarla sendikal haklarını isteyecekler.&lt;br /&gt;Kendisi de eşcinsel olan T.C. adlı üye ise, sendika kurma fikrine olumlu bakıyor. T.C. “Uygulama nasıl olur bilemiyorum ama bence de sendika kurulmalı’’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de işçiler her alanda dertli. Tüm işçiler sendikalı olma hayalleri kurarken, Türkiye’deki seks işçileri de ‘Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri Sendikası’nı kurmak için çalışmalarına başladı.&lt;br /&gt;İlk olarak Pembe Hayat LGBTT (Lezbiyen- Gay- Biseksüel- Travesti- Transseksüel) Dernekleri’nin düzenlediği ‘’3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü’’ nedeniyle toplanan yaklaşık 60 seks işçisi sorunlarını dile getirmiş ve seks işçiliğinin zorlukları tartışılmıştı. Etkinlik sonucunda gündeme gelen sendika kurma fikri ertelenmiş, ‘’Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri Ağı’’ kurulmuştu.&lt;br /&gt;Çok geçmeden seks işçileri bu kez sorunlarını, örgütlenme pratiklerini, ve haklarını hukuksal düzenlemelerde aramak için kolları sıvadı. Böylece kendi haklarını savunmak ve korumak için sendika kurma fikrine sarıldılar.&lt;br /&gt;Pembe hayat LGBTT Derneği üyelerinden Buse Kılıçkaya “Türkiye’de fuhuş serbesttir ama aracılık yapmak yasaktır. Ayrıca seks işçilerine yönelik sistemin baskıları son hızla sürüyor. Mamak çöplüklerinde kafalarına torba geçirilmiş travesti cesetleri bulundu. Genelevlerde çalışan seks işçilerine bir sürü haksızlık yapılıyor. Sokaklarda seks işçilerine yaşama alanı vermiyorlar. Hukukta seks işçileri hep ayrımcılığa tabi tutularak mağdur ediliyorlar. Öğretmen arkadaşlarımız var. Eşcinsel oldukları için öğretmenlikten atılıyorlar ve mecburen seks işçiliği yapıyorlar. Biz polis baskılarına karşı, şiddete karşı haklarımızı savunmak için sendika kurma yoluna düştük. Türkiye’de yasal; herkesin sendika kurma hakkı var. bu yüzden biz de sendikamızı kuracağız’’ dedi.&lt;br /&gt;Amsterdam’daki seks işçileri sendikasıyla da diyalog içinde olduklarını söyleyen Kılıçkaya, “Amsterdam’daki seks işçileri sendikasındakilerle görüştük. Orada haklarını korumak adına çok işler yapıyorlar. Başka yerde herhangi bir sendika ile görüşemedik henüz’’ dedi.&lt;br /&gt;Kılıçkaya “Sivil toplum kuruluşları, partiler ve STK’ların bize yönelik içyüzleri de o zaman anlaşılacaktır. Bakalım gerçekten herkes eşit mi’’ diyerek sisteme sitem etti.&lt;br /&gt;Merter gibi yerlerde seks işçilerinin karalandığını ve medyanın onları yanlış lanse ettiğini söyleyen Kılıçkaya, “Merter’de travestileri dövüyorlar, seks işçilerine her yerde haksızlık yapıyorlar ama kimse görmüyor’’ dedi.&lt;br /&gt;Bir diğer Pembe Hayat LGBTT Derneği yöneticisi Barış Sulu ise, “Seks işçilerine çok haksızlıklar yapılıyor ve bireysel mücadelede çok zorlanıyorlar. Kimse seks işçilerinin haklarını korumak için kılını kıpırdatmıyor. Bu nedenle önümüzdeki yakın bir zaman diliminde katılımın yüksek olacağı bir Seks İşçileri etkinliği düzenlenecek. Burada arkadaşlarla karar alındıktan sonra Seks İşçileri Sendikası’nın kurulması hedefleniyor’’ dedi.&lt;br /&gt;Ayrıca kurulması planlanan bu Seks İşçileri Sendikası’na isteyen herkes destek verebilir. Bunun için yürüyüşler ve mitingler yapmayı da planlayan seks işçileri, “Seks işçileri sendika hakkı için yürüyor,” “Seks isçileri hakları insan haklarıdır,” “Seks işçiliği, işçiliktir,” “Sağlık seks işçilerinin de hakkıdır,” “Yaşasın seks işçileri dayanışması” gibi sloganlarla sendikal haklarını isteyecekler.&lt;br /&gt;Kendisi de eşcinsel olan T.C. adlı üye ise, sendika kurma fikrine olumlu bakıyor. T.C. “Uygulama nasıl olur bilemiyorum ama bence de sendika kurulmalı’’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-3849115861284301327?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/3849115861284301327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=3849115861284301327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3849115861284301327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3849115861284301327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/seks-iscisi-krmz-semsiye-acacak.html' title='Seks işçisi “kırmızı şemsiye” açacak…'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7331725107215191336</id><published>2010-10-11T17:25:00.002+03:00</published><updated>2010-11-02T23:09:08.042+02:00</updated><title type='text'>Dönme dolap - “ölsem de gam yemem” dediğim gündür bugün...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Pembe Hayat Tiyatro Topluluğu’nun “Pembe Gri” adlı oyununda yer alan bir oyuncuyum. Zihnimde eskiden oyunculukla ilgili düşünce böyle yer almıştır: “Her işi yaparım ama oyunculuğu asla yapamam.” Hayatta hep oyunculuğun çok zor olduğunu bilirdim ve en zor mesleklerden biridir diye düşünürdüm. Bir kere sahneye çıkınca bunun da üstesinden gelebildiğimi anladım. Aslında amatör olarak yapmaktayım bu işi ama bana şimdi sorarsanız “vallahi ustayım” derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Buse (Kılıçkaya) bu fikri ilk ortaya atan kişiydi: “Selay, Pembe Hayat’ın tiyatro topluluğu olsa ne güzel olur” demişti. Ben de “Olsun, ama kim üstlenecek bu sorumluluğu” demiştim. “Ben hayatta tiyatrodan anlamam, bana ‘çık sahneye, şarkı söyle’ de söylerim, ancak oyunculuk hiç yapamam” diye eklemiştim. Kulakları çınlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Kadın Platformu’nun bir etkinliği vardı o zamanlarda. Bize de Pembe Hayat’ın da etkinliği olsun demişlerdi. Buse de beni sıkıştırıp duruyordu: “Bunu yaparsan Selay sen yaparsın” diye. Ben de en sonunda “İyi tamam, denerim” dedim. Üyelerimizle toplantımızda bir tiyatro topluluğu oluşturacağımızı söyledik ve arkadaşlardan iki kişi hemen “Ben varım bu etkinlikte” dediler. Böylece ben “Polis şiddeti” ve “Aile içinde şiddet” başlıklı 2 oyun yazdım. “Polis şiddeti” adlı oyunu Kadın Platformu’nun düzenlemiş olduğu etkinliğe Rahşan ve Toprak ile beraber yetiştirdik. Yaşamış olduğumuz şiddeti ve baskıyı 20 dakikaya sığdırmaya çalışmıştım bu oyunda. Bizi seyredenler ayakta alkışladılar ve herkes hayretler içinde kaldı. Oyun bitiğinde izleyicilerin bizlere sarılması beni çok duygulandırdı ve sevindirdi. Orada bizi seyredenler belki de ilk kez bir transeksüel görüyorlardı ve “Siz hakikatten bunları mı yaşıyorsunuz” diyenler oldu. Bana bu soruyu soranlara “burada anlattıklarımız yaşadıklarımızın yanında çerez kalır” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci oyunum da Kaos GL’nin düzenlediği Homofobi Karşıtı Buluşma haftası içindeki etkinliklerden biriydi. Aile içi yaşanan şiddeti, bir eşcinsel çocuğun yaşamış olduğu bunalımları anlatan ve en sonunda da evlendirileceğini öğrenince yaşamına son vermesiyle sonuçlanan 20 dakikalık bir oyundu. Oyunu ben yazmıştım ama Hayat ve Toprak oyunu dillendirmişlerdi. Şimdi tiyatro topluluğumuzun yönetmeni olan Zeynep’i de bu oyun sayesinde tanımış oldum. Onun da eksiklerimizi düzeltmesiyle daha güzel bir oyun ortaya çıktı. Vermek istediğimiz mesajı insanlara verdiğimize inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki bu oyunları oynamak için her gün prova alıyorduk, çok sıkı çalışıyorduk. Sonuçta iki oyunu da başarıyla oynamıştık ve her ikisinde de ayakta alkışlandık. Böylece Zeynep bizi keşfetti. Pembe Hayat LGBTT Derneği’nde ciddi bir tiyatro ekibi kurmamızı ve bizim çok başarılı oyuncular olduğumuzu söylemesiyle bu işe daha çok sarılmamıza sebep oldu. Zeynep bize bir oyun yazacağını söyledi, yazdı da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun ismi “Pembe Gri” idi. Çok güzel bir senaryoydu. İlk okuduğumda “Evet ben bu oyunda yer alacağım” dedim. Günlerce prova aldık. Yeri geldi güldük, yeri geldi ağladık. İlk oyunda benle beraber Toprak, Destina ve Melis yer aldı. Tam da bizleri, bizlerin yaşamış olduğu şiddeti, baskıyı, ayrımcılığı anlatan bir oyundu. Artık oynama zamanı gelmişti ve hazırdık. İstanbul’da “Eşcinsel Onur Haftası” etkinlikleri içinde bize de yer ayrılmıştı. Ve büyük heyecanla İstanbul’a gittik. Oyunumuza yarım saat kala o kadar heyecanlıydım ki ayaklarım titriyordu, boğazım düğümleniyordu. Yapamayacağımı çok düşündüm o süre içinde. Diğer oyunlarım 20 dakikalıktı ama bu oyun 45 dakika sürüyordu ve sahnede yer almam beni daha çok heyecanlandırıyordu. Unutacağım, şaşıracağım korkusunu yaşarken oyuna 10 dakika kalmıştı. Kulise geçtim ve hazırlandım, perdenin arkasından sahneye baktığımda salonun tıklım tıklım olduğunu gördüm. Sanki tüm İstanbul bizi seyretmeye gelmişti. Daha çok heyecanlandım ve Destina’yı, Melis’i, Toprak’ı öptüm. Sürekli birbirimize “olacak, olacak” diyorduk, birbirimizi sakinleştiriyorduk ve işte sonunda zaman gelmişti. Destina karanlık ışıkların arasında sahnedeydi ve ışık açıldı ben de sahneye kendimi attım. İlk birkaç dakika ayaklarım titredi ve yavaş yavaş heyecanımı yendim. Sanki kimse bizi seyretmiyordu, kimseyi görmüyordum. Düşünün tıklım tıklım bir salon ve ben kimseyi görmüyorum. Bir repliğimde: -“abim peşimde biliyor musun”- öndeki seyircileri ve repliğimden sonra da seyircilerin ağladıklarını gördüm, işte o an koptuğum andı. Oyunuma daha çok sarıldım, 45 dakikalık bir oyunda hiç şaşırmamıştık ve oyun bittiğinde herkes ayakta alkışlıyordu. O kadar çok alkışlandık ki inanın gözlerimden yaş gelmişti. Emeklerimizin karşılığını ayakta alkışlanarak almak benim için çok güzel bir deneyimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun konusu ve karakterler ise kısaca şöyle; ben zorunlu seks işçiliği yapan ve abisi tarafından öldürülmek için aranan bir transeksüelim. Destina, mücadeleci aynı zamanda zorunlu seks işçiliği yapan ve sonunda evi gaspçılar tarafından basılarak öldürülen bir transeksüeli oynuyor. En büyük isteği ayrımcılığa uğrayan transeksüeller için bir dernek kurmak. Melis, hem ailesi tarafından dışlanan hem de kanser olduğu için tedavi masraflarını karşılamak için seks işçiliği yapan biyolojik bir kadın. Toprak (şu anda İsmail oynuyor bu rolü) oyunun başlarında kardeşinin transeksüel olduğunu kabullenmeyen bir kişi. Ailesinin yüzünü kara çıkartmamak ve namus(!)unu temizlemek için kardeşinin izini buluyor ve tek düşüncesi kardeşini öldürmek. Oyunun sonunda Destina sayesinde bu düşüncesinden vazgeçiyor ve kardeşini olduğu gibi kabul ediyor. Oyunda bir de Barış arkadaşım rol almıştı. O da bir eşcinseli oynuyordu. Yalnız Barış beni çok güldürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmak istediğimizi, dertlerimizi o kadar güzel yansıtmışız ki çok güzel geri dönüşler aldık. Aslında oyundaki amacımız bizim gibi olan arkadaşlarımızı üzmek değil, izleyicilere “evet biz bunları yaşıyoruz, artık ayrımcılığa ve şiddete uğramak istemiyoruz, hep beraber mücadeleyle, el birliğiyle kazanacağız” diyebilmek. Bizlere yapılan haksızlıklara dur diyebilmek, bizim de bu ülkede var olduğumuzu gösterebilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’da da bir kaç kez oynadık ve çok başarılıydı, basın gerçekten büyük ilgi gösterdi ve böylece basın yoluyla da mesajlarımızı ilettik. En son oyunumuzu Ankara’da 18.02.2008 tarihinde oynadık. Ankara’da karlı bir gün olmasına rağmen seyircilerimiz bizi yine yalnız bırakmadı. Beni o gün en çok duygulandıran, Gümüşhane cezaevindeki bir mahkûmdan topluluğumuza bir mektup gelmesiydi. Bizi gazeteden okumuş, görmüş. Mücadelemize destek verdiğini ve bizlerle çok gurur duyduğunu söylemesi bizi çok mutlu etti. Bizden ricası da bizi çok duygulandırdı, şöyle ki; mektupla gönderdiği resmini sahneyi en iyi gören koltuğa koymamız ve oyunu böylece seyredebilmek istemesiydi. Biz de sahnedeki dekorun üzerine yerleştirip evimize aldık onu. Dilerim bizi hissetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası; oyunculuğun, tiyatro sanatının çok yorucu, yetenek isteyen bir meslek olmasına rağmen azmimiz ve çok çalışmamızla üstesinden gelinemeyecek, gelemeyeceğimiz iş olmadığını gösterebilmemiz en önemli noktaydı. Başardığımıza inanıyorum. Tek istediğim, bu ülkede din, dil, etnik köken, cinsiyet kimliği ayrımcılığı olmadan herkesin eşit şartlar altında yaşaması. Kimse zorunlu seks işçiliğine maruz bırakılmamalı, hiç kimse şiddete maruz bırakılmamalı, biz eşcinsellerin ve transeksüellerin de iş, eğitim, çalışma gibi sosyal hakları için büyük bir adım atılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra da ben bu yolda mücadeleme devam edeceğim ve elimden gelen her şeyi de yapacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7331725107215191336?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7331725107215191336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7331725107215191336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7331725107215191336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7331725107215191336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/donme-dolap-olsem-de-gam-yemem-dedigim.html' title='Dönme dolap - “ölsem de gam yemem” dediğim gündür bugün...'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2542353034925534974</id><published>2010-10-11T17:24:00.003+03:00</published><updated>2010-11-02T23:09:36.566+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ameliyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transfobi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet geçişi'/><title type='text'>Haber: erkek, kadın, erkek. michael’ın destansı yolculuğu</title><content type='html'>&lt;div&gt;Kelli Kennedy (Associated Pres), 27 Kasım 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört gündür uykusuz ve yeşil reçeteli ilaçlardan kafası kıyak bir şekilde Harley’ine atladı ve kendine ev olarak seçtiği devasa kilise doğru sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerindeki küfürlü sözlerle göze çarpan bir tişörtle kilise ofisine girdi. Elinde kıvırcık, uzun kızıl saçlı ve dudakları sarkmış bir kadının resmi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir zamanlar bu bendim,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;“ve bu” – düz göğsünü, kel kafasını ve keçi sakalını işaret ederek – “olduğum şey”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek olarak doğdu. Sosyal uyumsuzlukla geçen uzun bir süreden sonra kendini çekici kızıl saçlı Michelle’e dönüştürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, yeniden Michelle olmak istiyor ve kendisini erkeğe dönüştürdüğü için kiliseyi suçluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;Seksle ilgili bir şey değildi. Yeni kıyafetler ve 45 çift ayakkabı eğlenceliydi ama tatmin edici değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berke arkadaşlık istiyordu, kadınların sahip olduğuna benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte alışverişe çıktıklarını ve tuvalette dedikodu yaptıklarını hayal ediyordu. “Her zaman kadınların birbirlerinin ellerini tutmalarını, kucaklamalarına hayran olmuştum ve bunda anormal hiçbir şey yoktu. Cinsel bir şey değildi” diyor. “Kadınların yaşam tarzı daha sosyal, şefkatli, sevgi dolu ve anlayışlı oluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu bir hayatı olmadı. Okulda farklı olduğu için çocuklar alay etti, o da asileşti ve çoğunlukla da başını belaya soktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesiyle olan zoraki ilişkisini ve evi 19 yaşındayken terk etti, sokaklarda yaşadı ve işten işe savruldu. Paula Abdul ve Janet Jackson için teknisyen olarak çalıştı, bunu veterinerde garip işler takip etti, solaryum salonunda tırnak teknisyeni olarak çalıştı. İçki içti ve uyuşturucu kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler arasında Berke hiçbir zaman kendini rahat hissetmedi – basmakalıp duygusuz, maço, kızgın erkekten tiksindi. Erkeklere karşı cinsel bir şey hissetmedi ve hiçbir zaman bir erkekle seks yapmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003’te, 39 yaşında, Michelle oldu.&lt;br /&gt;80,000 dolar kadar parayı ve kredi kartını ameliyat ve kışkırtıcı kadın kıyafetlerine harcadı. Burun ameliyatı, kaşını kaldırttı ve elmacık kemiklerine yağ iğneleri oldu. Doktoru ona hormonlar verdi ve bir yıl sonra meme protezi takıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penisini aldırmadı, çünkü ameliyatı çok pahalı ve kendisini hala heteroseksüel olarak tanımlıyor. (Kadınlarla ilişkisi olmuş ve hayatını birlikte geçirebileceği bir kadınla tanışmayı umut ediyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşüm kolaydı, bir rüya. Michael olarak az arkadaşı vardı ama düzenli bir işi yoktu dolayısıyla iş arkadaşlarına beceriksizce açıklamalar yapmak zorunda kalmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michelle güzel şeyleri severdi. Kolayca arkadaş edinirdi ve çok iyi bir dansçıydı; Michael bir kere bile dans pistine adımını atmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar sonra Michelle annesi ve kız kardeşiyle konuştu. Bir keresinde Şükran günü tatili ve yeni doğan yeğenini görmek için Cincinnati’ye de gitti. Kadınlar için adsız narkotik toplantılarına gitti ve “hissettiklerinin diğerleriyle aynı olduğunu anladı ve duygusal olarak anlaşıldı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Michelle’ken bile aynı problemler kendini göstermeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben içte hala aynı kişiydim. Michelle ise sadece dıştı” diyor Michael.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyondaydı, intihara meyilliydi, kendini kesmeyi düşünüyordu. Kot pantolonlarına sığmak için yemek yemeyi kesti ve 42 bedenden 36 bedene indi. Michael gibi uyuşturucu ve alkolle mücadele etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005’e gelindiğinde Michael “neden Tanrı olmasın ki?” dışında her şeyi denemişti. Bir arkadaşı onu kiliseye davet etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyaletteki en büyüğü olan, 20000 üyeli Evanjelik kilisesi olan Calvary Chapel (küçük kilise) gey cemaati kabul ettiği için ünlüydü. Katılımcılarından birkaç eşcinsel ve transseksüel kilise liderliğine kabul edilmeseler de, seksin kadın ve erkek arasında evlilikte olması gerektiğini söyleyen İncil mesajını yayan dini törenlere katılmakta serbesttiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Washington, Walla Walla’daki Whitman College’da toplumsal cinsiyet ve din konusunda doçent olan Dr.Melissa Wilcox birçok Evanjelik kilisesinin artık eşcinsellere karşı cehennem ateşi vaazları vermediğini ve bu üyelerini ruhsal olarak sağaltılması gereken, depresyon gibi bir psikolojik hastalığa yakalanmış hastalar olarak gördüğünü söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hıristiyanlıkta açılma: Din, Kimlik ve Toplum” (Coming Out in Christianity: Religion, Identity, and Community) kitabının yazarı da olan Wilcox “olayı sadece bir günah olarak gören kiliseler Michael gibi kişileri hoşgörüyle karşılamazdı” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Günahtan nefret edip günahkârı sevmek inançlarını yaşamanın bir yoludur. 90’ların başlarından beri birçok kişi umut vaat ettiği için Protestanlığa döndü.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michelle neşeli müziği ve iyi hissettiren vaazları sevdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes çok iyiydi. Kendini daha rahat hissetsin diye özel bir kadın İncil çalışma grubuna koydular. Yeni arkadaşları kadına dönen bir gey adamın tekrar erkeğe döndüğünü ve bir kadınla evlenip çocuklarıyla mutlu yaşadığı bir videolar gösterdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de buna sahip olabilirsin dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok iyi bir kadınla tanışabilir ve evlenebilirsin” dediler, bu istediğim bir şeydi bu yüzden derinden etkiledi. Doğru şeyi yaptığımı düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michelle Calvary Chapel Papazı Bob Coy ile tanıştığında bir senedir sahip olduğu büyük memelerini utandığı için büyük erkek tişörtleri giyerek saklamaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Pazar günü mihrapta dua ederken Berke Tanrı’yı buldu. Birkaç hafta sonra Michelle kilise liderine tekrar erkek olmak istediğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakallı, müzik sanayindeki aşırılıklardan, uyuşturucudan ve alkolden kurtarılma hikâyesi olan karizmatik lider olan Coy, “o gözlerinde yaşlarla yardım isteyen adamdı” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise liderleri Michelle’ haftalarca danışmanlık yaptılar. Kilise çalışanı Craig Huston, ikinci el mağazalarına götürüp para vermeden dolaptan erkek kıyafetleri seçmesine izin verdiklerini söyledi. Kilise üyesi olan bir estetik cerrahı ayarladılar ve para almadan meme protezini çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor ne zaman ameliyat olmak istediğini sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yarın” diye şakalaştı Michelle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor randevuyu sabah 10’a verdi. Ve böylece Michelle gitti, diyor Michael üzülerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından pişmanlıklar çabuk geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael İncil ve diğer teoloji kitaplarında cevaplar aramaya başladı ama daha çok soru buldu. Dirilişin meşruluğunu ve tek gerçek din inancını sorgulamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki hafta sonra kiliseye gitmeyi bıraktı ve partilere yeniden başladı. Bir avuç hapı votkayla mideye indirmesini intihar girişimi olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Harley’le kiliseye gidip liderle yüzleştiği zaman oldu. Şimdi 43 yaşında olan Michael, erkek olması için tatlı sözlerle kandırıldığını ve kilisenin “evcil hayvan projesi” olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coy kilisenin Michael ile ilgili bir gündemi olmadığını söyledi. Yardım istedi. Yardım edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birisine zorla bir şey yaptırıldığında bunun yasal ve ruhsal sonuçlarının ne olacağının farkındayım” diyor Coy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Michael’e yaptığımız tüm yardımları Michael kendi istedi. Farklı liderler onun hayatına saatlerini akıttı. …”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir motor satın aldı ve ateşe attığında olduğu gibi. Kilise motoru papazlığa yardım etsinler diye gönderdi. Hatta kilisede çalışanlardan biri Michael’a kendi motorunu ödünç verdi diyor Huston.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir duygusal uçtan diğerine geçiyor” diyor Huston.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat olmak isteyen ve çabuk olması için de baskı yapanın Michael olduğunu söylüyor Huston.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huston, “Biz teşvik ettik ama o başlattı” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Michael’e baktığımızda Michelle’in var olduğunu veya onu özlediğini söylemek çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafası kazıtılmış. Alnında kaş kaldırma ameliyatından kalma belli belirsiz bir gökkuşağı şeklinde yara var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun ve saçaklı kırmızı keçi sakalı var. Kotları, kasları gösteren tişörtleri ve asker botlarını seviyor. Kişilik özellikleri feminen değil, ince bir sesi var, bakışları doğrudan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde birkaç tane adsız narkotik toplantılarına katılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılmış babasının ona aldığı Delray Beach’teki evde oturmuş opera dinliyor ve zincirleme Camel Reds sigarası içiyor. Eski dostlarmış gibi Michelle’in sevdiği uzun topuklu ayakkabılardan ve pembe iç çamaşırlarından bahsediyor. Alışverişi severdi ve Michael’i neredeyse iflas ettiriyordu, diyor. Michelle’in kıyafetlerini onun en iyi arkadaşı Rachel’a verdi; onun süslü giysileri etrafında görmek acı vericiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pembe renkli halı, kelebek şekilli havlular, bir vazo dolusu çiçek ve Michelle’in önünde makyajını yaptığı boy aynası geride kalan az hatıralardandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte, tekrar Michelle olamayacağını biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir kez daha yaparsam insanlar daha da dengesiz olduğumu düşünecekler” diyor Michael. Michael’a dönüştüğünde annesi ve kız kardeşinin onunla konuşmadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okula dönüp psikoloji okumaktan veya yaşamını yazmaya başlamaktan bahsediyor. Çalışmıyor, babasından kalan para ve diz yaralanmasından dolayı gelen engelli parasıyla geçiniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikası dakikasına uymuyor, depresyonla umut arasında gidip geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Günlük hayat sorunlarında bile mücadele etmem gerekiyor” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç dakika sonra; “belki de doğru kadınla tanışıp evlenmem gerekiyordur. Gerçekten de ne yöne gideceğimi bilmiyorum.”&lt;br /&gt;Tags: haber çeviri, transseksüel&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çeviri: aligül&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2542353034925534974?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2542353034925534974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2542353034925534974' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2542353034925534974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2542353034925534974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/haber-erkek-kadn-erkek-michaeln-destans.html' title='Haber: erkek, kadın, erkek. michael’ın destansı yolculuğu'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7859658859481828554</id><published>2010-10-11T17:19:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:11:17.418+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kimlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ameliyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transfobi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet geçişi'/><title type='text'>Yorum - satır aralarına baktım…</title><content type='html'>&lt;div&gt;Aşağıdaki yazıyı, büyük ihtimalle, hikâyenin anlatıldığı Amerikan gazetesindeki haber ile bu haberin Türkiye’de Vatan ve Radikal gazetelerine yansıyan şeklinin olduğu komşu sayfada bulacaksınız, tabii ki editör yerini değiştirmezse. Büyük sır şu ki, bu üç gazetenin satır aralarını okuyacaksınız, tabii ki benim gözümden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Amerikan Boston Edge gazetesinin LGBT[1] bölümünde çıkan Kelli Kennedy imzalı haberde anlatılan hikâyeye birlikte bir bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her zaman kadınların birbirlerinin ellerini tutmalarına, kucaklamalarına hayran olmuştum ve bunda anormal hiçbir şey yoktu. Cinsel bir şey değildi” diyor Michelle. Bir kadın bir başka kadına duygusal ve/veya fiziksel çekim duyabilir. İllaki bir kadınla cinsel ilişki yaşamış olmak gerekmez. Kadınsak, kendi içimizde, bir kadından hoşlandığımızı kabul etmek ve bunu çevremizdeki insanlara da kabul ettirmek toplumsal baskıdan dolayı zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Penisini aldırmadı, çünkü ameliyatı çok pahalı ve kendisini hala heteroseksüel[2] olarak tanımlıyor. (Kadınlarla ilişkisi olmuş ve hayatını birlikte geçirebileceği bir kadınla tanışmayı umut ediyor.)” Tüm bir cinsiyet düzeltme sürecini geçirmiş olmak zaten gerekmiyor ama bu süreci tamamlamak isteyenlerin önünde de çok uzun bir yol var. Michelle’in kendini bir (trans) kadın ve lezbiyen olarak kabul etmediğini çıkarabileceğimizi söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Michelle güzel şeyleri severdi. Kolayca arkadaş edinirdi ve çok iyi bir dansçıydı; Michael bir kere bile dans pistine adımını atmamıştı” Farklı iki insandan bahsediyor sanki değil mi? Kulağa daha çok “çok kişilikli” birini anlatıyor gibi geliyor. Transseksüel olmak içinde iki faklı kişilik barındırmak değildir. İnsan hissettiği cinsiyetle ilgili kendini gerçekleştiremiyorsa, kendini kötü hisseder. Bir de buna başkalarının onunla ilgili söylediği, gösterdiği, hissettirdiği olumsuz fikirler, eylemler eklenir ki birçok yerde transseksüel bireylere yaşatılan şiddeti gazeteden okuyor, televizyondan seyrediyoruz. Bazılarımız ilk elden dinliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Michael hem de Michelle olarak, alkol ve uyuşturucu kullandığı yazılmış. Hissettiği cinsiyette yaşamaya çalışırken aldığı tepkiler, “çoğunluğa uymadığı” için aşağılanması, sosyal gruplardan (aile, arkadaş, iş, okul, yaşadığı yer, vs.) dışlanması ve cinsel yöneliminin de “norm dışı” görülmesinden dolayı benzer ayrımcılıklara maruz kalmasıyla yalnızlaşmış ve çaresiz olduğu düşündürülmüş olabilir. Uyuşturucu ve alkol, bu yaşananların etkisini azaltmak için başlanılan ama bırakılamayan bir şeye dönüşmüş olabilir. Kaldı ki, LGBTT olmayan kişilerde de yaygın olarak alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LGBT birey için karşı-cins birlikteliğinin kutsandığı bir yerde “istenmeyen”, “kötü” görülen, kısaca toplumun dışına itileceği söylenen bir var oluşta olmak önce kendine açılmayı[3], sonra da başkalarına açılmayı zorlaştırır. Dolayısıyla Michelle’in annesi ve kız kardeşiyle uzun süre görüşmemesinde veya yıllar sonra tekrar konuşmaya başlamasında şaşılacak bir şey yoktur. Üzücü bir yanı vardır. Kemikleşmiş önyargıları kırmak çok kolay olmadığı için de aralarındaki ilişkinin de çok iyi olduğunu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilisenin tavrı konusunda haberde geçen Dr.Melissa Wilcox’un söylediklerine sanırım bizim de kulak vermemiz iyi olur. “Birçok Evanjelik kilisesinin artık eşcinsellere karşı cehennem ateşi vaazları vermediğini ve bu üyelerini ruhsal olarak sağaltılması gereken, depresyon gibi bir psikolojik hastalığa yakalanmış hastalar olarak gördüğünü söylüyor” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise Michelle’i bir transseksüel kadın olarak kabul etmiş görünüyor ki kadın İncil okuma grubuna almışlar. Fakat kilise karşı cins ilişkiyi “mutlak ilişki” olarak görüyor ve kişileri bu ilişki biçimine yönlendiriyor. Michelle erkeklere bir şey hissetmiyor ama kadın bedeninde ve kadınlardan hoşlandığı için de onu “erkek” olması gerektiğine inandırıyorlar. Bunu da “kadına dönen bir gey adamın tekrar erkeğe döndüğü ve bir kadınla evlenip mutlu yaşadığı bir video göstererek” yapıyorlar. Mutlu heteroseksüel aile masalı devam ediyor… Michelle ise hep bir kadınla birlikte olmak istiyordu, ama kadın bedeninde iken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette biraz araştırma yapınca, geçmişte, 1970’lere kadar, kiliselerce veya kiliseyle bağlantısı olan yerlerin LGBT üyelerini “tiksindirme tedavisi[4]” ile “eşcinselliği tedavi” adı altında işkence ettiklerini öğreniyoruz. Ben baktım. A.B.D.’de “Church of Jesus Christ of Latter Day Saints” adlı kilise bunların en ünlüsüymüş. Kilise bağlantılı oldukları söylenen Evergreen ve Exodus adlı kuruluşlar hala “tedavi edici terapilere” devam ediyormuş ama artık elektroşok uygulamıyorlarmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kiliseye göre) Eski bir “günahkâr” olan kilise lideri onun için “o gözlerinde yaşlarla yardım isteyen adamdı” diyerek “ben onun erkek olduğunu biliyordum” diyerek görmek istediğini görmeye çalışıyor. Michelle’e bir faydası var mı? Yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilisenin lideri tazminat davası açılmasın diye “birisine zorla bir şey yaptırıldığında bunun yasal ve ruhsal sonuçlarının ne olacağının farkındayım. Michael’e yaptığımız tüm yardımları Michael kendi istedi. Farklı liderler onun hayatına saatlerini akıttı” ve bir başkası da “biz teşvik ettik ama o başlattı” gibi komik bir cümle kuruyor. Ne kadar da masumlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michelle ABD’nin Florida eyaletindeki Fort Lauderdale diye bir yerde (şehir mi kasaba mı bilmiyorum) yaşıyor. Google sağ olsun J, Florida gey ve lezbiyen örgütlenmesinin yoğun olduğu bir eyalet ama –varlığını geçen sayıdaki ENDA haberlerinden öğrendiğimiz- transseksüel (transgender[5]) örgütlenmesi yok. Olsun. Gey ve lezbiyen örgütleri de kendilerine danışan (kendiyle barışmamış) transseksüel bireylere yardımcı olabilir ama Michelle bir şekilde bunu ıskalamış görünüyor. Keşke kiliseye değil de bu örgütlerden birine gitseydi dedirtiyor bu hikaye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de medyaya bakayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de üç gazetenin bu haberi nasıl verdiğine birlikte bakalım. Amerikan Boston Edge gazetesinde haber dört sayfalık uzun bir haber olarak çıkmış. Boston gazetesinin LGBT bölümünde olmasının da bir farkı vardır herhalde. Başlığı şiirsel. “Erkek, kadın, erkek. Michael’ın destansı yolculuğu”. İyi başladı (yazının ilerleyen bölümünde anlayacaksınız) ama değinilmesi gereken, açıklama getirilmesi gereken birkaç nokta da yok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberi yazanın Michelle’i dışarıdan gördüğü haliyle, “erkek” olarak ele alıyor ve “gey olmadığını” söylüyor. Önemli olan gördüğümüz değildir. Tabii ki hepimiz “sadece kadın ve erkek vardır, birbirlerine dönüşmezler” masalıyla büyütülüyoruz.&lt;br /&gt;“Penisini aldırmadı, çünkü ameliyatı çok pahalı ve kendisini hala heteroseksüel olarak tanımlıyor. (Kadınlarla ilişkisi olmuş ve hayatını birlikte geçirebileceği bir kadınla tanışmayı umut ediyor.)” cümlesinde haberi aktaran kendi çıkarımını yazmış. Hala dıştan gördüğüne göre değerlendiriyor. Tüm bir cinsiyet düzeltme sürecini gerçekleştirmiş olmak gerekmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michelle/Michael’ın her iki dönüşümünde de yaşadığı depresyon ve buna balı madde bağımlılığı bir kişilik sorunu gibi gösterilmiş. Hâlbuki cinsiyet kimliğini (transseksüel bir kadın olarak) ve cinsel yönelimini (bir lezbiyen olarak) yaşayamadığı için ya da (ailesi, arkadaşları, çevresi, vs. tarafından) yaşattırılmadığı için kendini kötü hissetmiştir. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığını sadece transseksüel bireylere mal etmiş. Bir başka deyişle, bizlere alttan alta “transseksüeller alkoliktir, uyuşturucu bağımlısıdır, uyumsuzdur, ne yapsalar bunalımlıdırlar” mesajı veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir kez daha yaparsam insanlar daha da dengesiz olduğumu düşünecekler” sözünü haber yapan yine tersten almış. Kişinin bedenin üzerinde söz söyleme ve değiştirme hakkı vardır. Vücudunda kısmi veya tam değişiklik yapabilir ya da yapmayabilir. İstediği kadar da tekrarlayabilir. Bir dönüşümü tamamlayınca her şeyin sonuna gelinmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal gazetesinde haber “Ne olduğuna karar veremedi” diye başlık atılmış. Korkunç. İnsana sorduruyor, karar vermek mi gerekiyor? Hayır. Burada da, bir önceki haberdekine benzer bir önyargı söz konusu. İnsanlar bedenleri üzerinde istediği kadar değişiklik yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haberde de Michelle heteroseksüel olarak tanımlanmış ve hemen “erkek” olduğu varsayılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;““Michelle’i özlemiş ancak istese de bir kez daha kadın olamayacağının farkında. "Bir kez daha yaparsam insanlar dengesiz olduğumu düşünecek" diyor ve ekliyor: "Belki de tek ihtiyacım doğru bir kadın!"” Cımbızla mı çektin de bu kadar mesajı bir araya getirdin? Michelle’in dönüşümünü geçmişte yapılan ama bir daha geri dönülmemesi gereken bir hata gibi gösteriyor. Heteroseksüel (karşı cinsel) hayaller gördüğü varsayılıyor. “Gördün mü? Bak, aslında o da bir erkek ve mükemmel kadını arıyor, bulunca da bu huzursuzluğu sona erecek” diyor. Rahatsız edici! Kimse de “canım senin hayatını zorlaştırmışız” demiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orijinal haber dört sayfa, bu haber yarım sayfa bile değil, dolayısıyla anlam kaybı olmuş. Michelle’in hikâyesini kısaltarak vereyim derken (kasıtlı mı bilinmez) bilgileri de birbirine karıştırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberde –orijinal metinde de bu eksikti- Michelle’in bir transseksüel ve lezbiyen olarak toplumda yaşadığı aşağılanmayı, dışlanmayı hiç anlatmamış, anlatılanları basite indirgemiş. “Heteroseksüel hayata uymazsanız, olacağı budur” alt metnini de promosyon olarak veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan gazetesi’nde ise atılan başlık beni benden aldı. “Dönmekten şaşkına döndü”. Hayran kaldım! Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlığı böyle olan bir habere göre içeriğin daha derli toplu olması da şaşırtıcı. En azından orijinal metindeki bilgileri birbirine karıştırmadan, içinden istediklerini çekmeden, doğru sıralama ile aktarmış. Biraz daha detay verebilirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok da pürüzsüz değil, göze çapan birkaç önyargı var. “Kadınlıktan sıkılıp intiharı denedi” demiş haberi aktaran, nasıl yani diye sorası geliyor insanın. Kadına yönelik o kadar baskı varken –evet Amerika’da da canım- kimse “sıkıldığı” için intiharı denemiyor, yaşadığı baskılardan dolayı çaresiz hissettiğinde deniyordur. Bu kadar mı basite indirgenir yaşanılanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“(…)20 yıl önce terk ettiği ailesiyle bile arasını düzeltti”, haberi yapan şaşkınlıktan ölecek. Biraz da toplumdaki travesti/transseksüel algısını da yansıtıyor bu düşünce: “o kadar aşağılıktır ki ailesi nasıl görüşür onunla” der gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heteroseksüel ilişki yüceltiliyor, transseksüel olmak kötü gösteriliyor. Yine toplumsal baskı sonucu yaşananlar kişiselmiş gibi gösteriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteler, televizyonlar, vs. “gelenek”, “aile değerleri”, “Türk ahlak yapısı”nı korumakla görevli görüyorlar kendilerini. Bu sözde değerler tartışmalı bir ahlak yapısını yeniden üretmekte kullanılıyor. “Kadın-erkek-çocuk”tan oluşan heteroseksüel aileyi yücelten, koruyan, devamını sağlamaya yönelik yazılarıyla, fotoğraflarıyla haberler yapıyor, köşe yazıları yazdırıyorlar, “eğlence” programları yaptırıyorlar. Bu tabloya girmeyen her şey karalanıyor, gözden uzak tutuluyor. Tablo dışı kalanlar toplum dışında da bırakılıyor, yalnızlaştırılıp, “düzelmiş” olarak geri dönmeleri bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözden çıkarılıyoruz. Çaresiz hissettiriliyoruz. Suçluymuşuz gibi davranılıyor bize. Hâlbuki içimizde yaşadıklarımız bizim için gerçek ve olması gerekendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;________________________________________&lt;br /&gt;[1] Lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel.&lt;br /&gt;[2] Karşı cinsten birine duygusal ve/veya fiziksel çekim duyan kişi.&lt;br /&gt;[3] Eşcinsel (gey, lezbiyen), biseksüel veya transseksüel olduğunu kendi içinde kabul etmek ve/veya başkalarına söylemek&lt;br /&gt;[4] Orijinali “aversion therapy” : 1970’lere kadar, suçlular, eşcinseller gibi toplumda “hasta”, “tedavi edilmesi gereken” olarak görülen insanlara neye karşı çekim hissediyorlarsa; suçlulara şiddet öğeleri içeren filmler, eşcinsellere iki erkeğin sevişme sahnelerini içeren film gösterilip, uyarıldıklarında elektroşok veya acı veren bir madde vücuda enjekte edilerek bu edimden tiksinmelerine çalışılıyordu.&lt;br /&gt;[5] Transgender: Avrupa ve Amerika’da “cinsiyet kimliğini” tanımlayan şemsiye kelime olarak kullanılır. Cinsiyet düzeltme ameliyatı olmuş ya da olmamış transseksüelleri, karşı-cins kıyafeti giyenleri (cross-dresser veya travesti), dragkingleri, dragqueenleri ve androjen (ne dişi, ne de eril görünüme sahip olanlar) kişileri kapsar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aligül&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7859658859481828554?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7859658859481828554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7859658859481828554' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7859658859481828554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7859658859481828554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/yorum-satr-aralarna-baktm.html' title='Yorum - satır aralarına baktım…'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-1324671745809327695</id><published>2010-10-11T17:14:00.004+03:00</published><updated>2010-11-02T23:11:42.252+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transfobi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transgender'/><title type='text'>Hadi bakalım - travestileri kim yıkasın? transseksüelleri kim?</title><content type='html'>DİYANET İşleri Başkanlığı’nın yayımladığı "Cenaze Hizmetleri Rehberi"nde, "Cinsel organı kesilmiş ya da yumurtalıkları alınmış erkeklerin de erkekler tarafından yıkanması gerekir" değerlendirmesi yapıldı. Bu değerlendirme, cerrahi operasyonla cinsel kimliğini değiştirmiş olan transseksüellerin ölmeleri halinde kimler tarafından yıkanacağı sorusunu akla getirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem ise bu görüşe katılmadığını söyledi. Yeprem, "Rehbere konulan cümle, yanlış anlamalara yol açabilecek gibi görünüyor. Tıp ve biyoloji, bir kişinin cinsel kimliğiyle ilgili en son vardığı noktada ne derse, o kişinin ölümü sonrası yapılması gerekenler de bu karara göre uygulanır. Transseksüeller de belli bir konuma ulaşmış kişilerdir. Ölümleri halinde kadınlar tarafından yıkanırlar" diyerek, rehberdeki görüşü onaylamadığını vurguladı. Prof. Yeprem, travestilerin ise ameliyat olmadıkları için erkeklerce yıkanması gerektiğini söyledi. Rehberdeki cümlenin, "Amacının dışında ve yanlış yorumlanabileceği"ni dikkate alan Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuda inceleme başlattı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-1324671745809327695?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/1324671745809327695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=1324671745809327695' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/1324671745809327695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/1324671745809327695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/hadi-bakalm-travestileri-kim-ykasn.html' title='Hadi bakalım - travestileri kim yıkasın? transseksüelleri kim?'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-3294124596490990548</id><published>2010-10-06T14:27:00.006+03:00</published><updated>2010-11-02T23:12:33.464+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kimlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transfobi'/><title type='text'>'Travolaka' Gerilla : Manifesto</title><content type='html'>Biz, &lt;a href="http://guerrilla-travolaka.blogspot.com/2006/10/manifesto-translated-to-english.html"&gt;'Trans' Gerilla’lılar&lt;/a&gt;, kendimizi GÖSTERME’nin; vücutlarımız, cinselliğimiz, farklılıklarımız ve “trans” etiketinin altında gizli olan bin tane kimlik hakkında konuşmanın gücüne inanıyoruz. Görünür olmak istiyoruz ve birinci şahıs konuşuyoruz.&lt;br /&gt;Cinsiyete hükmetmek, VÜCUTLARIMIZI yeniden tanımlamak ve içinde gelişebileceğimiz, cinsiyet baskısına karşı herkesin güvenlik mekanizmalarını oluşturabileceği özgür, açık ağlar oluşturmak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Biz kurban değiliz; savaş yaralarımız, kalkanımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkili cinsiyet sistemini ve katı tıbbî ahlakı dayatan trans-normativiteye (cinsiyet kuralcılığına) karşı, vücutlarımızı anlamak ve inşa etmek için yeni alternatifler öneriyoruz. Üçüncü cinsten söz ETMİYORUZ, çünkü birinci ya da ikinci cinse bile inanmıyoruz. Bu, cinsiyetimizi özgürce ifade edebilme meselesi, ütopyayı ve var olan baskıyı anlama meselesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi terörist olarak değil, korsan, trapez sanatçısı, gerilla olarak, cinsiyet DİRENİŞİNİN üyeleri olarak sunuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkuyu savunuyoruz, tıbbî olarak ‘geri gitme’ye ve ileri gitmeye inanıyoruz, hiçbir inşa süreci, GERİ DÖNÜLMEZ olarak yaftalanmamalıdır diye düşünüyoruz. Androjenliğin güzelliğini görünür kılmak istiyoruz. Nefes almak için sargılarımızı çıkarma hakkına ve onları asla çıkarmama hakkına; KASAPLARIN değil, iyi cerrahların elinde ameliyat olma hakkına, hormon tedavilerine psikiyatrist onayı olmadan serbest erişime, kendi hormonlarımızı kendimiz idare etmeye inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transfobiye karşı doğrudan eyleme inanıyoruz. Bunu başarmak için, fobinin sınırlarını yeniden tanımlamaya, bunun, yalnızca transseksüelliğin değil, nizamî olmayan her türlü cinsiyet kimliği ifadesinin reddi olduğunu anlamaya ihtiyaç olduğunu hissediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“(sözde) Karşı cins”inin hormonlarını almak isteyen her vatandaş için yıllardır saçma, transfobik kurallar koyan İspanyol tıp protokolüne ilişkin kuşkularımızı beyan ediyoruz. Cinsiyet disforisine ya da kimlik bozukluklarına inanmıyoruz, bizce insanlar değil, sistem deli. Kendimizi cinsiyetlere göre sınıflandırmıyoruz, cinsel organlarımız, hormonlarımız, dudaklarımız, gözlerimiz, ellerimiz, vs. nasıl olursa olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrak işlerine, yasal cinsiyete inanmıyoruz, belgelere ya da cinsiyetimizin nüfus cüzdanlarımızda belirtilmesine ihtiyacımız yok; hormonların serbest dolaşımına inanıyoruz (bu da aslında zaten var).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık daha fazla psikiyatrist ya da psikiyatri/psikoloji kitapları istemiyoruz; daha “Gerçek Yaşam Testleri”, vs. de istemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize ruh hastasıymışız gibi davranılmasını istemiyoruz, çünkü değiliz ama uzun zamandır bize böyle davranılıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz aktivizme, sebata, görünürlüğe, özgürlüğe, direnişe, vs. inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Travolaka’ Gerilla’da biz gerilla olmayı seçmedik. Hepimizin kendi özel savaşları var, ama hepimiz muharebe alanına atılmayı seçmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Travolaka’ Gerilla’ya hoş geldiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ingilizceden Öner Ceylan tarafından çevrildi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-3294124596490990548?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/3294124596490990548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=3294124596490990548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3294124596490990548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3294124596490990548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/travolaka-gerilla-manifesto.html' title='&apos;Travolaka&apos; Gerilla : Manifesto'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2529569016556859889</id><published>2010-10-06T14:24:00.007+03:00</published><updated>2010-11-02T23:13:00.822+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet kimliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ENDA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa'/><title type='text'>Haber 3: M.Roberts Travesti/transseksüeller ve İHK hizipleşmesinin kısa tarihini anlatıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://transgriot.blogspot.com/"&gt;transgriot&lt;/a&gt; sitesinden Monica Roberts, İnsan Hakları Kampanyası (Human Rights Campaign) tarafından dışarıda bırakıldıklarını hisseden Travesti/transseksüeller ile GLB arasındaki gerilimi tam zamanında, kapsamlı ve aydınlatan bir blog yollamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberts, 1999-2002 yılları arasında National Transgender Advocacy Coalition (NTAC)'in lobi kürsüsünde çalışmış. Blogunda "haberler, düşünceler, yorum, tarih ve Afrikalı-Amerikalıdan edebiyat " paylaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Geyler, lezbiyenler ve biseksüeller ile travesti/transseksüeller arasındaki hizipleşmenin, eşcinsel hareketinin başlangıcına kadar gittiğini, Gay Liberation Front (GLF)'de çalışan transseksüel aktivist Sylvia Rivera'nın örgütün kurucusu Jim Fouratt tarafından atılmasına kadar uzandığını yazar Roberts. Lynn Conway bu olayı Michigan Üniversitesi'nin web sitesine gönderdiği denemesinde "transfobiye klasik bir örnek" diye tanımlamıştır ki Fouratt 2000 yılındaki Stonewall kutlamasında erkekten kadına transseksüelleri "yolunu kaybedip cerrahi sakatlanmaya giren eşcinsel erkek" diye tanımlayarak transseksüel camiayı daha da kızdırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barney Frank'in ENDA'yı Kongre'den geçirmek için yaptığı son manevra yasa tasarısını ikiye bölmek oldu ki GLB hakları teoride bu tasarının transseksüeller için olanını daha sonra geçirebileceğini hesapladı, fakat transseksüelleri ayrımcılığa karşı koruyacak olan 1971 New York yasa tasarısından transseksüelleri koruyan bölümler çıkarılmıştı. Dolayısıyla, transseksüelleri koruyacak maddeler eklenmeden yasa tasarısı bu haliyle geçirilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraları Lambda Legal Defense Fund'ın başkanlığını da yapmış olan Tom Stoddard transseksüelleri (transgender) koruyacak ifadelerin eklenmesine karşı çıktıktan sonra, transları koruyan maddelerden arınmış yasa tasarısı 1986'ya kadar geçmedi. Transseksüeller (transgender) için tedbirler daha sonra eklendi ama Sylvia Rivera 2002’de ölmesinden önce değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberts'a göre, 1979'da yazdığı "The Transsexual Empire: The Making of the She-Male" adlı kitapta cinsiyet düzeltme ameliyatı sürecine girmiş bir erkeğin kadın hakları hareketine girdiğini ve harekete hakim olduğunu iddia eden Massachusetts'deki Amherst Üniversitesi'nde tıbbi ahlak ve kadın çalışmalarında profesör olan Janice Raymond'un yazdığı yazıyla sigorta şirketlerinin cinsiyet düzeltme ameliyatlarını poliçe kapsamından çıkarmasından sorumlu olduğu gibi, fakir transseksüellere&lt;br /&gt;(transgender) verilen devlet yardımının kesilmesinden de sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberts, ayrıca, Roberts'ın çalışmalarıyla birlikte ele alınan trans karşıtı yazılarıyla Germain Greer da travesti/transseksüellerin (transgender) lezbiyen toplumdan dışlanmalarına neden olduğunu yazmıştır.&lt;br /&gt;1980'de İHK oluşturulduğunda, o zamanın gey liderlerinde hala trans karşıtı sözler hüküm sürüyordu.&lt;br /&gt;Dindar sağ uzun ve zarar verici yükselişine geçerken, GLBT bireyleri günah keçileri olarak kullanırken, GLB toplumu da trans bireylere "çılgın kraliçeler" olarak bakma eğilimindeydi, diye yazmış Roberts. Trans liderler ülkenin iç kısımlarından çıkmıştı, kıyı şehirlerden olan GLB liderleri ise ülkenin iç kısmını önemsemiyorlardı, dolayısıyla bu durum doğal bir güvensizlik yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şu demekti; dindar sağ Teksas'tan doğup, ajandası yıllardır denenmiş "aile değerleri" ile dolu olarak diğer şehirlere yayılırken ve GLBT toplujmu bundan zarar görürken, GLB ve trans toplumları birbirleriyle didişmekten İncil merkezli eşcinsel önyargısına karşı bir savunma geliştiremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberts'a göre, dindar sağın yükselişiyle ilgili uyarılar "çılgın kraliçelerden" geldiği için GLB toplumu görmezden gelmiş. Küskünlüğün bir sebebi de, cinsiyet kimliğinden dolayı sorun yaşayan insanlarla ilgili kanun koyan bir dil oluşturulmazken, GLB liderleri translara cinsel yöneliminden dolayı baskı ve önyargı yaşayan insanlarla ilgili kanun koyan bir dil oluşturulmasını desteklemeleri yönünde baskı yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roberts, hukuk bilimcisi Kat Rose'un, bu tür yasa tasarılarının desteklenmesinin ayrımcılık karşıtlığı kartını kendilerine fayda sağlamak için kullandıkları halde GLB'lerin translara karşı iş yerinde veya başka yerlerde ayrımcılık yapma kültürünü yaratabileceği sözünü alıntılamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Travesti/transseksüel (transgender) liderler bu talepler karşısında durakladıklarında veya arkamızda bıraktığımız riyakarlığa işaret ettiklerinde, Barney Frank'ın ENDA tasarasında yaptığı gibi, "bizim için geri gelecekler" diyebilirler yazmış Roberts. Fakat, tarihsel olarak, translara yardımcı olacak bütünleyici ya da translara özel mevzuatlar gibi yerleşik yardımlar eğer geleceklerse, uzun zaman içersinde gerçekleşirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trans toplumu, 1975'de Minnesota'da GLBT eşitliği kanunu için yapılan kanun tasarasından transların çıkarılmasından büyük ölçüde sorumlu olan Steve Endean yüzünden İHK'ye özel bir küskünlük besliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990'larda GLB liderleri transları eşitlik mevzuatlarından çıkarma şablonunu uygulamaya devam ettiler. Lezbiyen Gey Hakları Lobisi'nden idari yönetici Dianne Hardy-Garcia’nın yoğun uğraşlarıyla James Byrd Nefret Suçları Yasa Tasarısı'ndan translarla ilgili bölümler çıkartıldı. Bu yasa tasarısı&lt;br /&gt;Teksaslı Cumhuriyetçiler tarafından red edildi, ama sonunda Vali Rick Perry tarafından yeniden geçerli kılındı ve imzalanıp Sadece GLB'yi gözeten yasa haline getirildi. Hardy-Garcia'da o zaman İHK yönetim kurulu üyeysiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1995'te İHK'da idare müdürü olan Elizabeth Birch'un ENDA 'ya translarla iligili bir ekleme yapılmayacağını söylediğini yazar.&lt;br /&gt;Yönetim kurulu ve idare müdürünün trans karşıtı çalışmaları birçok transa İHK'nın bu konuda yardım etmeyeceğini gösterdiği gibi eşitlik konusunda engel yaratacağını da göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990'larda İHK lobicileri Nancy Buermyer ve Winnie Stachelberg ENDA'ya transları koruyacak maddelerin sokulmasını sabote ettikleri için 1999'da, içinde Roberts'ın kendisinin de olduğu, trans liderler NTAC'i (National Transgender Advocacy Coalition) kurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraları, trans ileri gelenleri İHK'nın evlilik hakkı almak için ikna edici metin parçasını 2004 seçimlerinin az öncesinde eyaletten eyalete değiştirmesinin tehlikeli olduğu konusunda uyardılar. Bu uyarılar dikkate alınmadı. Bazı eleştirmenler evlilik hakkı kampanyalarının özellikle evanjelikler ve diğer sağ kanat gruplarının güç aldıkları baş olay olduğunu söyler, sadece George W. Bush'un ikinci defa seçilmesini sağlamakla kalmamış, ayrıca 18 eyalette özellikle gey ve lezbiyenlerin evliliğine karşı anayasaya meddeler eklenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transların da yaşamlarını ve haklarını etkileyen genişletilmiş eşcinsel karşıtı yasaların çıkarılmasıyla sonuçlanması transları öfkelendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frank'in geçen hafta kalkıştığı el çabukluğu ve İHK'nın sessiz kınaması, Roberts'ın tanımladığı gibi "kırk yıllık güvecin tarihsel nefretle, kibirle, politik yanlış hesaplamalarla, iletişim kopukluğuyla, yanlış anlamalarla, güvensizlikle ve Makyavel ikiyüzlülüğüyle tatlandırılmasıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donna Rose'un İHK'dan istifa etmesi ve diğer insanların İHK ile pozitif ortaklıklar kurmaya çalışması bu zamanda sadece köprüleri yakmaz, ama trans toplumda bunların yıllarca konuşulur diye sonlandırır Roberts.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilian Melloy, EDGE Boston katkı sağlayanı. EDGE Boston2un kültür editör yardımcısıdır ve gazete için medya eleştirileri ve yorumlar yazar, röportaj yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çeviren: ayşegullüm ve eda&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2529569016556859889?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2529569016556859889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2529569016556859889' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2529569016556859889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2529569016556859889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/haber-3-mroberts-travestitransseksuelle.html' title='Haber 3: M.Roberts Travesti/transseksüeller ve İHK hizipleşmesinin kısa tarihini anlatıyor'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-5604978485526841114</id><published>2010-10-06T14:21:00.006+03:00</published><updated>2010-11-02T23:13:26.230+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lgbtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet kimliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel yönelim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ENDA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa'/><title type='text'>Haber 2: Travesti/transseksüel ifadeleri ENDA’dan çıkarıldı</title><content type='html'>Mevcut yasada Hıristiyan işverenler sadece kendilerince ahlaksız buldukları cinsel edimlerden kaçınan kişileri işe alma özgürlüğüne sahip olamayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frank yazılı bir açıklamayla "En sonunda -30 küsur yıl sonra- ancak gerekli oyu toplayabildik ve sadece cinsel yönelim üzerindeki yasaklamalarla devam edeceğiz" dedi. Eğitim ve işçi komitesi henüz yasayla ilgili harekete geçmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Yasa tasarısı bireyi "mevcut ya da algılanan cinsel yönelimine” dair ayrımcılığa karşı koruyor. Yasa önceden travesti/transseksüellerin korunmasını da içerdiği halde, kapsamı daraltılarak şimdi eşcinsel ve biseksüellere karşı ayrımcılık üzerine odaklanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frank travesti/transseksüelleri içermesinin yasa tasarısını meclisten geçemeyecek kadar radikal kılacağından korkuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yasa tasarısının travesti/transseksüellerin korunmasını içermesi için mecliste yeterli desteğimiz yok" diyor. Planı yasayı travesti/transseksüelleri içermeyen haliyle geçirmek ve travesti/transseksüelleri içerecek ilave bir yasa tasarısını sonradan eklemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Baptist Etnik &amp;amp; Dini Özgürlük Komisyonu başkanı Richard Land, böyle bir tasarının travesti/transseksüelleri içermeyen haliyle bile desteklenmeyeceğini Beyaz Saray memurlarına bildirdi.&lt;br /&gt;"Güney Baptistleri’nin ezici çoğunluğu cinsel tercih ya da yönelimin korunmasını benzer örneği olmayan yollarla genişleten ENDA'ya hala karşı çıkacaktır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Travesti/transseksüellerin korunmasının tasarıdan çıkarılması eşcinsel ve travesti/transseksüeller aktivistler arasında iyi karşılanmadı. Travesti/transseksüelleri içermemesindense tasarının hiç tartışılmamasını tercih ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan Hakları Kampanyası ve tasarıyı travesti/transseksüellerin çıkarılmasından önce desteklemekte olan 18 başka organizasyon, revize edilen yasa tasarısını durdurması için Eğitim ve İşçi komitesi başkanı George Miller, D.-Calif'e dilekçe verdiler.&lt;br /&gt;Miller'a yazılan mektupta "Meclisin LGBTT topluluğu ayrımcılığa karşı korumayı içtenlikle istediğine inansak da, sürecin ve izlenen stratejinin hatalı olduğunu düşünüyoruz," denildi. ENDA tarafından şart koşulan düzenlemeler dini kuruluşlara ve silahlı kuvvetlere uygulanmayacaktı. Ancak dini kuruluşlar terimi açıkça tanımlanmamış. Land'e göre Frank kanundan muaf olmaları için, dini kuruluşlara kiliseleri, hatta "dinle dolaylı ilgisi olan kuruluşları" da dahil etmeye hazırlanıyor olabilir.&lt;br /&gt;ENDA hem meclis hem de senatodan geçecek olsa da, Frank, Başkan Bush'un yasayı veto edeceğini düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Güney Baptistlerin büyük çoğunluğu hala masasına gelmesi halinde başkanın yasayı veto etmesini bekliyor ve istiyor olacaktır." diyor Land.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cinsel yönelim" eşcinselliği ve biseksüelliği içerir. Ülkenin önde gelen aktivist eşcinsel kuruluşu İnsan Hakları Kampanyası’nın web sitesine göre "cinsiyet kimliği" "kişinin içsel olarak hissettiği cinsiyettir” ve ait olduğu cinsiyetten farklı olabilir. İnsan Hakları Kampanyası'na göre 'Transgender' "yaşamlarının tümünü ya da bir kısmını doğdukları cinsiyetten farklı bir içsel cinsiyet hissini ifade ederek geçiren kişileri” tanımlayan bir şemsiye terimdir. Travesti ve transseksüelleri içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03 Ekim 2007&lt;br /&gt;Erica Simons / Baptist Press&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çeviren: ayşegullüm ve eda&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-5604978485526841114?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/5604978485526841114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=5604978485526841114' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5604978485526841114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/5604978485526841114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/haber-2-travestitransseksuel-ifadeleri.html' title='Haber 2: Travesti/transseksüel ifadeleri ENDA’dan çıkarıldı'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-517052545584187935</id><published>2010-10-06T14:19:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:13:53.309+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lgbtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet kimliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel yönelim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ENDA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa'/><title type='text'>Haber 1: Federal gey/lezbiyen hakları kanun tasarısı: Ya hep beraber, ya hiçbirimiz</title><content type='html'>"Ya hep beraber, ya hiçbirimiz." Bu cümle benim LGBTT'leri iş hayatında ayrımcılığa karşı koruyacak gey hakları yasa tasarısından travesti ve transseksüellerin çıkartılması konusundaki tartışmalara ilişkin hislerimi özetliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Birleşik Devletler temsilcisi Barney Frank yasadan travesti/transseksüellerin silinmesi için düğmeye bastı. Kongrede dün yasayla ilgili bir oturum programlanmıştı. Travesti/transseksüel aktivistlerin ülke çapında sergilediği protestolar neticesinde, bu oturum 2 hafta sonraya ertelendi. San Francisco'da protestocular Beyaz Saray sözcüsü Nancy Pelosi'yi yasa tasarısının orijinal haline sadık kalmaya zorlamak için ofisinin dışında 24 saat nöbet tuttular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Bu noktada çoğu LGBTT kuruluş, hatta daha muhafazakâr olan İnsan Hakları Kampanyası, tt'leri (travesti/transseksüel) kapsamayan bir yasa tasarısından desteklerini çektiler. Şimdi Frank'in ne yapacağı belirsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün hafta yayınlanan 4 sayfalık bir raporda, açık bir gey olan Frank "cinsiyet kimliği'nin dâhil edilmesinin bu yasa taslağını öldüreceğini söyledi. 'LGBTT topluluğunun ve önyargıya karşı mücadelemizi aktif olarak destekleyen milyonların yüzyüze kaldığı soru, çok iyi bir yasa tasarısının kabul edilme şansını tek bir büyük boşluk içerdiği için kaçırıp kaçırmayacağımız" diyor Frank. Frank gibi kıdemli bir kongre üyesi "büyük bir boşluk" içeren bir yasada bir sorun görmüyor? Bunun yanı sıra, tt'leri yasa tasarısının dışında tutmak "büyük bir boşluk"tan fazlasıdır. Topluluğumuzun fazlasıyla korunmaya ihtiyaç duyan bir parçasını feda etmek/gözden çıkarmak demektir. LGBTT topluluğun içinde tt’ler iş hayatında ayrımcılığın en büyük örneklerini yaşıyorlar ve homofobik şiddetin oldukça sık hedefi oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70lerden beri, queer(eşcinsel) hareketi, güç ve tehlikeli bir durum olarak algılandığından, genellikle cinsiyet kimliğini cinsel yönelim ayrımcılığına dair yasa tasarılarından ayrı tutma stratejisini benimsedi. Bunun gerekçesi, yasa koyucuların cinsiyet değişimi ve cross dressing'i onaylar görünmediklerinde seçmenlerin öfkesini göze almaya daha meyilli oluşuydu. Köktendinci Hıristiyanlar ya da muhafazakar orta sınıf Amerikalıların bu kadar net ayrımları olduğunu düşünmüyorum. Onlar LGBTT insanları sevmiyorlar -o kadar. Aşamalı gelişmeden yana olanlar (incrementalists) tt'leri dışarda bırakan bir yasa tasarısı onaylanırsa, LGBTT aktivistlerinin hemen yarın tt'lerin korunması için yasa talebinde bulunacaklarını düşünmemizi istiyorlar. İlk aktivist yıllarımı geçirdiğim Philadelphia'da 1973 yılında sınırlı bir gey hakları yasa tasarısı şehir konseyine sunulmuş ve kabul edilmemişti. 1982 yılında tekrar sunuldu ve geçti. 20 yılı aşkın bir zaman sonra (Mayıs 2002) tt hakları yasası en sonunda şehir konseyinden geçti. 20 yıl, beklemek için uzun bir süre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19696'da New York’ta tt bireyler tarafından başlatılan bir ayaklanma gey özgürlük hareketinin başlamasına yol açtı. Kimin haklarının daha önemli ya da desteklemeye uygun olduğu konusunda bir hiyerarşi yaratmamak onlara olan borcumuzdur. Eğer tt’leri de içeren bir yasa tasarısında ısrarcı olmak, tasarının geçmesine yetecek oyları kazanmak için birkaç yıl daha beklemek anlamına geliyorsa bana uyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi: Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tommi Avicolli-Mecca&lt;br /&gt;3 Ekim 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tommi Avicolli Mecca 19714den beri eşcinsel hareketin aktivistlerinden biridir. Yazıları ve diğer projeleri www.avicollimecca.com adresinden izlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çeviren: ayşegullüm ve eda&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-517052545584187935?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/517052545584187935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=517052545584187935' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/517052545584187935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/517052545584187935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/haber-1-federal-geylezbiyen-haklar.html' title='Haber 1: Federal gey/lezbiyen hakları kanun tasarısı: Ya hep beraber, ya hiçbirimiz'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2294835218622443861</id><published>2010-10-06T14:07:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:15:31.530+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ENDA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa'/><title type='text'>İşyerinde ayrımcılık yasası (ENDA) hakkında çevrirdiğimiz haberler</title><content type='html'>Son günlerde Türkiye’nin gündeminde olan bir konu var, yeni anayasa taslağı. Türkiye’nin her yerinden, neredeyse her sivil toplum örgütü bu taslağın ihtiyaçlar ölçüsünde değiştirilmesi için çalışıyor. Ve tabii ki LGBTT örgütleri de. Kendi içlerinde tartışmalar yürütüyorlar ve kampanyalar hazırlıyorlar. Kimileri yeni anayasanın eşitlik maddesine “cinsellik” konulsun diyor, kimileri sadece “cinsel yönelim” konulsun, kimleri de hem “cinsel yönelim” hem de “cinsiyet kimliği” konulsun diyor. Sonucu zaman içinde göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Okyanusun öte tarafında ABD’de benzer tartışmalar var. Kısaca ENDA diye geçen Türkçesi İstihdam Ayrımcılık Karşıtı Kanun (Employment Non-Discrimination Act) tasarısı olan bir yasa tasarısı 24 Nisan 2007’de Amerikan Kongresi’ne sunuldu. Tasarıda “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadeleri önce yer almış ama daha sonradan “cinsiyet kimliği” Kongre’den geçmez diye çıkarılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar olurken LGBTT örgütleri arasında tartışmalar olmuş, özellikle GLB ve travesti/transseksüeller arasında. Aşağıda bu tartışmaları, eleştiri ve tepkileri anlatan Amerikan gazetelerinde veya internet sitelerinde yayınlanmış üç haber okuyacaksınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2294835218622443861?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2294835218622443861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2294835218622443861' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2294835218622443861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2294835218622443861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/enda-hakknda-cevrilen-haberler.html' title='İşyerinde ayrımcılık yasası (ENDA) hakkında çevrirdiğimiz haberler'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-6617433475531157386</id><published>2010-10-06T14:05:00.002+03:00</published><updated>2010-11-02T23:16:25.476+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kriz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sömürü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inidirim'/><title type='text'>Düşün Dürtü - Sezon başı</title><content type='html'>Evden çıkalı yarım saat olmuştu. Dönüşü erteleme bahanesiyle biraz daha dolanmaya başladım. Tam o sırada gözüm bir vitrine takıldı. Malum artık sonbahar sezonu. Elbette her mağazada olduğu gibi cansız mankenler iş başındaydı. Bilirsiniz, bu kısa sezon değişimi sürecinde o mankenler hep çıplak kalır. Aslında onların çıplak veya giyinik olmasında bir sakınca yoktur. Ama algı ve seçicilik bazında “açlığın” ölüsü dirisi olmuyor. Nekrofili göndermeli yazım neyse ki bu kadar kalıyor çünkü bahsetmek istediğim başka bir konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Çıplaklığın ve teşhirin aklımda farklı canlandığı bu ufak ‘flashback’te şunu fark ettim. Sezon sonu “indirimi” büyük harflerle mankenlerin çıplaklığını örtercesine vitrine yazılmıştı. Bir an aklıma sermayenin insan bedenine ilişkin “mallaştırıcı” etkisi geldi. Öyle ki, bize hiç yabancı değil. Bir sezon indirime rast gelen, beden algısının giderek metalaştığı, tek tipleştiği, sömürüldüğü bir süreçte; sözde hiç doğal karşılanmaması gereken bir ülkede haddinden fazla doğallaşan, normalleşen ve yaşadığımız süre boyunca kendimizi ortaya koyduğumuz her anı kısaca özetleyen eşsiz bir görüntü. Ben ahlakçı göndermelerden hoşlanmam. Kastım da ahlakçılıktan ziyade bir ekonomik gerçekliği göz önüne sermek. Bir gerçek ki, FED’in faiz oranlarına göre ayakta kalmaya çalışan ama dibine kadar girdiği sömürünün farkında olmayıp hala bir öz değerin peşinde koşanların ve bu yarışta heba edilen arkadaşlarımızın acı kaderine tekabül eden.&lt;br /&gt;Toplum ahlakı bu kısa küreselleşme sürecinde uzadıkça uzatılan teşhir davalarıyla dolu. Frengili seks işçileri, kapatılan “cinsel” içerikli dernekler, evlenen divamız vs. Acaba biz bunun neresindeyiz? Daha doğrusu bu tartışmalarda biz neyiz? Erkekliğini her daim bir kol hareketiyle ifşa etmeye kalkan zihniyet, sermaye deyince bir “top” misali küreselleşmeyi, esnekleşmeyi ve haliyle yumuşamayı nasıl göze alabiliyor? Kendince bir akıl oyunu peşinde olduğu kesin ama o da biliyor ki hadım olmak kaçınılmaz. Bu gibi süreçler sizin ne kadar erkek olduğunuza değil, ne kadar kadınlaştığınıza bakar. Tabi burada kadınlaşmak derken dünya bazında da geçer akçe sayılan bir metalaşmadan bahsediyorum. Çünkü küresel erkeklikle yerel erkeklik arasında kalan bir şey varsa o da kadınlıktır. Her tür savaşta olduğu gibi güçsüz olan erkek dahi olsa, ki şu an Irak’taki erkek nüfus gibi, kadınlaştırılırsınız. İşkence edilirsiniz. Tecavüz edilirsiniz. Şiddete maruz bırakılırsınız. Sizden her şeyiniz çalınır. Geçmişiniz yoktur. Geleceğiniz ise çoktan çalınmıştır.&lt;br /&gt;Türkiye de ne yazık ki bu sancıyı yaşıyor ne zamandır. 80’lerden beri kabuğunu devamlı değiştiriyor ama mübarek soğan kabuğu gibi soymakla bitmiyor. Kadir İnanır erkekliğiyle Seda Sayan kadınlığı arasında sürekli gidip geliyor. Bu arada ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Çünkü meşruluk, erkeklik üzerinden gerçekleşiyor ve giderek olumlanıyor. Böylece feminizm hayal oluyor. Ama şu unutulmamalı, toplumlar hem özlerine sahip çıkıp hem de gelişebilir. Bunu da yeni bir erkeklik örgüsüyle yapmayarak. Belki de gacıların en büyük fonksiyonu budur. Her ne kadar 80 sonrası karşı-devrim kuşağıysak da 90’lardan beri süren mücadelemiz boşuna değil. Hele varoluşumuz, yeni hiç değil! Belki bunu devamlı hatırlatmalı. Hatırlatmalı ki toplumlar geçmişini gerçekliklerden uzak yaşamasın. Bir şairin dediği gibi: “Hiçbir şey yitirilmemelidir; geçmiş, geleceği ilgilendiren şeylerde canlı kalır”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-6617433475531157386?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/6617433475531157386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=6617433475531157386' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/6617433475531157386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/6617433475531157386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/dusun-durtu-sezon-bas.html' title='Düşün Dürtü - Sezon başı'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-3641939568524545776</id><published>2010-10-06T14:03:00.002+03:00</published><updated>2010-11-02T23:17:26.727+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönme'/><title type='text'>Gacıvari Laçovari - hayırlı olsun</title><content type='html'>Gacıistanbul dergisine yazdığım son yazıda -aynı zamanda onun da son&lt;br /&gt;sayısı (11-12) oldu- astrolojik açıdan bir kırılma noktası&lt;br /&gt;yaşayacağımızı söylemiştim. Neyse ki Tanrı beni yalancı çıkartmadı.&lt;br /&gt;Ve Türkiye'nin de zorlayıcı bir açısıyla basın sektörü (irili&lt;br /&gt;ufaklı) zarar gördü. Biz istisna değildik. Gacıistanbul dergisi&lt;br /&gt;dağıldı. Ayrışmasıyla beraber başka bir adla bambaşka bir derginin&lt;br /&gt;çıkartılması kaçınılmazdı. Ben burada Gacıistanbul dergisindeki gibi&lt;br /&gt;faal olamayacağım. Bunun bazı politik gerekçeleri varsa da Satürn'ün&lt;br /&gt;para evimden çıkmasının da payı büyük. Çünkü elden de olsa bir işim&lt;br /&gt;var artık. Umarım daim olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Gel gelelim yeni dergimize. Adı kadar duruşunun da iddialı olduğunu&lt;br /&gt;belirtmeden edemeyeceğim. Başarının gizli bir anahtarı da iddiadan&lt;br /&gt;geçiyor zaten. Ben bu grubun başarılı olacağını düşünüyorum. Adı&lt;br /&gt;gibi dönme sancısı yaşayan ülkemizin yıldız haritası biraz karışık.&lt;br /&gt;Eee reformist süreçler biraz vakit alıyor. Tam bunları yazarken yeni&lt;br /&gt;hükümet nihayet icraatlarına başlamış, Freddie Mercury'nin doğum günü&lt;br /&gt;hatırlanıp kutlanılmış, 11 Eylül felaketi tekrardan gözden&lt;br /&gt;geçirilmiş, 12 Eylül korku dolu göndermesiyle tüylerimizi&lt;br /&gt;ürpertmişti. Ne ilginç değil mi? Hâlbuki hiçbiri tesadüf değil.&lt;br /&gt;Sadece birbiri ardına sıralanmış olaylar dizisi ama hepsi bir dönüm&lt;br /&gt;noktası. Ve biz bu dönüm noktalarını son 27 yıldır&lt;br /&gt;zihniyetinden "dönemeyen" bir ülkede yaşıyoruz. Hakkımızda&lt;br /&gt;hayırlısı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreç bizi yıldırmamış ama yıpratmıştı. Hala da yıpratıyor. Ben&lt;br /&gt;miyim bu kadar olgunlaşan ya da sinmişliğin verdiği bir böceklikle&lt;br /&gt;yalpalayan. Ne sanrı ama! Bitmek bilmiyor. Devamlı kusuyor. Aklı&lt;br /&gt;hayali durduran olaylar yaşadığımız dönemde; dönme hazzının&lt;br /&gt;doruğunda. Ne demektir peki bu dönme? Yaşamına ara vermek isteyen&lt;br /&gt;bıyıklı bir travesti hizmetçi mi; yoksa 27 yıldır Diva unvanıyla yeri&lt;br /&gt;göğü birbirine katan müstakbel gelinimiz mi? Sorun, olamadığımız ya&lt;br /&gt;da olmak istediğimiz bir olgu mu? Bu adı da kim takmış? Dönülen şey&lt;br /&gt;biz miydik bunca zamandır? Hiç sanıyorum. Gece uykularımı kaçıran,&lt;br /&gt;sevincimi ertelediğim saten çarşaflarda bunun izleri mi vardı!&lt;br /&gt;Nerdeydi dokunamadığım ama her daim ağıtlar yaktığım bedenim. Çok mu&lt;br /&gt;hüzünlü geldi. Melodram aklın ufak bir oyunudur. Tıpkı arzu ve nefret&lt;br /&gt;gibi. Kısaca bu topraklarda yaşayan her yurttaşta baki olan. Çünkü&lt;br /&gt;her birimiz aynı akıl dışılıkla yaşıyor, birbirimize aynı üslupla&lt;br /&gt;yaptırım uyguluyoruz. Kötürüm kalmış serçe misali bir oyana bir&lt;br /&gt;buyana savruluyoruz. Ve sonunda çatacak mutlaka bir dönme buluyoruz.&lt;br /&gt;Bu da insanın var olma koşullarının engellendiği yerde özgürlük&lt;br /&gt;problemi doğuruyor. İşte biz burada devreye giriyoruz. Problemin&lt;br /&gt;doğduğu yerde çözüm arıyor, tartışıyor ve bir bakış açısı&lt;br /&gt;yaratıyoruz. Bu zorlu bir süreç ama bir İngiliz düşünürün dediği&lt;br /&gt;gibi: "Özgürlük zorlanmanın değil, zorunluluğun karşıtı olarak,&lt;br /&gt;rastlantıyla aynı şeydir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürmelican&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-3641939568524545776?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/3641939568524545776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=3641939568524545776' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3641939568524545776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3641939568524545776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/gacvari-lacovari-hayrl-olsun.html' title='Gacıvari Laçovari - hayırlı olsun'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-1939004044381364951</id><published>2010-10-06T14:01:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:18:32.496+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haber analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trans erkek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evlilik'/><title type='text'>Laço'nun gör dediği: adaletin bu mu dünya:</title><content type='html'>PAKİSTAN’LI BİR ÇİFTİN ÇİFTE MAĞDURİYETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coğrafi mesafelere kanıp da Pakistan’da yaşanan ayrımcılık bize çok uzak sanmayınız.&lt;br /&gt;2006 yılı Eylül ayında Şazima Tarık ve Şamil Raj isimli Pakistan’lı iki genç, yaşadıkları şehirde evlenmeye karar verirler. Birbirine aşık olan çiftin bu kararına, Şazima’yı kumar borcunu kapatmak üzere başka bir adama söz vermiş olan babası Tarık Hüseyin karşı çıkar. Evlendikten sonra iyice artan aile baskılarına ve tehditlerine dayanamayan Şazima ve Şamil çareyi bulundukları yerdeki bir mahkemeye başvurmakta bulurlar. Evlilik belgelerini inceleyen mahkeme, çiftin reşit olduğu gerekçesiyle evli kalmalarında bir sakınca olmadığı kararını verir. Zaten niye vermesin değil mi? Değil! Siz kemerleri bağlayın, gerisi gümbür gümbür geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Mahkemenin kararına rağmen Tarık Hüseyin ve ailesi, Şazima ve Şamil’e tehditler yağdırmaya devam eder. Tehditler ölüm boyutuna varınca, Şazima ve Şamil bu duruma bir son verebilmek ümidiyle Lahore şehrine kaçıp, sığındıkları kuruluş aracılığıyla 2007 yılı Nisan ayında bir üst mahkemeye başvururlar. Şazima’nın babası Tarık Hüseyin, çıktığı mahkemede Şamil’in “aslında bir kadın” olduğunu iddia ettiği anda ise hikaye çiftin aleyhine180 derece çark eder ve genç çift mağdur olarak başvurdukları mahkemece fail konumuna düşürülür. Sen misin trans olup da ölüm tehditlerine karşı korunma talep eden... Saldırıya uğradığı için polis çağırıp da saldırganlar elini kolunu sallayarak yollarına devam ederken karakola karga tulumba götürülen az mı trans tanıyoruz bu ülkede de?&lt;br /&gt;Şamil Raj, sizin de tahmin edebileceğiniz üzere, aslında 31 yaşında Kadından-Erkeğe (KE) bir transeksüel. 15 yaşında ameliyatla rahmini ve göğüslerini aldırmakla kalmayıp, testesteron kullanmaya da başlamış. Böylelikle, psikolojik konum ve fiziksel görünüş açısından hayatının yarısından çoğunu erkek olarak geçirmiş bulunuyor. Pakistan yasalarında transeksüellik fenomeniyle ilgili ise herhangi bir düzenleme bulunmamakta. Diğer bir deyişle, ‘kadınlık-erkeklik’ üzerine kurulu ikili cinsiyet sistemine uymayan bireylerin varlığı hukuki alanda inkar ediliyor. Trans’lığın sistematik inkarı elbette sadece Pakistan’a özgü değil. Ülkemizde1988 öncesinde transeksüelliği yok sayan Medeni Kanun, 1988’den beri -2002’deki kanun değişikliğiyle daha zorlaştırılmış olsa da- transeksüellere kimliklerindeki cinsiyeti değiştirme imkanı sağlıyor. Fakat ne yazık ki yasa bu haliyle oldukça baskıcı ve trans bireyleri hasta konumuna düşüren bir tutum izlemenin yanı sıra, koşul gördüğü ameliyatların bazılarını olmak istemeyen trans’lara hiç bir hak tanımıyor.&lt;br /&gt;Çiftimize geri dönecek olursak, Şamil’in kendi cinsiyeti üzerinde söz söyleme hakkını bir insan hakkı olarak görmeyen mahkeme, Şamil’in “gerçek” cinsiyetinin denetlenip saptanabilmesi için bir sağlık kurulu görevlendirir. Zira, heyetten geçmeden kendini anlamlandırabilen mi var aramızda anacım. Türkiye’de yaklaşık iki yıl transeksüellik kursuna gidip tescillenmeden ameliyat olmak yasak biliyorsunuz. Terapinin klasik transeksüellik tanımlarına uymayan trans’lar için ne kadar esneklik sağladığının değerlendirilmesini başka bir yazıya bırakıyorum.&lt;br /&gt;Neyse efendim, transeksüellik konusunda bilgi sahibi olmadıkları sundukları raporun karmaşıklığından anlaşılabilen doktor heyeti, neticede Şamil’in “kadın” olduğuna karar verir. Bu karar Şamil ve Şazima’nın, Şamil’in “gerçek” cinsiyetine dair yalan söyledikleri gerekçesiyle 3 yıl hapis cezasına çarptırılmalarına yol açar.&lt;br /&gt;Şamil kendisini hiçbir zaman kadın olarak görmediğini söylüyor. ‘Kadından-Erkeğe’ geçiş sürecini Pakistan’da mümkün olmadığı için tamamlayamadığını, ancak fırsat bulur bulmaz yurt dışına çıkıp tamamlamak istediğini belirtiyor. Elbette, herhangi bir yasa değişikliği olmadıkça Şamil ameliyatlarını değil yurtdışına, uzaya da çıkıp tamamlasa, ülkesine döndüğünde cinsiyetini resmi olarak değiştiremeyecek ve cinsiyeti hakkında yalan söyleyen “kadın” yaftasından kurtulamayacak.&lt;br /&gt;İdeal bir dünyada, Şamil ve Şazima’nın başına gelenler ‘aşk’ın sadece belli kesimlere ait bir lüks olmadığının; bedene ilişkin yasaların ikili cinsiyet anlayışına göre düzenlenmesinin yetersiz olduğunun kanıtlarından kabul edilebilirdi. Yine böyle bir dünyada, bir babanın kumar borcunu kapatmak için kızını kullanmayı kendinde hak görmesi, erkek egemen aile anlayışını eleştirmek için kullanılabilirdi. Ama ne yazık ki yerel ve uluslararası basın olayın insan hakları, kadın hakları veya cinsel haklar boyutlarına pek de dokunmayıp, hikayeyi mümkün mertebe sansasyonelleştirerek çifti daha büyük bir yabancılaşma ve izolasyon sürecine itti.&lt;br /&gt;Şamil ve Şazima, geçtiğimiz günlerde bir üst mahkemenin Lahore mahkemesinde verilen kararı bozmasıyla şu an için hapisten çıkmış bulunuyor. Tarık Hüseyin ve çeşitli makamların haklarında açtıkları davalar ise devam etmekte. Diğer bir heyecan verici gelişme ise Pakistan’daki bazı kadın ve insan hakları savunucularının çifte destek vermenin yanı sıra, bu davayı kullanarak transeksüellikle ilgili yeni yasal düzenlemeler getirmek istemesi. Dileriz Pakistan’ın transeksüellikle ilgili yeni yasaları Türkiye’dekilere oranla daha esnek, daha az transfobik ve cinsiyet kimliklerinin çeşitliliğini daha destekleyici yönde olur. Amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinan’ınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-1939004044381364951?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/1939004044381364951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=1939004044381364951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/1939004044381364951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/1939004044381364951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/laconun-gor-dedigi-adaletin-bu-mu-dunya.html' title='Laço&apos;nun gör dediği: adaletin bu mu dünya:'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2141371106493695875</id><published>2010-10-06T13:52:00.004+03:00</published><updated>2010-11-02T23:19:04.497+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kimlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönme'/><title type='text'>Ben dönmeyim kardeşim</title><content type='html'>Merhaba arkadaşlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yayın hayatında “DÖNME” dergisine destek veren ve emeğini ortaya koyan tüm arkadaşlarımıza teşekkürler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, “DÖNME” kavramı üzerinde çok konuştuk, çok tartıştık. Arkadaşlarımızın farklı tanımlamaları ve yaklaşımları oldu. Ayrıca bugüne kadar tartışılmayan, üzerinde düşünülmeyen bir kavramdı. Bence çok yerinde bir seçim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Tabii ki bu tartışmalar sırasında yaşadığım olaylar ve karşılaştığım yaklaşımlar bendeki “DÖNME” tanımını netleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili arkadaşlar! Bizler bu kavramın tek bir yönetimi olmadığını gördük. Günümüzde birçok kavram gibi “DÖNME” kavramı da değişmektedir. Mesela eskiden dönme gayrimüslimlere, mezhep veya din değiştirenlere denirdi. Günümüzdeyse travesti ve transseksüel kadınlara denir oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıştığım dönemlerde duyduğum gibi şu an sokakta, çarşıda, pazarda dolaşırken de bu kelimeyi çok duyuyorum. Açıkçası “dönme geçiyor”, “bak oğlum bu dönme lan!” demeleri beni çok rahatsız etmiyor. Çünkü size dönme diyerek sizi kabulleniyorlar. Ama düşünün ki size; “oğlan geçiyor!”, “trooo!!”, “Ahmet abi!!” demeleri mi daha hoş olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanın ki bunu yaşadığınızda daha iyi anlayacaksınız. Eski ablalarımız dönme kelimesini fazla sevmezler ve kabul etmezler. Tabii ki toplum keşke sağlıklı bir yaklaşımda bulunsa ve bizlere kadın olarak baksa! Ama ben dönme kavramında değiştirip dönüştürülebilecek bir çıkış olacağını, bu kavramın bizler için yeni bir slogan olacağını düşünüyorum ve “DÖNME” kelimesini gerçek kimliklerimizi savunmak ve toplumu dönüştürmek anlamında sahipleniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün önce bile heteroseksüellerin çoğunlukta olduğu bir ortamda “ben dönmeyim kardeşim” dediğimde o insanların yüzüne tokat gibi bu kelimenin çarptığına tanık oldum. Çünkü biz bu kelimeyi sahiplendiğimizde ve kendimizi bu kelimeyle tanımladığımızda heteroseksüel birçok insanın bize olan yaklaşımı değişiyor. Bu sefer de onlar bizim bu duruşumuza karşılık “kadınsınız siz” diyebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şuna benziyor: Size “ibne” denildiğinde ve siz dönüp de “evet, ben ibneyim!” dediğinizde o insanlar susup kalıyorlar. Yani size edilmiş bir hakareti politik bir tepki göstererek dönüştürebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu yaşadığımız sağlıksız, heteroseksist toplumda bizler ne kadar onlara göre yaşasak da (!) bizi eleştirecek ve yargılayacak şeyleri ve kullanacakları bahaneleri hemen buluyorlar. Düşünün kendi kimliklerinde bile sağlıksız yaşayan bir toplumda bizleri anlamaları ve kabul etmeleri onlardan hemen beklenemez. Ama bizler duruşumuzu ve kimliklerimizi net olarak ortaya koyarsak ve mücadele edersek mutlaka bizi tanımak ve kabullenmek zorunda kalacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için bizler DÖNMEyiz!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadından erkeğe DÖNMEyiz!..&lt;br /&gt;Erkekten kadına DÖNMEyiz!..&lt;br /&gt;Hem kadın, hem erkeğiz.&lt;br /&gt;Bizler arada duran androjen DÖNMELERİZ!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle kalın!&lt;br /&gt;Görüşmek üzere!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2141371106493695875?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2141371106493695875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2141371106493695875' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2141371106493695875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2141371106493695875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/ben-donmeyim-kardesim.html' title='Ben dönmeyim kardeşim'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-990556494628424698</id><published>2010-10-06T13:48:00.006+03:00</published><updated>2010-11-02T23:19:32.216+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lgbtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel yönelim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haber'/><title type='text'>Escinseller anayasal esitlik istedi</title><content type='html'>Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ile TBMM’deki ilgili komisyon başkanlarına bir mektup gönderen eşcinseller anayasadaki eşitlik maddesine "cinsel yönelim" ibaresinin eklenmesini ve eşcinsel realitesinin tanınmasını talep etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;AKP Anayasa heyetinin, "Herkes teklifini getirsin. Toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa olacak" vaadi üzerine eşcinsel örgütleri de "anayasal eşitlik" için harekete geçti. Ancak komisyon başkanları, "Türkiye buna hazır değil. Ancak 22. yüzyılın anayasasında olur" diyerek eşcinsellerin taleplerine yeşil ışık yakmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZ DE VARIZ Eşcinsellerin örgütlendiği KAOS-GL Derneği, Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ile TBMM anayasa ve adalet komisyonlarının başkanlarına bir mektup göndererek, anayasa taslağındaki eşitlik maddesine "cinsel yönelim" ibaresinin eklenmesini istedi. Mektupta, "Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor; biz de varız. Anayasada ve yasalarda eşcinsel realitesi görmezlikten geliniyor. Sadece iki kelimeyle eşcinsel realitesinin tanınmasını istiyoruz, çünkü bu görmezden gelmenin hayra alamet olmadığını düşünüyoruz" denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEFRET SUÇU Eşcinsellerin başvurusunda AB Anayasa Taslağı’ndaki "cinsel tercih gibi gerekçelere dayanan her türlü ayrımcılık yasaklanmıştır" ifadesi dayanak gösterildi. Eşcinseller, anayasal güvence sonucunda, İngiltere’de olduğu gibi "nefret suçu"nun ceza yasalarında düzenlenmesini hedefliyor. Bu düzenleme, eşcinsellere karşı nefreti ve ayrımcılığı körükleyenlere ceza verilmesini öngörüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HENÜZ ERKEN TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu eşcinsel başvurusu konusunda şu değerlendirmeyi yaptı: Bilim adamlarının metninde böyle bir hüküm yok. Mektuplarını henüz almadım, gelsin ileriki aşamada değerlendirilir. Ama bu aşamada Meclis’ten ciddi bir kabul göreceğini sanmıyorum. Özgürlük diye sunuluyor, ama Türkiye’de henüz bunun zemini yok. Komisyondan ve Genel Kurul’dan geçebilecek bir talep gibi görünmüyor. Türkiye için erken. Evvela toplumsal bir kabul görmeden Meclis bu düzenlemeyi yapamaz. Hatta Avrupa’da bile hiçbir ülkenin anayasasında bu yok. AB Anayasası çıksın, ondan sonra bakarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÖRDÜNCÜ KUŞAKTA AKP Anayasa Komisyonu Başkanı Dengir Mir Mehmet Fırat da talep için şunları söyledi: 21. yüzyılın anayasasında biraz zor, belki 22. yüzyılda olur. Biz, üçüncü kuşak haklar dediğimiz çevre gibi konulara taslakta yer verdik. Ama bu dördüncü kuşak özgürlüklere giriyor. Böyle bir özgürlüğü düşünmedik, zannetmiyorum kabul görsün. AB Anayasası da daha yok zaten. Avrupa’da da bunda bir mutabakat sağlanmadı. Toplumun bunları daha çok tartışması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent SARIOĞLU / ANKARA,&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7522667_p.asp"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-990556494628424698?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/990556494628424698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=990556494628424698' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/990556494628424698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/990556494628424698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/escinseller-anayasal-esitlik-istedi.html' title='Escinseller anayasal esitlik istedi'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2515200851040719773</id><published>2010-10-06T13:46:00.004+03:00</published><updated>2010-11-02T23:20:19.641+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kimlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transseksüel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönme'/><title type='text'>dağdan geliyorum döne döne</title><content type='html'>türk tarih kurumu başkanı yusuf halaçoğlu’nun, sünni kürtler’in türkmen, alevi kürtler’in ise ermeni dönmesi olduğunu, anneanneden toruna “dönenlerin” isimlerini içeren listeleri elinde tuttuğunu iddia ettiğinde, dönme kavramının toplumdaki olumsuz çağrışımını da kullanarak kürtler’in özgürlük ve demokrasi mücadelesini geçersiz kılmayı ve baltalamayı amaçladığını sezmek zor olmasa gerek: ana dilinde konuşmak ve eğitim görmek, ekonomik/sosyal/siyasi fırsat ve hak eşitliği, kültürel kimlik meşruiyeti gibi haklı talepleri bulunan ve kendilerine “kürt” diyen bu insan topluluğunun aslında kim/ne olduğunu unut(tur)muş olan, gerçek atalarına hayali bir milliyetçilikle isyan eden bir avuç hain dönme olduğu böylece kanıtlanmış olacaktı. bu dayanaksız ve ırkçı tezin gerçek olduğunu kabul etsek bile, halaçoğlu’nun “millet” denen sosyal birimin verili değil, kurulan bir şey olduğunu kavrayamadığı ya da unuttuğu sonucuna varabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;edward said’in “freud ve avrupalı olmayan” başlıklı muazzam denemesinde ele aldığı üzere etnik köken saf ve “doğal” değil tarihsel ve inşa edilmiş bir cemaat kimliğidir. örneğin yahudiler “israil’in yerlisi olmayan” mısırlı musa etrafında bir ulus inşa etmişler ve onun soyundan geldiklerini kabul etmişlerdir. bu durumda bütün yahudi ulusunun aslında dönme olduğunu varsaysak bile (ki bu varsayım yahudilere karşı duyulan ırkçı nefreti gerekçelendirmek için kullanılır: “musevi olduklarını iddia ettikleri halde musa’nın soyundan bile değildirler”) herhangi bir millet kadar dönmedirler, çünkü tüm diğer milletler gibi kendi tarihlerini “yapmışlardır”. saf ırk kavramına inançları itibariyle dönme avına çıkan faşistlerin aynı zamanda transseksüel/travestilere yönelik şiddetin en şevkli ve acımasız failleri olmaları bir rastlantı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyleyse dönme kavramının transseksüel/travesti/gender bender bireylerde de “sonradan başka bir şeye dönüşene” yönelik nefret nedeniyle lanetlendiğini anlamamız kolaylaşabilir. tıpkı ulusal kimlik gibi cinsiyet kimliği de verili ve doğuştan gelme değildir: kişiler tarafından iradi biçimde ve/ya sosyal-siyasi baskıyla şekillendirilip üretilir. kişinin içine doğduğu toplumun ulusal/kültürel kimliğini benimsemeye zorlanmasına paralel olarak cinsiyet kimlikleri de kadın ve erkek bedenleriyle doğmuş olanlar arasında paylaştırılır. dönme kendisine dikte edileni reddettiği, filanca kimliği/davranışları icra etmesinin “doğasına” uygun düşeceğine dair dayatmacı saptamalara muhalefet ettiği için kendi devrimini gerçekleştirir: dönmenin bedeni devrimci bir bedendir. dönmek, tüm ağır bedellerine rağmen müthiş bir özgürlük şiiri, köle ahlakına karşı bir çığlıktır: tam da bu nedenle dönmeler toplama kamplarına, fuhuşa mahkum edilerek yeniden köleleştirilmeye çalışılır. ancak dönme ölüm kalım mücadelesinin virtüözüdür- kolay yılmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşasın dönme olmak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kinky imam&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2515200851040719773?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2515200851040719773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2515200851040719773' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2515200851040719773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2515200851040719773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/dagdan-geliyorum-done-done.html' title='dağdan geliyorum döne döne'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-2473194654160270502</id><published>2010-10-06T13:42:00.004+03:00</published><updated>2010-11-02T23:20:46.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lgbtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet kimliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel yönelim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefret suçu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefret cinayetleri'/><title type='text'>LGBTT bireylerin insan haklarını izleme ve hukuk komisyonu bülteni</title><content type='html'>Türkiye’de LGBTT Bireylere Yönelik Nefret Suçları&lt;br /&gt;Türkiye’de LGBTT bireylerin maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri gün geçtikçe artıyor. LGBTT bireyler sırf cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa, kötü muamele ve işkenceye maruz kalıyorlar. Ayrımcılığa karşı örgütlenmelerinde engellerle karşılaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;LGBTT Bireylerin İnsan Hakları İzleme ve Hukuk Komisyonu olarak sivil anayasa tartışmalarının yapıldığı şu günlerde, Anayasa’ya ve ilgili kanunlara cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı hükümlerin eklenmesini, LGBTT bireylere yönelik nefret suçlarının tanımlanmasını ve cezalandırılmasını talep ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa’da Nefret Cinayeti&lt;br /&gt;Eğitim ve çalışma haklarından mahrum bırakıldıkları için fuhuşa sürüklenen travesti ve transeksüeller insan hakları ihlallerine maruz kalıyorlar. Travesti ve transeksüellere yönelik işlenen suçlarda sürekli olarak zanlıların “haksız tahrik” indiriminden faydalanması transeksüel ve travesti bireylere yönelik nefret suçlarında artışa neden olabilmekte.&lt;br /&gt;Bu nefretin son kurbanlarından biri Bursa’da seks işçiliği yapan 22 yaşındaki Ece adlı travesti oldu. Ece, 18 Ağustos gecesi birlikte olma teklifini kabul etmediği bir kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Olay sırasında Ece’yi korumaya çalışan 19 yaşındaki arkadaşı Didem de elinden yaralandı.&lt;br /&gt;13 Ağustos’ta Ece ve Didem arkadaşlarıyla birlikte seks işçiliği yapmak istemediklerini belirten bir basın açıklaması yaparak Türkiye İş Kurumu Bursa İl Müdürlüğü’ne iş başvurusunda bulunmuşlardı.&lt;br /&gt;Türkiye’de transeksüel ve travesti bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kullanabilecekleri düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya’da Nefret Cinayeti&lt;br /&gt;20 yaşındaki Abdullah’ın da LGBTT bireylere yönelik nefretin kurbanı olduğu haberi geldi. Konya’da meydana gelen olayda Abdullah, internette tanıştığı iki kişi tarafından boğazından ve kasığından bıçaklanarak vahşice öldürüldü. Abdullah’ın cesedi öldürüldükten üç gün sonra bulundu.&lt;br /&gt;Eşcinsellere yönelik nefret suçlarının tanımlanmasını istiyoruz. Türkiye’nin her yerinde eşcinseller ayrımcılığa, şiddete uğruyorlar. Mevcut yasalar LGBTT bireyleri ayrımcılığa, şiddete karşı korumuyor. LGBTT bireylere yönelik işlenen suçlar cezasız kaldığı müddetçe insan hakları ihlalleri yaşanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da Nefret Suçları&lt;br /&gt;LGBTT bireylere yöneltilen bu ayrımcılık ve şiddet aslında politik olarak destekleniyor. Bu politikanın sonucu olarak LGBTT bireyler, İstanbul Taksim bölgesinde yaşanan olayda olduğu gibi, asayişi sağlamakla görevli olan polisin de saldırısıyla karşı karşıya kalabiliyorlar.&lt;br /&gt;25 Ağustos sabahı eşcinsel barı Tek Yön’den çıkan 19 yaşındaki E.Ç. sokak ortasında iki polis tarafından tekme tokat dövüldü. Polis aracının önünden çekilmediği gerekçesiyle polis dayağına maruz kalan E.Ç., “polislerin kendisini bindirdikleri araçta dövmeye devam ettiklerini, içlerinden birinin pantolonunu indirmeye çalışarak kendisine tecavüz girişiminde bulunduğunu, ancak kendisinin karşı koyması sonucu vazgeçtiğini, daha sonra götürüldüğü Taksim İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde de cinsel yönelimi dolayısıyla bir polisin “ibne bu!” şeklinde hakaretine uğradığını, emniyet müdürlüğünde 10 kadar polis tarafından daha dövüldüğünü ve hakkında tutanak da tutulmadığını” söyledi. Serbest bırakıldıktan sonra Taksim İlkyardım Hastanesi’ne giderek darp raporu alan E.Ç. olayda yer alan polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.&lt;br /&gt;LGBTT Bireylerin İnsan Hakları İzleme ve Hukuk Komisyonu olarak Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan değişikliklere ilişkin bir basın açıklaması yaparak, bu değişikliklerin LGBTT bireylere yönelik insan hakları ihlallerini artıracağının altını çizmiştik. Komisyon olarak İçişleri Bakanlığı’nın bu olayı araştırmasını ve sorumlular hakkında soruşturma başlatmasını talep ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da Arka Arkaya Nefret Cinayetleri&lt;br /&gt;Beyoğlu’ndaki bir barda DJ olarak çalışan M.U.M. 3 Ekim Çarşamba akşamı Nişantaşı’ndaki evinde boğazı kesilerek öldürülmüş olarak bulundu. M.U.M.’den uzun süre haber alamayan arkadaşları evine gittiklerinde korkunç manzara ile karşılaştı. M.U.M.’yi yatağında çıplak ve boğazı kesilmiş halde bulan arkadaşları polise haber verdi. Polisin yaptığı incelemede, M.U.M.’nin cinsel ilişkiye girdikten sonra öldürüldüğü ve vücudunda ağır darp izlerinin olduğu belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli'de aynı evde yaşayan Funda ve Simge kimliği belirsiz kişilerce boğazlarından bıçaklandı. 6 Ekim Cuma sabahı Funda ve Simge’nin evinden gelen gürültüler üzerine komşuları durumu polise bildirdi. Olay yerine gelen polis ekipleri, içeri girdiklerinde Funda'nın boğazı bıçakla kesilmiş cesediyle ve olay yerinden kaçarken katiller tarafından yakalanıp boynundan ve vücudunun birçok yerinden bıçaklanan ve öldüğü sanılarak bırakılan ağır yaralı haldeki Simge ile karşılaştı. Şişli Etfal Hastanesi'ne kaldırılan ve günlerce komada kalan Simge’nin kendine geldiğinde polise verdiği ifade sonucunda katillerin robot resimleri çizildi.&lt;br /&gt;LGBTT bireylere yönelik nefret cinayetlerinin önlenebilmesi için yasalarda gerekli düzenlemelerin yapılmasını istiyoruz. Polisin nefret suçu vakalarına karşı daha duyarlı yaklaşmasını ve medyanın da olayları benzer bir duyarlılıkla ele alıp LGBTT bireyleri yok edilmesi gereken insanlar olarak hedef göstermemesini istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de LGBTT Mültecilere Yönelik Nefret Söylemi&lt;br /&gt;İran rejiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Orta Anadolu’da bir şehre yerleşen mülteci çift, transeksüel oldukları gerekçesiyle ev sahibi ve komşuları tarafından elektrikleri, suları ve telefonları kesilmek suretiyle yaşadıkları ili terk etmeye zorlandılar.&lt;br /&gt;Türkiye’ye üçüncü bir ülkeye geçmek için gelen mülteciler 26 uydu kentte ikamet etmeye zorlanıyor. Bu şehirler muhafazakâr şehirler. Bu şehirlerde transeksüel ve eşcinsel mülteciler çalışma, barınma gibi en temel haklarına yönelik ihlallerin yanında doğrudan toplumun homofobisine ve şiddetine maruz kalabiliyorlar. Bu konuda yetkili kurumlar olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve İçişleri Bakanlığı’nın LGBTT mültecilerin Türkiye’de insan hakları ihlallerine uğramalarını engelleyecek düzenlemeler yapmasını bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran’da Nefret Cinayeti&lt;br /&gt;LGBTT bireylere yönelik devlet destekli bir nefret cinayeti Türkiye’nin komşusu, İran’da işlendi. Kaos GL muhabiri Amir Hujjeti, 24 Ağustos’ta Tahran’da eşcinsel bir çiftin öldürüldüğünü bildirdi. Hujjeti’nin bizzat tanık olduğu söz konusu cinayette, gençlerden “aktif” olarak tanımlanan 24 yaşında olanı başına çuval geçirilerek şehir meydanında idam ediliyor. “Pasif” olarak tanımlanan gençse şehir dışında Besiçlerce (ahlak milisleri) işkence edilerek öldürülüyor.&lt;br /&gt;İran’ı, eşcinsellere ve transeksüellere yönelik insan hakları ihlallerine son vermeye ve eşcinsel idamlarını durdurmaya çağırıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-2473194654160270502?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/2473194654160270502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=2473194654160270502' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2473194654160270502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/2473194654160270502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/lgbtt-bireylerin-insan-haklarn-izleme.html' title='LGBTT bireylerin insan haklarını izleme ve hukuk komisyonu bülteni'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-3458978915250897599</id><published>2010-10-06T13:29:00.003+03:00</published><updated>2010-11-02T23:21:47.788+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köçek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düğün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='transgender'/><title type='text'>Geçmiş zaman olur (mu) ki? - pullu köçek derler bize...</title><content type='html'>Köçeklik Anadolu’da bir gelenek, bir ananeydi. Köçek olmadan düğün, dernek olmaz, içki içilemez, sazlar çalınamazdı. Hoş sohbetler edilmez, neşeden silahlar aşka gelip mermiler gökyüzüne yağmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Ben de köçekler diyarı Kırşehir’e gitmiştim bir zamanlar, bana anlatılan tatlı yalanla sene 1973, Istanbul’dan kalk Kırşehir’e git. O zaman küçük Ajda diye bir arkadaşım vardı. Bana anlata anlata bitiremedi Kırşehir’i. Şöyle güzel, böyle hoş diye kalktık gittik. Tabii o benden daha kıdemli. Hiçbir insan hiçbir insana gerçeği ilk etapta anlatmazmış, gerçeği yaşayarak hayal kırıklığı içinde öğrenirmişsin, ona alışırmışsın meğer. Neyse uzun bir yolculuktan sonra Kırşehir girişinde bir benzinlikte indik. Bir müddet sonra onların tabiriyle “Teberler Yarı Abdallar” geldiler. Esmer insanlardı. Yürüye yürüye bir buçuk saat sonra gece yarısı tek katlı bir köy evine girdik. Kapıyı evin hanımı açtı. Hoş beş derken güzel bir sofraya oturduk. Ev hanesi bizle beraber; çoluk çocuktan oluşan 5-6 kişiydik. Bir de eve yeni gelin gelmiş bir kız vardı. Damat evin oğluydu. Keman çalan, zayıf uzun boylu, esmer bir delikanlıydı. Bizlere öyle hizmet, öyle özen gösterdilerki şaşırdım. Istanbul gibi şaşalı bir yerden küçücük bir köye gelmiştim. Etrafımda hiç tanımadığım insanlar vardı ama ilgi alaka sevecenlik herşey gayet güzel gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim yatmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ve Ajda için bir odaya yer yatağı serildi. Ben bir an evvel yatmak istedim. Duvarda gaz lambasıyla aydınlanan bir odaya girdim. Ajda’ya seslendim, “sen yat biz biraz daha oturacağız” dedi. Gözlerim kapanmak üzereydi, ben de yattım. Tam uyumak üzereyken bir elin oramı buramı okşadığını farkettim. Uyku sersemi, yarı karanlık bir odada “ay ne oluyor?” “Ajda sapıttı!!” dedim. Bir de ne göreyim evin yeni evlenen oğlu koynumda. Yapma etme dediysemde çocuk anlamıyor. Zorla bağıra bağıra, korkuyla beraber olduk. Sabah olduğunda karısı bize güzel bir kahvaltı hazırladı. Ben dışarı çıktım. Baktım Ajda ve evin diğer ahalisi gayet şen şakrak bana günaydın dediler. Bütün hışmımla Ajda’nın kolundan tutup evin arkasına götürdüm. Bu ne rezalet diye bağırdım, çağırdım. O da; “aa gacı, buranın kanunu böyle, güzel köçek yalnız bırakılmamalı, köçeğin bir dediği iki edilmemeli...” falan filan dedi. “Ama sen bana böyle anlatmamıştın” dediğimde Ajda’ya bana; “o zaman seni buraya getiremezdim” dedi. İşte o zaman güvenin, sevginin, dostluğun bir kez daha öldüğünü öğrenmiştim. Şöyle etrafıma baktım. Sağımda, solumda 5-6 tane hane daha var. Alabildiğince bozkır, çorak bir ova. Bir de taa ilerde gece indiğimiz benzin istasyonu, tek tük arabalar geçiyor oradaki yoldan. O an kendime bir kez daha kızdım. Çok güzeldim, su gibi... Ajda da beni yem olarak kullanmıştı. Kendi paralarını alabilmek için beni harcamıştı, beni yakmıştı. Neyse mecbur, elmahkum arkadaş bokuna çaresiz katlandım. Her dediğim aynen yapılıyor, bir dediğim iki edilmiyordu. Tek üzüntüm üstüne kuma geldiğim gelin kızcağızdı. O dahil herkes etrafımda pervaneydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken düğün sahipleri geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köçekleri görelim dediler. İçeri girdik. Ayaklarını görelim dediler. Ben hemen ayaklarımı gösterdim, herkes gülüştü. Anlamadım, ne oluyor dedim. Ajda gülerek ayol ayak göstermek oynamak anlamına geliyor dedi. Onu da öğrenmiş oldum. Oynadım ve anlaştık. Neticesinde Kırşehir’in başka bir köyüne 4 gün sürecek bir düğüne gittik. Aman allahım bütün köy halkı orada, düğün evinde toplanmış. Acemiyim hala, herşeyi İstanbul’daymışım gibi düşünüyorum. Herkese oynuyorsun! Ağa geldi kalk oyna, muhtar geldi kalk oyna. Tam ara verdik, yemek yiyeceğiz damat geldi; “hey köçek, hadi çok özel bir misafir geldi. Kalk oyna! ” dedi. Ben de “kalk Ajda, git sen oyna” dedim. Damat; “yoo olmaz” dedi. “İlla sen oynayacaksın”. Peki dedim. Bir odaya girdik. Odada 4-5 yaşlarında bir çocuk. Kim için oynayacağımı sordum damada; “işte bu çocuğa!” dedi. “ O Almanya’daki abimin oğlu, Alamancı” dedi. Çaresiz arzı endam ettik küçük beye. Yumurcak işini biliyor, nereye para koyacağını öğrenmiş!!... Neyse öyle yorulmuş öyle dökülmüştüm ki bize ayrılmış odaya çekildik çalgıcılarla. Gece olmuştu ve odanın ışıkları hala yanıyordu. Kapatın ışıkları dedim, hayır dediler. Niye dedim. Kural böyleymiş düğün sahipleri öyle istiyorlar diye ışıklar açık olmalıymış. Peki dedim zaten kemancım yanımda kene gibi yapışmış(!), tam uyudum yarım yamalak, kapı tak tak çalmış. Beni uyandırdılar kalk, kalk diye. “Ne var?” dedim, “aleme” dediler. Muhtar, Alamancılar ve damat eğleneceklermiş, para bok gibiymiş. Ben yorgunum dedim Ajda’yı alın, gidin dedim. “Olmaz, onlar seni istiyorlar, seni çok beğenmişler” dedi. “Yoksa silahlar patlar zorda kalırız” dediler. Peki dedim, gittik ahır gibi bir yer. Çalgılar çalmaya başladı, içki sofrası ortaya kurulmuş. Oyna oyna diye bağırıyorlar, silahlar patlıyor, pat pat, oyna oyna. Tavandan tozlar üstümüze düşüyor. Asılanlar, sarkanlar maksat beni tongaya düşürmek. Ama bizim çalgıcılar uyanık, işi biliyorlar. Ben veli nimetim onlar için, sadece oynatıyorlar. Neyse binbir zorlukla o 4 günü geçirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında bizim köye geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyün adı Hırla’ydı. Artık Hırla’da meşhur olmuştum. Kırşehir’in başka bir yerlerinde Kürt Bayram adında meşhur bir çalgıcı varmış beni istiyormuş. Bizim aşiret olmaz demiş. Yakarız, keseriz, öldürürüz demişler. Bana akıl vermeler gitmemem için. Bir baktım Ojlet Nejla geldi eve. Çok sevindim. Yalvardım Nejla’ya beni burdan kaçır diye. O da olur ama hemen olmaz dedi. Biraz bekle, ben yeni geldim, bir kaç güne gidersin dedi. Günlerimiz kah düğün, kah tarlalarda gezme kah esrar içip uyuşmakla geçiyordu. Bir de oralarda pek meşhur olan yerli köçek Ali vardı. Şahane oynardı. “Yerli köçek” demek dans etmediği zamanlarda erkek olana denirdi. Dört dörtlük oynarlardı. Bizlere ise “Pullu Köçek” denirdi. Asıl köçekler yerli köçeklerdi. Sonraları kadın köçekler moda olmuştu. Siyaset zihniyeti oğlancılığı özendirir diye gerçek köçekliği yok etmeye çalışıyorlardı. Oysa Kırşehir’de çok eski zamanlardan beri köçeklik çok yaygındı. Hatta köçeklerin bir hikayesi bile vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski zamanlarda bir derebeyi varmış. O derebeyi zamanında da çok ünlü bir köçek varmış. Ama derebeyi de çok zalim, astığı kestik, kestiği kestik bir adammış. Gün gelmiş bu meşhur köçeğin kız kardeşinin evlenmesi gerekiyormuş. Ama kızın gerdek gecesini de derebeyinin koynunda geçirmesi gerekiyormuş. Bunu bilen köçek tutmuş kız kardeşinin gelinliğini kendi giymiş, kendi köçek elbisesini de kız kardeşine giydirmiş. Güzel, onurlu köçek sevdiği değil de derebeyi kızkardeşiyle beraber olacak diye gerdeğe derebeyiyle girmiş ve o gece de bu zalim efendiyi öldürmüş. Hiç kimsenin dokunmaya cesaret edemediğini bir köçek yapıvermiş. O günden bugünlere de köçeklik bu hikayeyle gelmiş. Günümüzde sadece Kastamonu’da ve bazı Anadolu şehirlerinde tek tük kalmıştır köçekler. Her kültürün olduğu gibi köçek kültürü de zamanla kirlenmiş, yok olmuş, yitip gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin en ünlü köçekleri “Benli” adıyla anılan çok fettan olan ve peşinden birçok delikanlıları, bıçkınları koşturan köçek ve şairlerin çok güzel methiyeler düzdükleri, şarkılar besteledikleri, şiirler yazdıkları Çingene, Arnavut, Sırp ve Rum meyhane köçekleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Kırşehir’den ben, Ajda, Nejla, Bel Kıran Şefik, Türkan Anne, Cihan, Yaprak, Kader, Kuru Zümrüt, Deniz Anne, Ufuk’da diğerleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca daha evvel de yazdığım gibi Köçek Ali ve halk musikisinin büyük yorumcusu Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ta dönemlerinin ünlü köçekleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ismini sayamadığım kimbilir kimler var acı tatlı günler yaşamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada daha fazla dayanamadığım o Kırşehir köyünden rahmetli Nejla beni gece herkesin uyuduğu bir vakitte kurtardı. Bir buçuk saat sonra benzinliğin oradaki caddeden geçen bir kamyonla Ankara’ya kaçtık; esaretten bir başka özgürlük sandığımız esarete...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardelen&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-3458978915250897599?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/3458978915250897599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=3458978915250897599' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3458978915250897599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3458978915250897599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/gecmis-zaman-olur-mu-ki-pullu-kocek.html' title='Geçmiş zaman olur (mu) ki? - pullu köçek derler bize...'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-417804706318962434</id><published>2010-10-06T12:51:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:22:29.309+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lgbtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sözlük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet değiştirme'/><title type='text'>dönme dolap -  d...ö...n...m...e...</title><content type='html'>"dönme" dergisini çıkartmaya karar verdiğimiz ve yola koyulmak için toplandığımız gün, ilk sayımızın daha çok bu kavram üzerinde yoğunlaşması ve amacımızın "dönme"liğe dair teori ve/veya pratikleri irdelemek olması kararını almıştık. çünkü; çıkış sayısının bir anlamda meramını anlatma aracı da olacağını düşünerek beyin fırtınaları yapmıştık. bu yazıda sizler için bu kavramın dilimizde kullanımını ve/veya bu kelimeye yüklenen anlamları sunmak adına internette bir gezinti yaparak, günümüzde sanal alemde çok popüler olan ve sayıları da giderek artan sözlükleri yokladım ve bu sitelerden bir derleme yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;öncelikle türk dil kurumu'nun sitesinde neler yazıyor ona bakmakta fayda var. tdk'ya göre “dönme”nin tanımları şöyle sıralanmış:&lt;br /&gt;1 . dönmek işi 2 . ameliyatla cinsiyet değiştiren kimse. 3 . matematik biçimi değişmeyen bir şeklin ekseni çevresindeki hareketi. 4 . sıfat, din b. (***) başka bir dindeyken müslüman olan, mühtedi.&lt;br /&gt;ekşi sözlük, lafmacun, nedir.net, sosyomat, zamane, zibidi, uludağ ve lgbt* topluluğa hizmet veren homoloji gibi popüler sözlüklerde "dönme"liğe dair neler yazılmış, ne gibi yorumlar yapılmış bir bakalım ve buradan yola çıkarak ilerleyen zamanlarda ne gibi adımlar atacağımıza dair bir yol haritası çıkartalım derim.&lt;br /&gt;"dönme" manşetinin altına yazılan tanımlar arasında ilk göze çarpan nokta, kelimenin genellikle bir durumdan başka bir duruma geçişlerde kulanıldığı. örneğin, sünnilikten aleviliğe, hristiyanlıktan ya da musevilikten müslümanlığa, bir futbol takımından başka bir futbol takımına transferlerde ya da en bilindik haliyle erkek bedeninden kadın bedenine geçişlerde (ilginçtir, kadın bedeninden erkek bedenine geçişlerde kullanımına rastlanmamaktadır) zikredilen "dönme" genel itibariyle telaffuz edilirken muhakkak ki bir "aşağılama", "ötekileştirme" ve/veya "ayrımcılık" içeriyor.&lt;br /&gt;transfobinin her geçen gün daha da kök saldığı günlük yaşamda karikatürize edilen ya da öcüleştirilen transseksüel ve travestilerin yaşadıkları zorlukları, uğradıkları ayrımcılığı ve şiddeti görmezden gelmek konusunda oldukça başarılı(!) olan "algı", konu bireyi ya da bir topluluğu aşağılamak için ilk olarak cinsel yönelimlere ya da cinsiyet kimliklerine başvuruyor. ibne, homoseksüel, sevici, götveren, kadın adam, erkek fatma, karı kılıklı, ucube, godoş, puşt gibi dönme de acil durumda camı kırınız kelamlarından biri ne yazık ki.&lt;br /&gt;ancak, işin ilginç tarafı bu aşağılamalardan nasibini alanlar "hep" transseksüeller olmuyor. zorla ya da isteyerek müslümanlığı seçmiş birey ya da topluluklar asla "tam anlamıyla" müslüman kabul edilmediği ve muamele görmediği için her dem aşağılanırken "dönme"likle damgalanmaya devam ediyor günümüzde. mezhep değiştirenler de keza öyle.&lt;br /&gt;sözlüklerde de en çok vurgu yapılan alan cinsiyet geçişleri ve din/mezhep transferleri elbette. ancak ciddi anlamda kelimenin bire bir karşılıkları da yazılmış kimi kullanıcılar tarafından. "dön" fiilinin olumsuzu gibi tanımlar ya da bir emir kipi olduğunu belirten tanımlar da mevcut.&lt;br /&gt;dönme hakkında yazılan birkaç tanım üzerine konuşmakta fayda var bu noktada. misal, ekşi sözlük'te, zeynerka adlı kullanıcı "dönme" manşetinin altına, "tükürdüğünü yalayanlara da ayrıcana edilen küfür" şeklinde bir tanım girmiş. bizlerin birer kimlik olarak sahiplendiği "dönme", zeynerka adlı sözlük kullanıcısı tarafından "sözünü tutmayan, bu nedenle de sözüne itimat edilmemesi gereken kişi" olarak algınanıyor pekala. nedir.net adlı sitenin yazarlarından felix ise ilginç bir yorum getirmiş "dönme" için: "yahudilikten müslümanlığa geçip, müslüman gibi görünmelerine rağmen eski inançlarını sürdüren insanlara denir". milletçek kandırıldığımızı söylüyor felix ve aman dikkat diyor! yine aynı sitede manşetin altında bolca "sabetaycılık" geçiyor. sabetaycılığın ne olduğu, kimlerin sabetaycı olduğu yazılıyor bol bol. herkesin konuya dair "net" ve "kesin" fikirleri var gördüğüm kadarıyla. lafmacun adlı sitede yazan enigmatic adlı yazar ise "cinsiyet değiştirmiş kişilere uygun görülen sıfat” tanımını yazmış. transseksüel bireylerin payına düşen budur diyor, ses etmeyiniz...&lt;br /&gt;uludağ sözlük'te yeknesak adlı kullanıcı naif, "atlı karıncaya binilince olan eylem" demiş. ancak, diğer kullanıcılar yeknesak kadar naif değiller maalesef. arrzu adlı kullanıcı, "dönmek=erkekken kadın olmak, nüfus cüzdanı rengini değiştirmek, topoşlaşmak... ve daha niceleri" derken, tatasoy adlı kullanıcının aklına "dönme" deyince sadece "bülent ersoy" gelmiş. zamane sözlük ise araştırmacı tarihçilerle dolu. "osmanlı döneminde hristiyan veya yahudi oldukları halde din değiştirip islamiyete geçen kişiler. kuşkusuz hidayete erdikleri için yapmamışlardır bunu. devlet kademelerindeki çeşitli görevler için yapmışlardır. çoğunun dinini gizlice devam ettirdiği söylenir" şeklinde bir tanım giren kayra adlı kullanıcı birkaç tanım sonra eklemiş:&lt;br /&gt;"cinsiyet değiştirenler için de kullanılıyor". atakan adlı yazarın ise bir önerisi(!) var hepimize: "cinsiyet değiştirenler için döndü kelimesi daha uygundur... hem bir kadın ismi hem de nasıl kadın olduğunu açıklayan bir fiil".&lt;br /&gt;gelelim lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender** bireylerin ağırlıkta olduğu ve lgbt varlığı için önemli bir kaynak olma yolunda hızla büyüyen homoloji'ye. diva adlı kullancının tanımı halk'a sırtını dayamış durumda: "halk arasında crossdresser, travesti ve transseksüellerin hepsine birden verilen homofobik isim. bu atgözlüklü görüş çerçevesinde eşcinsellerin de yeni dönmeye başlamış olan bireyler olduğu kabul edilir ve akıbetlerinin ameliyat olduğuna inanılır". homofobik? düşünmek gerek... veneficus lepidus adlı yazar ise "buram buram homofobi kokan, düzcinsellikden herhangi bir şekilde farklı durum veya kişiler için kullanılan tabir" olduğundan dem vurmuş. iki tanımda da konuya eşcinseller tarafından bakıldığı görülüyor. bu tanımların dışında dergi yazarlarımızdan kinky imam'ın bu sayıda da yer alan yazısına kaynaklık eden tanımı mevcut ve en nefes alınabilir tanım da bu. ayrıca; frigoferio adlı kullanıcı dergimizden bahsetmiş. sanırım onun da söyleyeceği bilgi bu imiş (:. bunlara ek olarak; yine ekşi sözlük'te yazan kezban s phone adlı kullanıcının tanımı gayet açıklayıcı ve aydınlık: "dönme halk arasinda son 10-15 yıldır erkekten kadına transseksüeller için kullanılan bir kelime olduğu gibi; din, futbol takımı, arkadaş grubu değiştirenler için de kullanılagelmektedir...", "günümüzde toplumun ana akım düşüncelerinden ırak, devlet ve sisteme bir şekilde, bir yoldan karşı insanlara, sözde "baskın" cinsel yönelimlerin dışında kalanlara, dinsizlere, ateistlere, anarşistlere ve yazamadığım diğerlerine dış mihraklarda queer denmektedir. akademik lisanda queer türkçe'ye 'o biçim', 'ibne', ' dönme', 'terso' vb. sözcüklerle çevrilmeye çalışılmıştır. sanki dönme queer (kaçıklık kuramı) kavramına en yakın duranıdır, transgender'a da bir bahane gibidir."&lt;br /&gt;çeşitli popüler internet sözlüklerinden aldığım bu görüş/fikir/öneriler(!) doğrultusunda sormak gerekiyor ki "dönme" bir kimlik olarak sahiplenilmeli midir yoksa "tu kaka" edilip, kenara mı atılmalıdır, utanılması gereken bir durum mudur yoksa “gurur” duyulası bir hal midir? sayısız görüş, sayısız "algı", sayısız bakış açısının içinde varolan ezberden bağımsız bir argüman geliştirmeye çalışan bizler için bu soruların yanıtlarını bulmak elbette ki kolay olmayacaktır. ancak, "utanmamayı" kendisine rehber seçmiş, "susmamayı" şiar edinmiş bizlerin elinizde tuttuğunuz bu dergi sayesinde bu soruların cevaplarını bulmaları elbette mümkündür. iş bu yolda seyredecek araçların durmadan gitmesini sağlamaktır. işte "dönme" artık o "araç"tır...&lt;br /&gt;bir dahaki sayıya görüşmek üzere...&lt;br /&gt;bawerella...&lt;br /&gt;* kısaltma: lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender&lt;br /&gt;** transgender: dilimizde yerleşik bir tanım olmasa da yurt dışında travesti ve transseksüel bireyleri tanımlamak için kullanılan kelime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bawerella&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-417804706318962434?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/417804706318962434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=417804706318962434' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/417804706318962434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/417804706318962434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/donme-dolap.html' title='dönme dolap -  d...ö...n...m...e...'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-7836560438278452231</id><published>2010-10-06T12:49:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:23:21.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rapor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet düzeltme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='terapi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ameliyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsiyet geçişi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çapa'/><title type='text'>Cinsiyet Düzeltme Bürokrasisi</title><content type='html'>Transseksüeller için rapor alma süreci İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’na poliklinik başvurusuyla başlar. Burada ilk etapta poliklinik ve/veya özel muayene ile detaylı bir anamnez alınmaktadır. Aile yapısı, aile bireylerinin kişilik özellikleri, kişinin bebeklikten itibaren gelişim ve eğitim süreci, çevreyle olan etkileşimi, transseksüelliğine ait farkındalığıyla birlikte yaşadığı bireysel ve sosyal değişikliler, tuvalet alışkanlığı, cinsel yönelimi, cinsel ilişkide üstlendiği rol, açık olup olmadığı, giyim tarzı ve zaman içinde giyim tarzındaki değişiklikler, daha önceki beraberlikleri ve sonuçları tek tek sorgulanır. İlk aşama en az üç veya dört seans poliklinik kontrolü şeklinde, genellikle ayda bir olan görüşmeler şeklinde yapılır. Çeşitli psikiyatrik ve kognitif (bilişsel) değerlendirmelerden sonra ikinci aşama olan grup terapisi sürecine girilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Grup terapisi kişinin hem bireysel olarak hem de diğer transseksüel birey ve hekimlerle olan ilişkisi içerisinde değerlendirildiği bir dönemdir. Grup terapisinde güne kişilerin bir yoklaması yapılarak başlanır. Kişinin hem nüfus cüzdanında yer alan hem de transseksüel kimliğinde kullanmış olduğu ismi telaffuz etmesi beklenmektedir. Burada amaç, kendisiyle ve transseksüel kimliğini kabullenmeden önceki hayatıyla var olan ilişkisini değerlendirmektir. O dönemin yok sayılmaması ve kabullenilerek söz edilebiliyor olması amaçlanan hedeflerden birisidir. Ayrıca alınan yoklama sırasında herkesin oturma düzeni, bireyler arasında grupların olup olmadığı, kadın ve erkek transseksüeller arası dinamikler de izlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra kişi bir önceki ayda yaşamış olduğu olumlu ve olumsuz şeyleri "iyiler ve kötüler" başlıkları altında, iki tur halinde herkesin sırayla söz aldığı bir ortamda anlatır. Konuşanın sözünün kesilmeden dinlenmesine önem verilir. Yeri geldikçe üzerinde tartışılacak konular herkesin yorumuna açılır veya bireysel olarak herkes kendi fikrini belirtebilir. Vakit kaldığı takdirde ortak olarak bir olgu zemininde veya genel bir konuda tartışmalar yapılabilir. Genellikle on beş veya yirmi kişi katıldığı için bu bölüme yeterince vakit kalmayabilir. Grup terapilerine ve poliklinik görüşmelerine devamlılık gösterilmesi, şartlar ne olursa olsun gelinmesi rapor sürecindeki kararlılığa paralel olarak değerlendirilmektedir. Verilen uzun aralar terapi sürecine baştan başlatılmak gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Hekimlerin tavırları genellikle olumludur ancak karşılaşılabilecek sert çıkışlara rağmen kararlılığın sürdürülerek terapi sürecine gelinmesi kişinin yararına olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup terapisindeki belli bir süreden sonra kişi hastanenin endokrinoloji bölümüne sevk edilir: Burada çeşitli biyokimya ve hormonal tetkiklerin ardından hormona başlanmasına engel teşkil edecek bir durum olup olmadığı araştırılır. Daha sonra şartlar uygun olduğu takdirde hormon tedavisine başlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terapi sürecinde çevreye açılmak, sosyal hayatı transseksüel kimliğine göre yönlendirmek konusunda ilerleme sağlamak beklenmektedir. Terapi sürecine ek olarak yılda bir veya iki kere aile görüşmeleri de yapılır. Bu görüşmelere sadece gönüllü olan aile üyeleri alınır ve onların da tıpkı transseksüel bireyler gibi bu durumu yalnız başlarına yaşamadıklarını fark etmelerinin ve birbirlerinin tecrübelerinden yararlanmalarının sağlanmasına çalışılır.&lt;br /&gt;İki yıllık bir izleme sonunda rapor aşamasına hazır olduğuna karar verildiğinde kişi hakkında bir dosya hazırlanır. Daha sonra psikiyatrlardan oluşan bir jüri önünde hazırlanan dosya ışığında sorulan bazı sorularla kişi değerlendirmeye alınır ve ardından raporu çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkan raporla mahkemeye başvurulur. Genellikle bir avukat aracılığıyla mahkemeyi takip etmek kişi açısından daha kolay olacaktır. Mahkeme ameliyat olabilme iznini vermeden önce kişiyi, transseksüel olduğunu onaylaması için farklı bir “hakem hastane”ye gönderir. Bu aşamada avukatın davaya bakan mahkemenin hangi “hakem hastane”ye gönderdiği konusunda kişiyi bilgilendirmesi çok önemlidir. Çünkü her hastane transseksüellere aynı şekilde yaklaşmamaktadır ve ilgili mahkeme sıklıkla hep aynı hastaneye yolladığı için avukatın bunu takip ederek gerekli şekilde mutlaka kişiyi bilgilendirmesi gerekir. “Hakem hastane” aşaması daha zor bir süreçtir. Bu aşamada, kişinin almış olduğu raporu hiç dikkate almayan hekimler çıkabilir. Burada genellikle psikiyatri, üroloji, kadın doğum bölümlerine açılan sevklerle muayene olunması istenir. Ancak bu aşamada, transseksüellerin hekime ve ilgili bölüme göre değişen derecelerde zorlamaya uğradıklarının bilinmesinde yarar vardır. İşler beklenildiği veya en azından olması gerektiği kadar kolay yürümeyebilir. Genellikle daha önce yapılmamış olan genital bölge görüntüleme tetkikleri ve psikiyatrik testler istenir. Daha önce yapılmış olan testlerin tekrar yapılması da istenebilir. İlgili bölümlerin verdikleri raporlardan sonra tekrar heyete girerek ortak bir rapor çıkar. Bu aşamadan sonra alınan “hakem hastane” raporu mahkemeye götürülerek ameliyat için gerekçeli karar alınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-7836560438278452231?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/7836560438278452231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=7836560438278452231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7836560438278452231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/7836560438278452231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/cinsiyet-duzeltme-burokrasisi.html' title='Cinsiyet Düzeltme Bürokrasisi'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-3414887583082619534</id><published>2010-10-06T12:47:00.004+03:00</published><updated>2010-11-02T23:23:46.427+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ebtt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sayı1'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönme'/><title type='text'>Kendine “dönme”</title><content type='html'>İngilizce’de de, Türkçe’de de hem eşcinselleri hem de travesti ve transseksüelleri tanımlayan kelimeler var. Top, ibne, sevici, puşt, dönme, götveren vs. Daha da vardır muhakkak. Bu kelimeler hiçbir zaman iyi anlamda kullanılmadı; aşağılamak, ezmek ve sömürmek için kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Hepimiz nereden gelmiş olursak olalım ikili kelimeler-kadın/erkek, ikili kodlar-kadınlık/erkeklik üzerinden büyütüldük. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bu “sistem” yürürlükte olduğu için az veya çok farkla aynı üretimden, aynı beyin yıkamasından geçtik. Hissettiğimizin değil, “olmamız gerekenin” gerçek ve kabul edilebilir olduğunu kazıdılar kafamıza. O yüzden bu kelimeleri ve dayatılan hayatları çoğu zaman o kadar çok kanıksadık ki “toplumdan, bize bakan”dan geldiğini anlamadık, anlayamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altlarında ezildik, suçluluk hissettik, kendimizden nefret ettik, tanrıya yakardık bizi “düzeltsin” diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dönme” kelimesi ise özellikle travesti ve transseksüel arkadaşların hafızalarında en berbat sözcük olarak yer etti (din, etnik köken değişikliği yapmak zorunda bırakılmış olanların kafalarına kazındığı gibi). Türkiye’de ve dünyada en popüler cinsiyet olan “erkek” cinsiyetini ve “erkeklik” toplumsal rolünü nasıl bırakır da “döner” diye ya da kadın haliyle kendini nasıl kutsanmış erkek olarak görür diye yemedikleri küfür, sopa ve cezalandırma kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun baktığı yerden değil, başka bir yerden, içimizden bakmamız gerek. Ne hissediyorsak oradan bakmak gerek bu kelimelere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişten bugüne, özellikle de Amerika ve Avrupa’da, EBTT (eşcinsel, biseksüel, travesti, transseksüel) kadınların ve erkeklerin mücadelesi güçlendikçe ve tartışmalar, sorgulamalar arttıkça; bu olumsuz ve negatif yüklü kelimeler, “hissettiğimizden utanmadığımız”, “olduğumuz” varoluş şeklimizin bizi aşağılayan insanlarınkinden hiç de farklı olmadığının, herkes kadar bu yaşamda her hakka sahip olduğumuzun altını çizmek için özellikle kullanılır oldu. Herhalde en bilinen örneği “queer”dir (İngilizce’de değişik, ucube, ibne anlamında kullanılır). “I’m here, i’m queer” (“buradayım, ibneyim” diye çevrilebilir) meydanlarda en çok ve yüksek sesle atılan slogan olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993-94’de başlayan Türkiyeli EBTT hareketi de bize bu perspektifi kazandırdı/kazandıracak. “İbne” artık EBTT bireyler tarafından (en azından camia içinde) olumlu olarak kullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transseksüelleri “hissettiğinin/olduğunun karşıtı bir bedene hapsolmuş ruh” diye tanımlıyor bazı EBTT bireyler. Oysa “dönmek” eylemine ve “dönme” kavramına olumlu bir anlam yükleyebiliriz. Kendimiz olduğumuzu, fiziksel ve sosyal olarak kendimize döndüğümüzü pekala söyleyebiliriz. Bu pozitif anlamı topluma geri yollayabiliriz. Mesela “queer”in Avrupa ve Amerika’da yerleşmesi çok uzun zaman aldı. Bu değişim olurken buradakine benzer fiziksel ve sosyal şiddet de devam ediyordu. Dayanışma ile birbirine “kendiyle, olduğu haliyle, içinde hissettikleriyle onur duyması” gerektiğini söyleyen, hissettiren EBTT bireyler ve değişime/dönüşüme açık diğer insanlar olmasaydı bugüne kadar gelen ve birçok EBTT bireyin ağzının suyunu akıtan sosyal hakların (evlilik, evlat edinme vs.) alınması hayal olacaktı. Benzer şekilde İstanbul’da Lambdaistanbul, Ankara’da Kaos GL gibi örgütlenmelerle başlayan ve bugün İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya, Eskişehir ve Van’da devam eden diğer örgütlenme çalışmalarıyla daha da güçlenen sosyal hareketlerle “ibnenin” ve “dönmenin” olumlu hali topluma yayılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dönmenin”, “toplumun görmek istediği” şeklin aksine “kendimize dönmek” olduğunu sahiplenecek ve sahiplendirecek insan sayısı da tartışmalar, sorgulamalar ve bunların platformları olan örgütlenmeler yayıldıkça artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki “dönme” sayısında buluşuncaya dek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayşegullüm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-3414887583082619534?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/3414887583082619534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=3414887583082619534' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3414887583082619534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/3414887583082619534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/kendine-donme.html' title='Kendine “dönme”'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3734934672592443474.post-4765075674559724791</id><published>2010-10-06T12:44:00.005+03:00</published><updated>2010-11-02T23:24:34.366+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kimlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönme'/><title type='text'>Dönmeliğimin tarihçesi</title><content type='html'>Daracık bir kelime dağarcığına sahiptim 'dönme' kelimesiyle tanıştığım zamanlarda. Ve fiil olarak öğretilen bu kelimenin nasıl bir sıfata dönüştüğünü zaman zaman şaşkın bakışlar eşliğinde, zaman zaman korkudan gözlerimi yumarak, zaman zamansa acılar içinde kıvranarak izledim. Suçlanan, yargılanan, linçe layık görülendim. Belli ki büyük bir suç işlemiştim, küçük yaşımın bile cezamı hafifletmeye yetmediği büyük bir suç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Önceleri bir yakıştırma. Çocukların çocukça bir üstünlük yarışı belki. Belki de ilkelliğimizi tüm çıplaklığıyla ortaya seren, 'karşındakini, ötekini, farklı olanı yaralama' çabası. Evren geliştikçe basitleştirilmek istenen, basitleştirilen, basitleşen insanlar. Kendimizden farklı olan her şeye, düşünceye, duyguya, ırka, dile, dine ve görünüşe karşı gün geçtikçe büyüyen bir tahammülsüzlük. Hatta nefret. Tek tip kalıplara dökülmek üzere kırılan, ezilen, eritilen düşünceler, düşler, sevgiler, 'bizler'...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönmeliğimin bile bir tarihçesi oluştu zamanla. Kademeler atlayıp yeni isimler aldım. Önce karı kılıklı, sonrasındaysa yumuşak. Verilen isimlerin hepsi narinliğin, kırılganlığın tanımıydı ve erkeklikten uzaktı. Çünkü bir erkek kırılgan olamazdı. O da babası, amcası gibi sert, 'erkek gibi erkek' olmalıydı. Deterjan reklamlarını anımsatan 'homo' takip etti sonra. Yeni okullar, yeni insanlar ve yeni sıfatlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duymazlıktan gelmeye çabalıyordum, fakat beceremiyordum. Susuyordum, siniyordum, korkuyordum, çocuktum. Hiçbir canlıyı yaralamayacak, yaralayanları anlamayacak kadar zayıftım, insandım. Önceleri daha az çıkar oldum okul bahçelerine; karı kılıklı, yumuşak, homo kelimeleri canımı acıtmasın diye. Zamanla uzaklaştım bahçelerden, insanlardan. Yaklaştım kendime. Küçüktüm, içime kapandım. Büyüdüm, içimi insanlara kapadım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her birimiz anımsarız okula başladığımız ilk günü, ilk bisiklete bindiğimiz zamanı, ilk sevgilimizi, ilk yaramızı ve 'dönme' kelimesiyle ilk yüz yüze getirildiğimiz anı. Döndüğüm zaman ilk zamanlarıma geri gidebilmeyi hayal ediyorum. Yaşadığım ya da bana yaşatılan ilklerime. İliklerime işleyen, unutulma ihtimali, uyumlu bir ilik bulmaktan bile daha düşük olan ilklerime. Oysa hepimiz güvenli kalelerimizden, evlerimizden çıktığımızda öğrendik geriye -dönme- şansımızın olmadığını!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri güçsüzlüğümden güç alan insanların beni sorguladıkları gibi tüm gücümle sorguluyorum şimdilerde kendimi. Bugüne kadar yaptığım ve bugünden sonra yapmak istediğim tercihlerimi. Bana ait olan, benim olan, benden olan, ben olan her şeyi. Şimdi geleceğime bağlayan dönemeçte durmuş geçmişimi sorguluyorum. Zamanında beni kendi gerçeğimden döndürmeye çalışan insanların yakıştırması olan ve kendileriyle benim aramda bir fark olarak gördükleri; aslında en çok da onlarla aramda bir fark olduğu için zamanla kendime yakıştırdığım dönmeliğimi sorguluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim hıçkırıklarımdan kendilerine kahkahalar yapan, bana verdikleri acılarla mutlu olan insanlar. Kendinden korkan, kendinden kaçan, kendinden kaçmaya çabalarken kendine yaklaştığını fark eden. İçine kapanan, içini insanlara kapatan, içinde büyüyen, gün be gün güçlenen, yenildikçe yenilenen BEN!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazandığım gücün paralelinde ağırlaşan isimler; ibne, götveren... Korkuları cesarete, kırılganlıkları başkaldırıya dönüşen, dönüştürülen, döndürülen dönmeler; BİZLER!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canı yanmadan, hatta bir hayvan saldırmazken bile, yaralamaktan, hatta öldürmekten haz duyan insanlardan öğrendim, öldürmeyen şeylerin güçlendirdiğini. Her gün biraz daha gerileyen, ilkelliğe doğru ilerleyen bir ters evrim geçiren, insani değerlerden uzak, bir sıfata bile yakıştıramadığım bu canlılardan öğrendim, dönmekle doğru karar verdiğimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü farklıydım. Onlar gibi olamazdım. Olmak da istemezdim. Ben, her şeye rağmen kendinden ödün vermeyen, insan kalmakta direnendim. İnsani değerlerinden dönmeyen bir -dönme-ydim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gacıvari falcı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3734934672592443474-4765075674559724791?l=donmeninguncesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/feeds/4765075674559724791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3734934672592443474&amp;postID=4765075674559724791' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/4765075674559724791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3734934672592443474/posts/default/4765075674559724791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://donmeninguncesi.blogspot.com/2010/10/donmeligimin-tarihcesi.html' title='Dönmeliğimin tarihçesi'/><author><name>aligullüm</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07101427023385568529</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp1.blogger.com/_XftsdFwkKnU/R6czuGJkkjI/AAAAAAAAABc/7pFEMKYWWyQ/S220/flag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
